Gölgeler – Bölüm 13

Ebru’lar geri döndükten sonra Semih görüşmemiş olsalar da daha derin bir boşluk hissetti içinde, daha doğrusu o eski boşluk geri geldi. Dükkan için bekleyen iki adamla da görüşmüştü. Biri ile anlaşacakları neredeyse kesinleşmişti, aslında hızlı davranırdı ama esnaf ağabeylerinin onayını bekliyordu.

“Biz araştıralım bunu!” dediler Semih’e, aralarına herkesi almak istemiyorlardı adam kiracı olmayacaktı.

Pınar ile konuştu, evleri satmayacaklardı. Yazlık evi Semih kullanacak, şehirdeki evi Pınar geldiğinde açacaktı. O ağabeyi kadar duygusaldı ama ev onu rahatsız etmiyordu. Aksine yuvasına dönmüş hissi veriyor, anılarını canlı tutuyordu. Ağabeyinin kaçtığının bu olduğunu anlayamıyordu tabi çoğunlukla uzakta olduğu için o hep eve dönmeyi özlemişti. Boş da olsa “eve dönmek” onun için önemliydi.

Ebru İstanbul’a dönünce, Mümtaz bey ev sahibine haber verdi, zaten İstanbul’daki evle Antalya’daki eve satacak olan aynı emlakçıydı. Anahtarı Ebru götürüp adama bırakacak, sonrasında da bir bağları kalmayacaktı. Muhsin bey ve karısı şimdilik İstanbul’a dönmeyi istemedikleri için Ebru tek başına kalmaya devam edecekti. İstanbul’a gelince Seda ve Alparslan iki gün de onda kaldıktan sonra ailelerinin yanına geri döndüler. Düğün için iki ailede hazırlık yapacaktı ve Seda’nın annesi “Kızımla vakit geçireyim!” artık demişti. Henüz nerede yaşayacaklarına karar vermemişlerdi Seda İstanbul istiyordu, onlar için en iyi piyasa buradaydı. Alparslan’da İzmir düşünüyordu, egeyi seviyordu, orada yaşamak İstanbul’da yaşamaktan daha cazipti ona göre.

“Şehirde yaşadıktan sonra ne fark eder ki?” diye dert yanmıştı Seda, arkadaşına, “Çok inatçı gerçekten yoruyor beni, her kararı kendi almak istiyor!”

“Sakin ol biraz, sen sevdiğin adamla olmak istiyorsun, İzmir ya da İstanbul fark etmez. Hangisinde kısmetiniz varsa zaten oraya gidersiniz. İkinizden biri akışa bıraksın ki olacağına varsın!”

“Semih aradı mı hiç seni?”

“Hayır aramadı!”

“Sen aradın mı?”

“Aramadım ama arayacağım, ayağını sormak için!”

“Ayağını sormak için!” diye güdü Seda.

“Ona İstanbul’da yalnız olduğunu söyle!”

“Seda?” dedi Ebru utanarak.

“Söyle ki gelsin akıllı!”

“Ne yapacağım onu burada da mı misafir edeceğim!”

“Hayır canım, rahat çıkarsınız diye dedim!”

“Tamam sen düğününe odaklansana!”

“Ayakkabımın altına ikinizin adını yazacağım!”

“Yaz tamam!”

Ebru Seda’ya arayacağım dese de çekindiği için mesaj atmakla yetindi ama Semih günlerdir onu düşündüğü için aradı hemen. Sesleri gözle görülür olsaydı, her notadan havalanan kelebekleri etraflarındaki herkes görebilirdi ama maalesef ikisi de çok uzatmaya cesaret edemeden kapattılar. Semih daha iyiydi, her ihtimale karşılık baston taşıyor ve çok ayakta kalmıyordu. Ebru’da iş görüşmelerine başlayacaktı artık, amcası ve yengesi geri gelmeye karar verirlerse küçük bir ev tutabileceğini düşünmüştü Antalya’da. Semih gelirse veya işte biri olursa, amcası ve yengesi ile rahat çıkamazdı.

“Çok komiksin!” demişti Seda, “Erkek arkadaş ihtimali için ev tutacaksın öyle mi?”

“Sen okulda bulunca tabi, böyle şeyler düşünmedin!” demişti Ebru’da ona, Seda’nın Alparslan’dan bu kadar şikayet etmesine de üzülmeye başlamıştı. Evlilik öncesi stresi miydi acaba bu?

Bir ay sonra Alparslan İstanbul’a geldi, İzmir ve İstanbul için başvurularda bulunmuştu ve İstanbul’dan yanıt almıştı. Seda işin olması için dua ediyordu çünkü olursa İzmir şansı ortadan kalkacaktı. Ebru’da iki yerden olumlu dönüş almıştı ama son mülakat için haber bekliyordu. Seda evlendikten sonra başvuru yapacaktı. Alparslan’ın şehri belli olsun istiyordu. Alparslan İstanbul’a gelince o da annesini kandırmaya çalıştı ama pek başarılı olamadı. İlk görüşme olumlu geçmişti Ebru buluşup bir yemek yediler, sonra kalmadan döndü Alparslan, bir daha çağrılırsa o zaman kalacaktı, Seda ayarlarsa tabi.

On beş gün sonra Alparslan yeniden İstanbul’a geleceğini haber vermek için aradığında hiç beklemediği bir şey daha söyledi. Mehmet İstanbul’daydı, kardeşinin ameliyatı iyi geçmişti. Tedirgin bir dönem olduğu için herkesten uzak durmak istemişti.

“Seni mi aradı yani?” dedi Ebru.

“Evet ben ona bir kaç mesaj atmıştım!”

“Sevindim kardeşinin iyi olmasına, evi kapatmamış mı burada?”

Alparslan, Ebru’nun imasını anladığı için güldü “Kapatmış! Ailesi bir hafta sonra gelecekmiş, kız kardeşine söz verdiği için onlarla burada bir hafta on gün kalmak istiyormuş. Görüşmek istiyor bizimle”

“Seda biliyor mu?”

“Demin söyledim, arar seni birazdan!” diye güldü Alparslan, “Beş gün sonra oradayım, Seda gelirse sende kalacağız tamam mı?”

“Tamam gelmedi amcamlar ev boş!”

Alparslan ile konuşurken bekleyen arama olduğunu görmüştü, Seda arıyordu ama Alparslan’a söylemedi ikisi Mehmet hakkında konuşunca sürekli dalga geçip onları geriyordu.

“Söyledi mi?” dedi Seda açar açmaz.

“Evet onunla konuşuyordum!”

“Utanmaza bak!”

“Evi boşalttım demiş!”

“Gidip bakacak mısın?”

“Eve mi?”

“Evet!”

“Yo! Bana ne artık!”

“Bitti mi yani? Bir şey hissetmedin mi?”

“Hayır!” dedi Ebru gülerek.

“Biliyordum!” dedi Seda gülerek.

“Neyi biliyordun?”

“Sen Antalyalıya aşıksın!”

Güldü Ebru itiraz da etmedi. Onu özlemişti. Semih o konuşmanın arkasından mesaj atmaya başlamıştı. Cesaret almış olmalı diye düşünüyordu iki kız. Seda bu kez Alparslan’a bahsetmiyordu Semih hakkındaki konuşmalardan çünkü Mehmet konusunda gerçekten kızdırmıştı onları. Kıskançlık değildi yaptıkları. Düpedüz yalan söylemişti onlara, Ebru gözüyle görmüştü ayrıca, başkasından duymamışlardı.

Semih ortaya çıktığından beri onu konuşuyorlardı artık. Seda onların hikayesinin bir film olabileceğine karar vermişti. Kaza ile başlayan büyük aşk hikayesi. Ebru’da kaptırmıştı kendini ama yine de temkinli olmaya çalışıyordu bu sefer. Zaten uzaktaydı Semih şimdilik platonik sayılırdı, bu da zararsız demekti.

Mümtaz bey kardeşinin nihayet çiftlikte yaşamak istemesine çok sevinmişti. Bütün sorumluluğu tek başına almak ona yorucu geliyordu artık. Sezen hanımda sevinmişti, eltisiyle iyi anlaşıyorlardı. Sürekli kocası ile sohbet etmeye çalışmaktan kurtulmuştu en azından. Her şey hızlıca şekil değiştirmiş ama kolayca yerine oturmuştu. Hatta Muhsin bey, “Biz eşyaları alalım, kız nasıl istiyorsa öyle döşesin!” demeye bile başlamıştı. Dört yıldır bu evde yaşadıkları için Ebru’nun şimdilik böyle bir talebi yoktu. Çalışmaya başlayınca zaten yatmadan yatmaya eve girecekti. Seda ve Alparslan, İstanbul’da yaşarlarsa hafta sonları da onlarla olurdu.

Semih ile sohbet programından sürekli konuşuyorlardı artık. Mehmet’ten değil ama diğer her gelişmeden ona bahsetmişti Semih. O da dükkanla ilgili gelişmeleri anlatıyordu. Dükkan satılınca başka bir şehre yerleşme ile ilgili fikri değişmemişti. Yazlık hep duracaktı. İstanbul’da da turistik eşya satıcılığı yaygındı o yüzden düşünüyordu gelmeyi. Hatta ayağı biraz daha iyileşince gelip bir piyasa araştırması yapmayı planlamıştı. O zaman belki görüşürlerdi.

“Tabi ki!” demişti Ebru hemen, “Seni gezdirebilirim hafta sonu gelirsen!”

Seda ailesine Ebru’nun ona ihtiyacı olduğunu ve onu görmek istediğini söylemişti. Aile tam olarak Ebru’nun neden ona ihtiyacı olduğunu anlamamıştı ama bir kaç gün İstanbul’a gidip gelmesine razı oldular. Alparslan’ın da İstanbul’da olacağını bilmiyorlardı tabi. Dünürler henüz sık sık haberleşmedikleri için Alparslan’ın ailesinden duyma şansları da şimdilik yoktu.

Alparslan gelmeden Mehmet ile yeniden görüşmüş, Seda’nın günü kısıtlı olduğu için görüşme gününü kesinleştirelim demişti. Mehmet ailesinin de geldiğini, kardeşi rahat etsin diye bir villa kiraladıklarını söylemişti.

“Zenginliği vurgulamasa şaşardım!” dedi Seda villa kiralama muhabbeti üzerine, “Geldiler dese yetmiyor yani!”

“Ben gelmesem mi?” dedi Ebru ikisi de o akşam onun evine geldiklerinde.

“Neden gelmeyeceksin?”

“Ne bileyim pek onu görmek istemiyorum artık!”

“Özellikle seni sordu” dedi Alparslan bu kez, iki kız dönüp ona baktılar ciddi mi diye, “Sordu!” dedi Alparslan kaşlarını kaldırarak.

“Bence yüzleş sen bu adamla!” dedi Seda.

“Neyle yüzleşeyim bana bir vaatte bulunmadı ki?”

Alparslan nişanlısından çekindiği için ağzını eğip başını salladı.

(devam edecek)

Yorum bırakın