Gölgeler – Bölüm 8

“Günaydın!” dedi Ebru çekinerek ve perdeyi açıp o tarafa geçti, “Ben uyumuşum özür dilerim. Bir şeye ihtiyacınız var mı?”

“Hayır” dedi Semih, onun ne kadar tedirgin olduğunu görüyordu, “Arslan size kahvaltı bıraktırdı masadadır herhalde orada!”

“Ha tamam teşekkür ederim!” dedi Ebru ve yatağın diğer yanında üzerine çanta koyduğu koltuğa ilişti gidip, “Doktorunuz iyi biri, bana ameliyatın iyi geçtiğini söyledi! İnanın sizi hiç görmedim bile!”

“Daha önce de kırığım oldu!” dedi Semih, “Benim de hatam vardı, yolu kontrol etmedim, sizi gördüm ama oldu işte!”

“Şey, arkadaşınız polis çağırabileceğinizi söyledi! Yani ben suçumu kabul ediyorum.”

“Polis çağırmayacağım merak etmeyin!” dedi Semih, Ebru derin bir iç geçirdi, “Beni eve bırakırsınız!” dedi sonra gülerek.

“Tabi!” dedi Ebru hemen ayağa kalkmıştı sanki hemen olacakmış gibi, o sırada içeri giren doktor “Biraz da baksanız iyi olur!” dedi gülerek.

Ebru ona baktı anlamamış gibi.

“Semih tek başına yaşıyor, bu ayakla dört beş gün yürümesini istemiyorum. Yani siz onu eve bırakınca ya bakmalı ya da bakacak birini bulmalısınız!”

Ebru dönüp Semih’e baktı bu sefer, “Böyle bir şeye gerek yok! Hastaneden hastabakıcı tutulabiliyor diye biliyorum!”

“Yaz döneminde değil canım kardeşim! Yarın sabah çıkabilirsin, onu söylemeye gelmiştim. Siz aranızda halledin!” diyerek yine çıkıp gitti.

“Siz ona bakmayın, Arslan benim çocukluk arkadaşım! Sizin de bir eviniz, aileniz olmalı zaten!”

Yutkundu Ebru, “Ben yazlığa gelmiştim, ailem benimle değil! Yani size birini bulmak istiyorum, ödeyebilirim, hastaneyi, motorunuzu da ödeyebilirim!”

“Adınız ne?”

“Ebru”

“Buralı değil misiniz?”

“Hayır değilim!”

“Burada bana bakacak birini bulmanız zor, o işi Arslan halleder siz öyle söylediğine bakmayın!”

“Peki ben sizi kontrole gelirim en azından, yani buralardayım!”

“Bu gün de burada kalacağıma göre gidebilirsiniz yazlığınıza! Baya yorgunsunuz belli ki!” diyerek yatağı işaret edip güldü Semih.

“İlk kez uzun yol geldim o yüzden! Biraz da kafam dağınıktı sanırım!”

“Zor günler mi?”

“Biraz!”

“Benim de!” dedi Semih elinde olmadan. İkisi de birbirine bir şey sormadı.

“Ben gidip evi açayım o halde!” dedi Ebru, “Sabah geri gelirim söz veriyorum!”

Güldü Semih onun haline ama sonra ciddileşip, “Kaçmayacağınızı nereden bileceğim?” diye sordu.

“Niye kaçayım?”

“Bana telefonunuzu verin de bari çıkacağım zaman sizi arayayım”

Ebru hemen perdenin diğer ucuna geçti, komodinin üzerindeki hastane kahvaltısını gördü ama çantasını alıp geri geldi. Bir kağıt kalem çıkarıp yazdı numarasını Semih’e uzattı.

“Telefonum çantamda!” dedi Semih

Ebru hemen arkasındaki çantayı ona uzattı bu sefer. Semih çantayı açtı, telefonun şarjı vardı hâlâ numarayı kaydetti, sonra çaldırdı, “Siz de beni kaydedin, Semih Vurgun”

“Özler!” benimki de, “Ebru Özler!”

Sonra Ebru onun ricasıyla Semih’in telefonunu şarja taktı ve veda edip çıktı hastaneden.

Dışarı çıkınca derin bir nefes aldı, arabayı koyduğu yeri hatırlamaya çalıştı ve yeniden eve doğru yola çıktı. O kadar tedirgin sürdü ki bu sefer, arkasından onu geçen iki araba korna çalarak el kol salladılar.

Eve varınca hemen annesini aradı, “Hiç bir şey olmamış gibi görüntülü arama açtı ve yazlığı gösterdi, onların ne yaptıklarını sordu. Kapatır kapatmaz da hemen yakındaki markete koştu, acayip midesi bulanmaya başlamıştı, aldığı simit ve ayranı ev varmadan yedi bitirdi. Ev bir yıldır kapalı kaldığı için havasızdı. Bir kaç böcek ve sinek ölüsü vardı etrafta, bir çay koydu kendine gelmek için, süpürgeyi açtı, bir güzel sildi sonra yerleri. İşlerini bitirince balkonda bir çay içti, canı yemek yapmak istemiyordu, marketten aldığı bisküviyi çayla bir güzel yedi. Dünden beri Mehmet’i çok az düşünmüştü. Hastanedeki genç adama elinden geleni yapması gerektiğini düşünüyordu, böylece Mehmet’i de kolayca unuturdu. Sabah erken kalkıp geri gitmek için fazla oyalanmadı, zaten dün bütün gece hastanede uyumasına rağmen hâlâ çok yorgun hissediyordu. Bir duş alıp uyudu.

Sabah erkenden kalktı, kahvaltı yapmadan çıktı evden, yol üzerindeki fırından hem ona, hem gelirse diye doktora, hem kendine sıcak poğaçalar aldı. Odaya girdiğinde Arslan bey de oradaydı.

“Biz de sizden konuşuyorduk” dedi pat diye.

“Günaydın, geç mi kaldım yoksa? Size de aldım buyurun!” diyerek poğaça paketinin birini ona uzattı, sonra diğerini alıp Semih’e verdi.

“Ben hastabakıcı araştırıyorum ama henüz birini bulamadım. Ben sormasında ısrar ediyorum ama Semih kabul etmiyor. Bir kaç gün onunla kalmanızda bir sakınca var mı? Bu halde korkulacak biri değil gördüğünüz gibi. Ayağını uzatıp yatması gerekiyor!”

“O olmaz!” dedi Semih hemen.

“Kalırım!” dedi Ebru, neden dediğini kendisi de bilmiyordu ama doktor haklıydı, kıpırdayamadan bir adamdan korkacağı bir şey yoktu.

“Size iki değnek vereceğim. Tuvalet ihtiyacı dışında yerinden kalkmayacak. Zaten çok katı şeyler yemesin bu durumda. “

“Tamam ben hallederim!” dedi Ebru.

“Kız tatile gelmiş!” dedi Semih “Neden biriniz de bana sormuyorsunuz acaba?”

“Ben sizi bu hale getirdim!” dedi Ebru, “Gidip kafeteryadan çay alayım!” diyerek ayrıldı yanlarından.

“Ne yapıyorsun dünden beri?” diye çıkıştı Semih, Arslan’a Ebru çıkar çıkmaz.

“Sosyalleşmeni sağlıyorum, üç aydır yas tutuyorsun. Ne var tatlı bir kız işte!”

“Evet kıza bir sözüm yok!”

“Beğendiğini anlamıştım, ayağın kırıkken bile baktın değil mi ona!”

“Sen de bakmışsın, söyleyeceğim karına!”

“Senin için baktım!” dedi Arslan o sırada Ebru içeri geri geldiği için hastaneden çıkışı konuşur gibi yaptılar. Çıkış işlemleri için Arslan ayrıldı yanlarından.

“Poğaça için teşekkür ederim” dedi Semih, “Kalmanız için de!”

“Afiyet olsun, benim de canım sıkılmaz!” dedi Ebru.

Bir saat sonra hastabakıcıların yardımı ile Semih’i arabaya bindirdiler. Ebru onun evine gitmektense bildiği yazlığa gitmenin daha iyi olduğunu düşünmüştü. O yüzden önce onun evine uğrayacaklardı. Ebru eve girip onun söylediği şeyleri toplayacak sonrada Ebru’ların kullandığı yazlığa geçeceklerdi.

Ev dağınık ve pis olduğu için böylesi Semih’in de işine gelmişti. Yazlık zaten satılacağı için Ebru’da etrafı hiç umursamıyordu. Bir şey diyen olursa Alparslan’ı görmüşler derdi. Yolda Semih’e yazlığın durumunu anlattı.

“Bir daha gelmeyeceksiniz o zaman!”dedi Semih.

“Yani Antalya’ya gelebiliriz tabi ama buraya değil, hayır gelmeyeceğiz!”

“Tanışmak için bu şansmış yani!”

Ebru dikiz aynasından gülümseyen Semih’e baktı, dostça bir şakaydı herhalde ama hoşuna gitti, “Sanırım öyle!” dedi o da gülerek. Önce Semih’in evine gittiler, anlaşıldı ki çok uzakta değildi ikisinin evi. Ebru içeri girdi, telefonu elinde Semih’in bak dediği yerlere bakarak her şeyi tamamladı. Bir kaç fotoğraf görünce durup onlara baktı ama Semih’e söylemedi. Ailesinin fotoğrafıydı ama Ebru olanları bilmiyordu tabi.

Sonra Ebru’nun kaldığı yazlığa geldiler, Ebru kendi yatağını ona hazırlayacaktı ama odada sıkılacağı için öncelikle kanepeye uzanmasına yardım etti. Televizyon buradaydı, Amerikan mutfak olduğu için evin içinde birbirlerini hep görebileceklerdi. Ebru anne ve babasının odasında yatacaktı.

Semih bu küçük evi beğenmişti, en azından onun evinden daha toplu ve aydınlıktı. Ebru tatlı bir kızdı gerçekten. Belki de Arslan’ın dediği gibi ona da iyi gelirdi bu arkadaşlık. Ebru onu yerleştirdi, kumandayı yanına koydu, oturmadan markete gitti alış veriş için, doktor sıvı yesin dediğine göre çorba yapmak lâzım diye düşünmüştü.

(devam edecek)

Yorum bırakın