Seda Semih’in ailesini de sorunca, Semih onları üç ay önce kaybettiğini söyledi. Ebru elinde olmadan mutfaktaki işi bırakıp Semih’e baktı. Bunu söylemek zorunda kaldığı için üzülmüştü. Seda’da böyle bir cevap beklemediği için afallamıştı, Alparslan’ın ters bakışları ile karşılaşınca da iyice kötü hissetti.
“Çok üzgünüm bilmiyordum!” dedi mahcup bir şekilde, “Allah rahmet eylesin!”
“Sorun değil!” dedi Semih.
“Allah rahmet eylesin, biz şu eşyaları açalım, Seda sen duşa girecektin!” dedi Alparslan ayağa kalkıp, ve nişanlısını alıp odaya götürdü. Semih salonda tek başına kaldı.
“Bir şey getireyim mi?” diye seslendi Ebru.
“Hayır teşekkür ederim! Arkadaşlarınla ilgilen sen, ben iyiyim!”
“Akşam yemeğinden sonra eskilerden konular açıldı, Semih’e okulun ilk günlerini, Seda ile Alparslan’ın nasıl çıkmaya başladığını anlattılar. Konu ister istemez Mehmet’e de geliyordu tabi ama kimse onunla ilgili bir detaya girmiyordu.
Seda, Ebru ile mutfağı toplamaya geçince, “Ya çok tatlı çocukmuş bu!” dedi fısıldayarak.
“Alparslan pek sevmedi sanki!”
“Aman o kimi seviyor ki?”
“Zaten bir kaç gün sonra gidecek, doktoru basabileceğini söyledi!”
“Ya ne yapacak bu halde tek başına? Yazık çocuğa!”
“Gider kontrol ederiz arada!”
“Kalsın o da burada işte biz gidene kadar söyle sen!”
“Yok artık!” dedi Ebru, “Ayaklanınca onu herkes görecek!”
“Biz buradayız ya ne fark eder görsünler!”
“Yok!” dedi Ebru ama Seda onun yüz ifadesinden aklına düşürdüğünü anladı.
Alparslan, Semih’e işi ile ilgili sorular sordu daha çok, aslında konuştukça samimi bulmuştu Semih’i ama insanlar iyi rol yapardı, Mehmet için bu iki kız nelere vardırmışlardı olayı. Mehmet, efendi, düzgün bir çocuktu. Bir kız arkadaşı varmış diye bu kadar kötülemek, kızların kıskançlığıydı. Ayrıca mesajına da hâlâ dönmemişti. Acaba gerçekten ameliyat sorunlu mu geçmişti?
Ertesi sabah Ebru yine erkenden kalktı fırına gitti, denize de girip geri geldi. Alparslan uyanmış kapının önüne çıkmıştı.
“Niye buradasın?” dedi Ebru onu görünce, “Seda uyuyor, senin ki de kanepede uyuyor! Ben de ses çıkarmayayım diye buraya çıktım!”
“Benim ki değil o!” dedi Ebru gülerek, anahtarı kapıya taktı.
“Mehmet ile hiç konuştun mu?” dedi Alparslan.
“Hayır! Neden?”
“Kız kardeşi için yani merak ettim!”
“Umarım iyidir!” diyerek içeri giren Ebru’nun peşinden girdi Alparslan’da, kahvaltıdan sonra üç arkadaş yine denize gittiler. Ebru sevgilileri baş başa bırakmak ve Semih’in ilaçlarını ve buzunu değiştirmek için geri geldi.
“Ben iyice yük olmaya başladım sanırım. Arslan’ı aradım, belki bir bakıcı ayarlamıştır diye ama maalesef bulamamış. İki gün sonra giderim muhtemelen siz de rahat edersiniz!”
“Olur mu öyle şey! Ben onları yalnız bırakmak için geldim. Bu ilk baş başa tatilleri sayılır. Sen keyfine bak bize yük falan olmuyorsun. Seda iyileşince de kalman gerektiğini düşünüyor!”
“İyileşince de mi?” dedi Semih gülerek.
“Evet biz yazılığı temizletip kapatacağız ki adam emlakçıya versin! Biraz daha buradayız!”
“Teşekkür ederim, ben yine de eve geçeyim. dükkan işlerini halledeyim hem, sonra belki İstanbul’a gelirim!”
“Sahi mi ne iyi olur!”
İki gün sonra Arslan bey bizzat gelip arkadaşını muayene etti. Alparslan ve Seda yine denizdeydiler o geldiğinde.
“O-ho çok iyi bakmışsınız bu adama kilo almış!” dedi Semih’i görür görmez. Sonra onu kolundan tutup kaldırdı ve evin içinde değnekle biraz yürüttü, “Bence artık dolaşabilirsin, çok yormadan, ayakta fazla kalmadan.”
“Tamam!” dedi Semih sevinerek, “Yarın eve geçeyim o halde! Gelip beni alır mısın iş çıkışı!”
Doktor, dönüp Ebru’ya baktı “Ben bırakırım!” dedi Ebru “Siz zahmet etmeyin! Zaten borçluyum buna söz vermiştim! Şey! Evde yapamaz diyorsanız kalabilir de biraz daha!”
Arslan bey yine bir şey demeden Semih’e baktı bu sefer, “Yok canım, yapabilirim, misafirleri de var Arslancığım. Yeter yük olduğum.”
“Sen bilirsin!” dedi Arslan bey, vedalaşıp gitti başka bir şey demeden. Tam o çıkarken Seda ile Alparslan geldiler, Alparslan evden çıkan adamı görünce yine dikti gözünü ters ters, beraber içeri döndüler. Semih hâlâ ayaktaydı. Uzun süredir yattığı için hemen kanepeye dönmek istemiyordu.
“Ben yarın bırakacağım Semih’i eve ama her gün uğrarım, yemek de getiririm. Nasılsa yapıyorum!” dedi Ebru.
“E her gün gidip, yemek götüreceksen burada kalsa herkes için daha kolay olmaz mı?” dedi Seda ama Alparslan bu sefer esirgemeden sıktı kolunu susması için.
Semih’in de gördüğü bu hareketten sonra “Teşekkür ederim, sizin tatiliniz bölüyorum!” dedi mecburen.
O akşam birlikte güzel bir yemek yedikten sonra Seda ve Alparslan şehirde gece gezmesine gittiler. Ebru ve Semih’te film seyretmeye karar verdiler ama ikisin de de tuhaf bir burukluk oluşmuştu. Uykuları gelene kadar film izledikten sonra da muhabbet etmeden uyumaya çekildiler. Nişanlılar geldiğinde ikisi de uyumuşlardı ya da uyumuş gibi yapıyorlardı.
Semih ertesi gün kahvaltıdan sonra gitmek istediğini söyleyince, Ebru ben bırakırım dese de Alparslan kendi bırakacağını söyledi. İki arkadaş da o arada dedikodu yaparlardı. Alparslan’ın net tavrı karşısında ikisi de fazla bir şey diyemediler. Semih’in eşyaları arabaya kondu, Alparslan onu kaldırıp, arabaya kadar götürdü.
“Çok teşekkür ederim her şey için!” dedi Semih, “Haberleşiriz!” diyerek vedalaştı uzatmadan. Alparslan’ın onu bir an önce götürmek istediğini anlayalı çok olmuştu.
Araba evin önünden ayrılınca “Aman ya!” dedi Seda terliğini yere vurarak, “Bu Alparslan da babama benzemeye başladı iyice!”
“Koruyor bizi işte!” dedi Ebru, nasılsa her gün görecekti Semih’i bir süre. Hatta ilk gün Semih’in evinin halini görünce, bir gün önce sitede evleri temizleyen kadını ayarlamıştı, yarın giderken onu da yanında götürecek, Semih’in evini temizletecekti. Yemekleri de götürünce, o da biraz rahat eder işleri ile ilgilenebilirdi herhalde. Tabi temizlik olayından Semih’in haberi vardı ve hayır diyememişti.
O akşam Alparslan, Ebru’yu da alıp yeniden şehir merkezine götürdü kızları. Gece geç saate kadar dolaşıp eğlendiler. Uzun zamandır Ebru’da bu kadar güzel vakit geçirmediği için kendini iyi hissetmişti. Seda ve Alparslan gibi dostları olduğu için çok şanslıydı. Alparslan biraz kaba sabaydı ama mert çocuktu. Seda ile çok mutlu olacaklarından hiç şüphesi yoktu.
Yazlıktaki son günlerine kadar Alparslan Ebru’nun Semih’in yanına gitmesine sadece bir kez izin verdi ve her seferinde yemekleri alıp kendi götürdü, kapları da alıp geri getirdi. Semih onun tavrından artık ortada gözükmemesi gerektiğini çoktan anlamıştı. Ebru mecburen ona mesaj atıyordu, o da kısa ve öz cevaplar vermekle yetiniyordu. Ev bir kaç gün zor olmuştu ama temizlenip, yemekler de gelince rahat etmişti. Artık yavaş yavaş kendi başının çaresine bakabiliyordu. O yüzden beş gün sonra Alparslan’a artık yemek göndermelerine gerek olmadığını söyledi. O da hiç ısrar etmedi tabi ki.
Ebru’lar yazlıktan ayrılana kadar bir daha görüşemediler. Arslan bey kıskanç arkadaş olayından pek haz etmedi, “Keşke sallamasaydın oğlum iyi kızdı!” dedi açıkça, “Onun nişanlısı değilmiş ki hem?”
Semih Ebru’nun telefonuna yüklediği uygulama aile onun gittiği her yeri görebildiğini söylemedi arkadaşına. İstanbul’a giderse karşısına çıkabilirdi bunun sayesinde. Onların dönecekleri gün yol boyu izledi o kırmızı noktayı. Artık aynı şehirde de değillerdi. Ebru telefon açıp veda etmişti. İçine sinmemişti böylesi ama Alparslan haklı olabilirdi. Mehmet tecrübesinden sonra bu kadar güvene gerek yoktu.
(devam edecek)
Ellerinize sağlık
BeğenLiked by 1 kişi