Gölgeler – Bölüm 7

Ameliyattan çıkan doktor hemen onun yanına geldi, ameliyat iyi geçmişti. Rahatlayabilirdi. Başka bir sıkıntı da görünmüyordu, biraz morluklar vardı tabi ama daha kötüsü olmamıştı çok şükür.

“Size kim çarptı?” dedi merakla

“Bize mi?”

“Evet, motorda beraber değil miydiniz? Siz de bir şey olup olmadığına hiç bakmadık!”

“Benim bir şeyim yok!”

“Çarpan herif kaçtı mı?”

“Şey! Hayır, korkarım ben ona çarptım!”

Adam durup kaşlarını kaldırdı “Kötü vurmamışsınız!” dedi gülerek, sanki az önce sordukların unutturmak ister gibiydi, “Siz birbirinizi tanıyor musunuz?”

“Henüz değil!” dedi Ebru utanarak, “Polisi mi aramalıyız?”

“Polisi mi?”

“Evet! Yeni onu yaraladım sonuçta!”

“Normalde evet aramak gerekir ama bunu ona soralım!” dedi adam.

“Ben kaçıp gidersem diye belki ister!”

“Onu buraya siz getirmediniz mi?”

“Ben getirdim”

“Geri gelene kadar da gitmediniz! İlla polis gelsin istiyorsanız ayılınca ona sorarsınız!”

“Ne kadar sürer ayılması!”

“Çok sürmez, birazdan onu odaya alacaklar, siz de oraya geçersiniz. Hemşireyle haber yollarım!” dedi doktor ve gülümseyerek oradan ayrıldı.

Polise gitmezlerdi herhalde, aklına hiç gelmemişti o kısım. Babası duysa çok üzülürdü işte o zaman. Annesi de kızardı çok babasına arabayı ona bırakıp, yazlığa izin verdi diye. Üstelik bir de yalan üstüne yalan söylemişti.

“Off!” diye kendi kendine homurdanırken geldi hemşire ve ona odayı tarif etti.

“Burada bekleyebilirim!” diyecekti hemşireye, saçma buldu bunu kıza söylemeyi, teşekkür edip, tarif ettiği kata çıktı, sessiz koridorda oda numarasını buldu ve başını içeri uzattı. Aralarında perde olan iki yataklı bir odaydı burası. Camdan taraftaki yatakta perdenin arkasından uzanmış yaralı ayağı görüyordu. Kapıya yakın yatak boştu. Çekinerek gidip baygın yatan Semih’e baktı. Ayılınca arar diye sırtına taktığı çantasını baş ucundaki koltuğun üzerine bıraktı. Kanlı pantolon ve tişörtü de oradaydı.

Ne yapacağını bilemeden durdu biraz, çok yorgundu. Daha kapıdan girer girmez şu diğer taraftaki yatağa uzanmak istemişti. Bu iki gündür yaşadıkları neydi böyle. Koridora çıkıp bir görevli aradı, biraz uzansa bir şey olmazdı herhalde. Aradaki kapalı perdeyi hiç açmadan yatağa uzandı. Doktor on beş dakika sonra odaya geldiğinde ikisi de gözleri kapalı başka alemlerdeydiler. İkisinin de başına birer su bıraktı sonra o da çıkıp gitti.

Semih’in koluna takılı bir serum vardı, hemşire bir saat sonra geldi kontrol etti, Ebru öyle derin dalmıştı ki, hiç bir şey duymuyordu. Semih biraz ayılır gibi olmuştu ama odada kimse yok sandığı için yeniden dalmıştı. Gün doğana kadar da uyanmadı. Sabah hemşire gelip onu kontrol etti. Doktor arkadaşını sordu ona, “Gelecek bir saat sonra!” dedi kız yan yatakta yatan Ebru’dan haberi olduğunu düşündüğü için bir şey demeden çıkıp gitti. Ebru günlerdir az uyumuş iki gündür de olay üzerine olay yaşamış olduğundan uykunun içinden çıkamıyordu. Bazı sesler duyar gibi oluyordu ama nerede olduğunun farkında olmadığı için yeniden içi geçip kendini bırakıyordu.

Saat sekizde Doktor Arlsan bey geldi, “Nasılsın?” dedi arkadaşına gülümseyerek, “Ben iyiyim!” dedi Semih, “Bacağım fena herhalde!”

“Lisedeki kırığından pek farklı değil!”

“Kız gitti mi?”

“Hangi kız?”

“Beni buraya getiren işte! Kaçıp gitti mi?”

“Kimdi o kız?”

“Bana çarpan işte, buraya kadar getirdi beni, motorum yolun ortasında kaldı!”

Arslan gülerek perdenin baş kısmını tutup hafifçe açtı ve Semih’e Ebru’nun uyuyan yüzünü gösterdi.

“Bütün gece buradaydı! Bir yere kaçtığı yok.”

Semih onu yan yatakta görünce şaşırmıştı.

“Sessiz ol da uyusun, korkmuştu baya!”

“Bana çarptı! Bu bacakla ne yapacağım şimdi?”

“Polis çağıracağını düşünüyor?”

“Polis mi?”

“Evet normalde bunu yapabilirsin, yani ondan şikayetçi olabilirsin!”

Semih arkadaşına baktı soru dolu bir ifadeyle, Arslan ellerini önlüğünün ceplerine sokmuş, başını yana eğmiş ona bakıyordu.

“Ne yapmam gerekiyor, ne gülüyorsun?”

“Sana bakacak biri gerekiyor bir süre!”

“Ona mı diyeyim? Saçmalama, kim olduğunu bile bilmiyorum!”

“Öğrenirsin!”

“Arslan, biz flört etmiyorduk, arabası ile bana çarptı diyorum sana!”

“Ben fikrimi söyledim, o uyanınca ikiniz ne yapacağınıza karar verisiniz o zaman!” diye omuz silkti arkadaşı ve odadan çıkıp gitti.

Semih başını perdenin olduğu yere çevirdi ama kapalı olduğu için Ebru’yu göremedi. Başını yastığa bıraktı. Serumdaki ağrı kesici sayesinde şimdilik bir şey hissetmiyordu ama sonrasında ağrısı olacağından emindi. Arslan ile lisede aynı takımda basketbol oynarlardı. O zamanlar çok popülerdiler ve sürekli birbirlerine kız ayarlarlardı. Arslan çalışkan bir çocuktu tıp kazandığına kimse şaşırmadı. Semih iki yıllık bir okul okudu. Babasının kalede dükkanı vardı o zamanlar. Hep dükkanın başına geçeceğini düşünmüştü. Okul bitince Antalya’ya babasının yanına döndü ve onunla çalıştılar biraz, üç yıl belki üç buçuk. Bir kaç ay önce hem annesi, hem babasını bir kazada kaybetti. Kız kardeşi bir yabacı ile evlenmiş yurt dışına gitmişti. Bir ay gelip ağabeyi ile kaldı ve iki kardeş acılarını paylaştılar. Dükkanı babasının yanında çalışan çocukla diğer esnaflar idare ediyorlardı. Bir ay sonra dükkana yeniden gittiğinde kendini kötü hissetti. Bir hafta on gün sonra, bu işi artık yapmayacağına karar verdi. Güvendiği bir esnaf ağabeyi ile konuştu, artık burada kalmayı pek istemiyordu. Eve de girememişti zaten, kız kardeşi gelince de sahildeki evde kalmışlardı. Şehirdeki eve kardeşi Pınar iki kez gidip gelmişti. Semih’in eşyalarını da getirmişti gelirken. Üç aydır sahil evindeydi şimdi. Dükkanı talipler çıkmıştı ama esnaflar onları tutmadığı için Semih’te acele etmiyordu. Yıllardır babası ile yan yana çalışmıştı bu adamlar, onları üzecek birine bırakıp gitmek istemiyordu. Ebru ona çarptığında sahildeki eve gidiyordu. Arabayı fark ettiğinde onunda anne ve babası gibi öleceğini düşünmüş, kaçamamıştı. Her şey ona çarpan kızın suçu değildi yani. Kızın niye bu kadar uyuduğunu da anlamamıştı ama gece kaçta uyuduğunu bilmediği için bu düşüncenin saçma olduğu sonucuna vardı. Anne ve babasının cenazesi de bu hastaneye getirilmişti ama ondan farklı olarak maalesef morga yatırılmışlardı. İkisi de kaza yerinde can vermişti. Kaza haberini Arslan vermişti. Genco amca ile Gülizar teyzeyi çocukluğundan beri tanırdı, Semih’lerde çok kalmışlığı vardı. Semih babasından para isteyeceği zaman dükkana gelirlerdi. Genco amca onlara soğuk bir şeyler ısmarlar klimaya yakın oturtur sohbet etmeden yollamazdı. Tabi konu Semih’in gene parayla ne yapacağı olurdu ama sonunda gülerek ayrılırlardı. O gece Arslan nöbeti arkadaşına devredip bütün geceyi Semih ile geçirmişti. Karısı da eski arkadaşlarıydı. O da olanları duyunca hemen gelmişti. İkisi kardeşi gelene kadar onu bırakmadılar hatta Pınar gelene kadar iki gece onlarda kaldı, cenazeden sonra da sahildeki eve geçtiler. Şimdi aynı hastanedeydi, bir trafik kazası geçirmişti, anne ve babasından üç ay sonra.

Ebru sonunda gözlerini açıp, perdeyi görünce nerede olduğunu hatırladı. Kaç saat uyuduğuna dair bir fikri yoktu ama gözlerinin şiştiğini hissediyordu. Hemen yüzünü elleri ile temizledi ve doğruldu. Sessizce kalktı ve biraz önce doktorun açtığı yerden perdeyi aralayınca başını çevirip ona bakan Semih ile göz göze geldiler.

“Günaydın!” dedi Semih.

(devam edecek)

Yorum bırakın