Söz – Bölüm 13

“Emin değilim!” diye yanıtladı Şebnem, o ifadede anlatılanları yaşamış olmak daha kötü geliyor. Yani iğrenç bir baba, ölmüş bir kardeş, tecavüz” dedi sanki duymaktan kaçındığı bir şey varmış gibi elleriyle kulaklarını kapayıp, başını iki yana sallamıştı bunu söylerken, “Şimdi DNA’m kaybettiğim hafızam yerine gerçekleri söyleyecek!”

Metin kağıdı ona vermeden aklından geçirdiği sonucu söylemeyi düşündü bir an için. Ona söyler kağıdı yok ederdi. Karısına baktı, hafızasını kaybetmemiş olsa her şey nasıl olurdu diye düşündü.

“En kötüsü mü?” dedi Şebnem kocasının kağıdı vermekte tereddüt ettiğini görünce.

Metin onun yanına oturdu gidip ve kağıdı arkasına koyup onun ellerini tuttu. Şebnem ağlamak üzereydi.

“Bu kağıdın söylediği şeyin sonuçları her ne olursa olsun, geçmişte yaşandı bitti. Bu güne dair hiç bir şeyi değiştirmiyor. Öğreneceğin bilgi hayatın akışını değiştirmeyecek.”

“Emin misin?” dedi Şebnem

“Eminim. Bana güven!” dedi Metin ve arkasındaki kağıdı alıp ona verdi.

Şebnemin gözleri aceleyle sonucun yazdığı satırı buldu. Bekledi bir süre. Metin endişeyle onu izliyordu.

“Yalan söylemiş!” dedi sonunda Şebnem, “Bunca yıl bana yalan söylemiş!”

Metin onun nefesinin giderek hızlandığını ve bir patlama geldiğini anladı ve sımsıkı sarıldı. Çocuklar az ötelerinde halının üzerine oturmuş çizgi filme odaklılardı ama onların bu duruşu etraflarında olanı biteni algılamadıkları anlamına gelmiyordu. Metin defalarca ikisininde başka bir şeye dalmış gözükselerde yanlarında konuşulan her şeyi dinlediklerine şahit olmuştu.

“Sakin ol!” diye fısıldadı karısına, “Çocukları düşün!”

Şebnem derin bir nefes alıp, başını salladı ve kocasının kollarından ayrılıp, göz yaşlarını sildi.

“Gelmeden çok düşündüm!” dedi Metin, “Annen seni alıp buraya getirdiğinde hafızan geri gelseydi ya da sonrasında ya da şimdiki olan, o her durumda seni kurtardı. Sana iyi bir hayat vermeye çalıştı. Elinden gelenin en iyisi”

“Elinden gelenin en iyisi” diye tekrarladı Şebnem

“Hafızan olmadan sana gerçeği anlatmış olsa ne olacaktı? Hayatın değişir miydi? Onu bırakıp gider miydin?”

“Nereye?”

“Evet, nereye gidebilirdin! Bilsen de bilmesen de onunla yaşadın. Annen olmadığını bilsen yaptıkları daha ağır gelirdi. Annen olduğunu düşündüğün için onu hep affettin! Hatta hissettiğin için!”

Şebnemin yüzüne soru dolu bir ifade yerleşti.

“Bak Yasemin! O senin annen olduğuna kendini de seni de inandırdı. Bunu davranışları ile yapamaz sadece, seni kendi Yasemin’ini sevdiği gibi sevdi o. Bu yüzden sen de onu annen gibi sevdin!”

“Doğru!”

“Ortada bir aldatmaca yok! Sen hatırlıyor olsan tamamdı. Sana başına gelenleri kendi bildiği kadar anlatsa ne olacaktı! Bunca zaman kendini kötü hissedecektin, benimle evlenmeyecektin belki de!”

“Sen benimle evlenir miydin?” dedi Şebnem onun gözlerine bakarak.

“Evlendiğimizde bakire olmadığını anlamayacak kadar tecrübesiz değildim Yasemin!”

“Yani anladın mı?”

“Olanı değil elbette!”

“Neden hiç sormadın?”

“Sen bir gün anlatırsın istersen diye düşündüm!”

“Bir şey diyeyim mi?” dedi Şebnem hayret dolu bir hayranlıkla bakıyordu kocasına, “Annem hiç bir şey yapmadıysa bile, beni alıp buraya getirerek seninle tanışmamı sağladı! Sen tüm bu hikayenin içindeki en iyi şeysin, tabi senin çocukların da öyle, çocuklarımız!”

Metin yine sevgiyle sarıldı karısına, “Artık Funda hanımla konuşmanın vakti geldi. Annene de bir şey söyleme artık. Zavallı kadının zihni zaten gerçeklerden çok uzak, tek korkusu Yasemin’i ikinci kez kaybetmek. Evlat acısı iki kez yaşanılacak kadar hafif bir şey değil ki, oğlunu kaybetmiş zaten!”

“Haklısın, ona hesap sormanın bir anlamı yok. İkimizde elimizdeki en iyi seçeneği yaşamışız!”

“Aynen, şimdi bir kaç gün dinlen, düşün. Sonra şu kadını arayalım. Kardeşini o tanımış, belki bir şeyler hatırlarsın!”

“Biliyor musun neyi anladım!”

“Neyi?”

“Hatırlamak istemiyorum!”

“Kardeşini mi?”

“Hayır annemle buraya gelişimizden öncesini, bu kadarı bana yeter. Geri dönüp düzeltebileceğim bir şey yok. Sadece o kadına beni bulmak için bunca çabaya girdiği ve aslında tüm gerçeği onun sayesinde öğrendiğim için borçluyum bu konuşmayı”

“Ağabeyinin payını sana vermek istiyor!”

“Onu alamam!”

“Kötü görünmek istemem, bu senin kararın ama çocuklar için almalısın bence!” dedi Metin

“Bu hikayedeki tek iyi karaktersin!” dedi Şebnem nihayet gülümsemişti, “Haklısın, bunu düşüneceğim!”

Bir kaç gün kocasını dinleyip olanları içine sindirmeye çalıştı Şebnem. Metin haklıydı, Süreyya hanım elinden gelenin en iyisini yapmıştı, onunla gelmese yaşaması bile garanti değildi görünüşe göre. Psikolojik işkence etmiş, onu yormuştu ama Yasemin babası ve ağabeyi sandığı kişiler kazada ölüp, elinde bir kızı kaldığı için annesinin böyle olmasını normal karşılamıştı ki, aslında zavallı kadının kızı da ölmüştü. Ona iyi bakmıştı. Gel-gitlerinin manik depresif denilen o hastalıktan olduğunu bilebilseler çok daha iyi anne-kız olabileceklerine emindi.

Bir kız kardeşi olduğunu hatırlamaya çalıştı ama başaramadı. Tanımadığı biri için hayatını hiçe mi saymıştı, yoksa kahramanca ölmeyi mi seçmişti bilmiyordu. Ölmeyi hiç düşünmemiş biri böyle bir senaryoda yer almazdı. Belki de ablasının çoktan ölmüş olduğunu düşünüyordu. Kimsesi yoktu, neler yaşadığını bilmiyordu. Funda ifadesinde Çiğdem’in günlüğe devam ettiğini yazmıştı. Onu tanımak ister miydi, o yazılanları okuyup. Cevabı “evet” değildi. Günlüğü istemiyordu. Sadece gidip o kadınla konuşacaktı, Kardeşi onun yüzünden ölmüştü. Hikayesi gerçekse tabi. Belki de benzerliği kullanıp, kardeşini ölüme terk etmişti. Her şey ortaya çıksa da bunu asla bilemezdi. İfadesinde çok amlatmıyordu ama onun da ağabeyi ile sıkıntılı bir hikayesi vardı. Kendini Çiğdem sayesinde kurtarıp, onu bulmak istemesi sadece onu iyi gösteriyordu. Sözünü tutmasa hesap soracak kimse zaten yoktu. Şebnem bir gün her şeyi hatırlasa bile iz sürüp kardeşini bulamazdı. Funda’dan haberdar olması imkansızdı zaten.

Yine de, Metin’e söylediği gibi kendi hakkındaki gerçekleri öğrenmişti ondan, ihtiyacı var mıydı bu gerçeklere? Aslında vardı, çünkü Süreyya hanım gibi olmayacağını artık öğrenmişti ama gerçek annesi hakkında hiç fikri yoktu. Belki o para hayatlarında çok köklü değişiklikler yapardı. Yaşadığı her şeyin bedeli olamazdı ama çocukları için çok iyi olurdu sahiden.

Metin karısının kafasını karıştırmamak için DNA sonucu ortaya çıktıktan sonra ona bir şey sormadı. Sonunda gidip Funda hanımla konuşacağından emindi.

Cavidan hanım bir kez Süreyya hanımı ziyarete gitmişti. Metin DNA sonuçlarını ona söylemişti. İki çocuğunu da kaybetmesi ve Yasemin diye Şebnem’e bu kadar bağlanması çok üzmüştü onu bir anne olarak.

Süreyya hanım onu görünce şaşırmıştı. İki kadın pek konuşmadan karşılıklı bir süre oturduktan sonra Cavidan hanım hepsinin onu çok özleyip sevdiğini ve sağlığına kavuşup bir an önce dönmesini dört gözle beklediklerini söylemişti. İlaçlar Süreyya hanımın ruh hali üzerinde etkili olmaya başlamıştı. Burada sadece tedavi görmediğini bir kadına öldürme niyeti ile saldırdığı için tutulduğunun farkındaydı. Kendini savunuyor değildi, kadını arkadan makaslamıştı. Henüz pişmanlık duymuyordu, kadının ölmediğini öğrenmişti ama kızı ona inanmamıştı. Annesine inanıyordu. Kimse Yasemin’i ondan alamazdı artık.

Şebnem, Funda’nın ona ulaşmaları için yolladığı telefon numarası yazılı kağıdı çekmeceden çıkarıp önüne koydu. Çocuklar Cavidan hanımdaydılar, Metin kadın konuşmayı hemen kabul ederse diye işe giderken onları annesine bırakmıştı.

“Alo” dedi Funda heyecanla, Şebnem’in numarasını kaydetmişti çoktan.

“Ben Yasemin!” dedi Şebnem alışkanlıkla, Şebnem adıyla yaşadığı hiç bir şey yoktu aklında, o ismin karşılığı da yoktu bu yüzden

“Aramanı dört gözle bekliyordum!” dedi Funda.

(devam edecek)

Yorum bırakın