Mümtaz bey de biliyordu ateşle barutun durmayacağını, sanki karısı ile kendileri farklı mı olmuşlardı. Ama biraz erkekleri biliyorsa o da bu çocuğun ya yazlıkta ya da hiç açılmayacağıydı. Açılırsa zaten sıkıntı yoktu, ne yaşarlarsa yaşasınlar diyemiyordu dili ama içi diyordu mecburen. Yok açılmayacaksa zaten hayal kırıklığı olacaktı Ebru için ama olacaksa şimdi olması lazımdı artık. Açılmayacak adamda iki kız, iki oğlan o yazlığa gelmezdi. Eğer Sezen hanımın dediği kadar iyi bir çocuksa tabi diyordu içindeki ses ama kızına güveniyordu. Kullandırmazdı kendini. Kullandırmasındı zaten bu yaştan sonra, en iyisi film izleyip kafasından konuyu uzaklaştırmak olduğundan bir film buldu. Sezen hanım huzursuzdu ama o da bir şey demedi.
Ertesi sabah Ebru koşarak gitti okula Mehmet’e bir an önce sormak istiyordu. Okula gittiğinde Seda’yı gördü önce, “Babam tamam dedi!” dedi heyecanla nefesi kesilecek gibiydi, etrafına bakınınca Seda anladı kime baktığını ve suratını büzüştürdü.
“Ne oldu?”
“Alparslan sormuş Mehmet’e?”
“Ne?”
“Evet sormuş dün bir şey için arayınca”
“Ne demiş?”
“Gelemezmiş!”
“Niye?”
“Evi kapatmam lazım demiş!”
Ebru’nun bütün heyecanı söndü birden bire, Alparslan’a kızdı önce ondan önce sorduğu için sonra bu geri çevirişi kendi duysa Mehmet’in yanında ağlayacağını düşünüp vazgeçti ki o sırada yaşlar indi yanaklarından.
“Ebru, Alparslan haklı sanırım!”
“Beni sevmiyor değil mi?”
“Hayır!” dedi Seda arkadaşına sarılarak, “Boş ver biz üçümüz çok eğleneceğiz. Ben de bu gün ablama diyeceğim, evdekileri bir yoklasın bakalım.”
“Tamam!” dedi Ebru iç çekerek, geceden sabaha kadar bütün heyecanı ki içine Mehmet bile girememişti konunun henüz. Kendi kendine gelin güvey olmuştu ama bozulmuştu yine de, arkadaş olarak da olsa bu güzel tatili neden geri çeviriyordu ki.
“Gidip açılsan mı sen?” dedi Seda birden bire.
“Ben mi, Mehmet’e?”
“Evet ne var, nasılsa gidiyor işte, başka okul günümüz de yok. Söyler kendi kulağınla ondan duyarsın ne diyecekse? Ben hâlâ sana karşı boş olduğunu düşünmüyorum. Ne sonuç olacaksa olur, umut biter yoksa sen böyle çok acı çekersin”
“Ben nasıl söyleyeyim, istemeyen birine gitmek gururuma dokunuyor!”
“Aşkta gurur mu olurmuş, ayıp bir şey yapmıyorsun ki, seviyorsun! Yatağana da girmiyorsun nesi ters bunun!”
“Senin tuzun kuru tabi!”
“Seninki de kuru olsun istiyorum, söyle kurtul, bir şey olmayacaksa bile bu seni yiyip bitirecek, içinden çıksın. Biliyor olsun topu ona at!”
“Kendimi daha kötü hissederim!”
“Böyle daha uzun süre kötü hissedeceksin!”
“Düşüneyim!” dedi Ebru, Alparslan’ın geldiğini görünce.
“Selam kızlar! Mehmet gelemiyor, söyledi mi Seda!” dedi Ebru’nun halinden habersiz olduğu için.
“Söyledim!” dedi Seda sevgilisinin karnına dirseği ile vurdu susması için. Mehmet yine işlerini bahane edip gelmedi yanlarına bütün gün.
Ebru gece yatağına uzanınca düşündü arkadaşının söylediklerini, aslında uzun zaman önce, yani o üçüncü sınıftan sonra Mehmet ile olmayacağını kendini ikna ettiğini sanmıştı. Bu yazlık olayı nedense içindeki her şeyi yeniden alevlendirmişti. Bu da demek oluyordu ki onu zaten her gün gördüğü için, teselli olmuştu ama şimdi biliyordu ki bir daha görüşmeyebilirlerdi. Tüm birlikteliklerine rağmen Mehmet son zamanlardaki haliyle sanki bir daha görüşmeleri zormuş gibi bir hava yaratıyordu.
“O halde söyleyeyim gitsin!” dedi kendi kendine ama bu fikri en az beş kere değişti sabaha kadar.
Dersler bittiği için artık vakit geçirmek için uğruyorlardı okula, buluşma yeri gibiydi. Açıklanmayan pek sınav kalmamıştı. Mezuniyet törenleri yakındı, Mümtaz beyler mezuniyet töreninden sonraki gün gideceklerdi çiftliğe, Sezen hanım eşyaların topluyordu. Eltisi hemen gelmeyecek olsa da, kızına da temiz kalsın diye bir de kadın ayarlamıştı. Halılara kadar sildirip, öyle gidecekti. Sürekli kolları ağrıdığı için Mümtaz bey koca evi karısının temizlemesini istemiyordu. Kızının da.
Mehmet evi topluyordu, kız kardeşinin geçireceği ameliyatlardan birinin tarihi öne alınmıştı. O yüzden mezuniyetten sonra kalmayacak, hemen Gülfem’in yanına koşacaktı. Arkadaşları ile birlikte vakit geçiremiyor olmasını böyle açıklamıştı.
“Baksana çocuk kardeşinin derdinde ben şimdi gidip söylemeyeyim en iyisi!” demişti Ebru Seda’ya.
“Ya şimdi ya hiç!” demişti Seda’da inat etmiş gibi. Aslında o da inat etmiyordu da Ebru’yu tanıyordu, bu çocuktan duymadığı sürece içindeki o arsız umut devam edecek, uzun süre belki karşısına çıkacak dünyanın en iyi insanını bile fark etmeyecekti. Ablasını görmüştü öyle, çok aşıktı zavallı mahallerinde bir gençti, o da Mehmet gibi uzun süre ablasına umut verdi. Sonra birden bire evlendi. Nikah gününe kadar ablası evleneceğine bile inanamadı.
“Aynı şey değil ki bizimki, Mehmet bana bir umut vermedi, ben gelin güvey oldum!” diyordu Ebru ama Seda böyle düşünmüyordu. Alparslan da biliyordu işte, kabul ediyordu, Mehmet bildiğin gözlerinin içine bakıyordu Ebru’nun sevmeyen erkek bunu yapar mıydı. Tamam pek nazik biri değildi, hediyeler falan tamamdı da biraz empati yoksunuydu Seda’ya göre. Kendi kafasındakini yapıp karşı taraf mutlu olsun diye bekliyordu sanki. Alparslan ısrarla bunu da alkış için yapıyor diyordu.
“Bu erkekler bizim görmediğimi ne görüyorlar bu çocukta?” demişti Seda bir kez, Mümtaz beyin de ona sıcak bakmadığını söylemişti Ebru. Gerçi Mümtaz beyin tavrı kızını üzme potansiyeline sahip her erkek içindi sanki daha çok Mehmet’i tanıdığı için değildi.
Sonunda tören günü geldi. Ebru bir girişimde bulunmamıştı ama bulunacaksa en geç yarın harekete geçmeliydi, ailesi ertesi sabah gidiyordu, Mehmet’te sonraki sabah. Anne ve babası yokken konuşursa en azından eve gelip rahatça ağlayabilirdi. Mehmet’in onu geri çevireceğinden şüphesi yoktu. Yine de içinde bir yerlerde onun da bu anı beklediği ve belki de o akşam hayatının en güzel akşamı olabileceğini hayal ediyordu. Babası çiftliğe giderken arabayı götürmeyecekti. Burada Ebru’ya gerekebileceğini düşünüyorlardı. Eskiydi ama en azından çalışıyordu. Ebru yazlığa arabayla gitmek istediğini söylemişti, Alparslan araba sürebiliyordu. Mehmet’in gelmeyeceğini ilk günden haber vermişti. Sezen hanım sevinmişti bu habere, Mehmet beyin de içi rahatlamıştı.
“Gidin arabayla orada gezersiniz!” dedi babası. Sezen hanım kocasının içine başkasının kaçtığına inanıyordu artık. Kızı mezun oldu diye neredeyse her şeye izin verir olmuştu.
“Kendimi eğitiyorum Sezen, sen de eğit!” diyordu bir de, “Aslan gibi kız yetiştirdim ben! Hiç utandırmadı beni çok şükür!”
“Tabi sen tek başına yetiştirdin sanki, sana kalsa eve erkek sinek sokmazdın!” diyordu Sezen hanım içinden ama kocasının yüzüne bir şey belli etmiyordu.
Törende Mehmet gelip hepsi ile vedalaştı, Sezen hanım ile Mümtaz beyin de ellerinden öptü, kendi ailesi orada olamadığı için buruktu biraz. Seda ve Alparslan’ın aileleri de gelmiş ve ilk kez tanışmışlardı. O yüzden onlar kendi içlerinde ayrı bir heyecan yaşıyorlardı. Davet etmelerine rağmen o akşam çıkılacak ilk aile yemeğine katılmayı kabul etmedi Ebru, nasılsa yazlıkta birlikte olacaklardı. O da akşam kendi anne ve babası ile yemeğe çıkacaktı. Sezen hanım gelmek isterse diye Mehmet’i davet etti ama o bir an önce kalan işleri toparlaması gerektiğini söyleyip kabul etmedi. Kardeşine şifa dileyip vedalaştılar. Ebru’nun içi cız etti o yanlarından hızlı adımlarla ayrılırken. Anne ve babası ertesi sabah yola çıkacaklardı. Mümtaz bey heyecanlıydı. Gerçi yazlığın satışı ve diğer evin anahtar işleri için geri gelecekti arada bir ama belki Muhsin’i yollarım diyordu. Bir kaç gün kalır dönerlerdi çiftliğe ya da karısını bırakır giderdi kendi nasıl isterse. Sezen hanım Ebru’nun arkadaşları ile yazlığa gittiğini söylemeyelim demişti ama Mümtaz bey kabul etmedi.
“Neyi kimden saklıyoruz?” diye çıkıştı karısına.
(devam edecek)