Söz – Bölüm 12

Mahkeme akıl sağlığı raporu gelince Süreyya hanımın bir rehabilitasyon merkezinde tedavi olmasına karar verdi. Zaten ne yaşı, ne de hali bir hapishane için uygun değildi. Polislere neden böyle bir şeye kalkıştığını söylememişti. Hâlâ söylerse Şebnem’in kulağına gidecek diye korkuyordu. Şebnem annesinin evine geldiğinde günlüğü masanın üzerinde buldu, sayfalarını açıp baktı ama ona bir şey ifade etmediği için yaralanan kadının olduğunu düşündü ve polise teslim etti. Günlük incelendikten sonra yeniden Funda’ya döndü. Funda Şebnem’e bir kaç kez haber göndermiş ama Şebnem onun kim olduğunu anlayamadığı için kabul etmemişti. Rehabilitasyon merkezinde annesini ziyarete gittiğinde Süreyya hanım ona hiç bir şey anlatmadı. Aslında her şeyi ondan öğrenmeyi bekliyordu, yani o gün evde neler olduğunu. Funda’nın ifadesini okursa her şeyi anlayacağını söyledi Metin ona, isterse bunu yapabilirdi. Tam bir mahkeme olmadığı için olanları dinleyecek ortamı olmamıştı Şebnem’in. Böylece yeniden başvurup Funda’nın ifadesini okumak istediklerini söylediler. Çocuklar uyuduktan sonra birlikte okudukları ifade raporu inanılmazdı. Funda’nın anlattıklarını okudukça Şebnem ne diyeceğini bilemiyordu.

“Bunlar doğru olabilir mi?” dedi kocasına.

“Bilmiyorum ama annen bu kadına saldırdığına göre bir şeyler olmalı öyle değil mi?”

“Yani doğru mu diyorsun? Ben onun kızı değil miyim? Yani o?”

“Bunu şimdi kafana takma, belki de bu gelen kadın Funda, yanılmıştır. Yine de annenin tetiklenmese birine böyle saldıracağını hiç sanmıyorum! Keşke o günlüğü geri vermeseydin!”

“Nereden bileyim içine bakınca annemin olmadığını anladım ve okumak aklıma gelmedi!”

“Funda hanım ile konuşmalısın belki de, zaten seninle görüşmek istiyor!”

“Önce annemle konuşmalıyım!” dedi Şebnem kararlı bir sesle, “Hasta da olsa önce ona sormalıyım, aksi nankörlük olur! Bunların hiç biri doğru olmayabilir!”

“Dedektifler var bir de, onların ifadesi de olmalı!”

“Evet ama annemle konuşunca anlayacağıma inanıyorum!” dedi Şebnem ve hemen ertesi gün gitti annesine, kızı olduğu için ziyaretine izin veriliyordu. Bu da rehabilitasyonun bir parçasıydı.

Süreyya hanım yine hiç konuşmuyordu Yasemin (Şebnem) ile Şebnem onu delirtmek istemiyordu ama buraya sorularına cevap almaya gelmişti, sonunda emin ellerdeydi burada kimseye zarar veremezdi. Kendine bile. Nasıl olup da onu böyle iyi bir tedavi merkezine göndermiş olduklarını tam anlayamıyordu. Herhangi bir mahkeme olmamıştı, sağlık raporuna kadar bir yerde tutmuşlar sonra da doğruca buraya getirmişlerdi. Bu iyi sonucu bozmamak için de kimseye bir şey söylememişti.

“Anne, o kadının söyledikleri doğru mu?” dedi sakince.

Süreyya hanım tırnaklarının içine bakıyordu tuhaf bir şekilde parmaklarını bükmüş, kucağındaki elinin üzerine eğilmiş sanki orada bir şey bulacakmış gibi diğer eliyle tırnak içlerini kazıyordu.

“Benimle konuşmak zorundasın, senin kötü biri olmadığı biliyorum, kimseye saldırmış olamazsın, ne oldu o gün. O kadının ifadesinde söyledikleri çok inanılmaz şeyler! Gerçeği senden duymaya ihtiyacım var, lütfen bana yardım et!”

Süreyya hanım başını kaldırıp ona baktı, “Gerçek mi? Söylesene gerçek dediğin nedir?”

“Yani benim hakkımda olanlar!”

“Senin hikayeni ben yazmadım!” dedi yukarı bakarak.

Şebnem gidip annesinin omuzlarına kolunu doladı “Sen benim annemsin, ikimizin ortak bir hikayesi var öyle değil mi? Birlikte yazılmış bir hikaye bu! Sadece nerede başladığını bilmek istiyorum!”

“O kadınla konuştun mu?”

“Hayır konuşmadım!”

“Ne soruyorsun o halde!”

“Konuşmadım ama ifadesini okuduk Metin ile!”

“Hah Metin! O ne bilebilir ki? Seni buraya o mu gönderdi?”

“Anne hayır, o benim kocam bizi, beni seviyor biliyorsun!”

“Seni kimse benim gibi sevmiyor inan bana! O kadının söyledikleri doğru değil!”

“Yani ben senin kızınım öyle değil mi?”

“Evet!”

Şebnem kafası iyice karışmış halde çıktı bakım evinden, eve döndüğünde Metin’e olanları anlattı.

“Tüm gerçeği öğrenmen için kolay bir yıl olduğunu biliyorsun!” dedi kocası.

“DNA testi!” dedi Şebnem.

“Ona güvenmek, inanmak istediğini biliyorum ama şüpheyle yaşayamazsın. Bunu çözmek zorundasın artık. Eğer hafızanı kaybetmişsen ki bu çocukluğun hakkında neden hiç konuşmadığını açıklıyor DNA testi sana gerçeği söyleyecek. Şebnem çocukluğu hakkında bir şey anlatmıyordu ama zaten Süreyya hanım ona kazadan sonra hafızasını kaybettiğini söylemişti. O yüzden şimdilik gerçeği açıklayacak tek şey DNA testiydi, en azından Süreyya hanımın onun annesi olup olmadığını böyle anlardı. Metin onun eğer Süreyya hanımın öz kızıysa, ileride onun gibi olmaktan korktuğunu anlamıştı. Çocuklarına onun gibi bir anne olmak istemiyordu. O yüzden bu test bir çok şeyi çözecekti. Rehabilitasyon merkezi ile görüşüp ne yapmak istediğini söyledi. Bunun için mahkemenin onayı gerekiyordu. Aslında bu talebin Funda tarafından yapılması gerekiyordu ama o yapıyordu. Metin onun başvurularını götürmeye gittiğinde, Funda’nın Süreyya hanımdan şikayetçi olmadığını öğrendi. Yine de yaptığı suçtu elbette, ancak kendi avukatlarını araya koyup, onun iyi bir bakım merkezine gitmesini sağlamış, tüm sorumluluğu da almıştı. Parasını o ödeyecekti.

“Neden?” dedi Şebnem kocasının söylediklerini duyunca, “Bunu neden yapıyor?”

“Doğru söylüyor olabilir!” dedi Metin, karısının duymak istediği bu mu emin olmasa da. Cavidan hanım oğluyla konuşuyor ama gelinini üzememek için ona hiç bir şey sormuyordu. Süreyya hanım ile yıllar sonra yeniden buluşmuşlardı ama Yasemin’in Şebnem olup olmadığını o bilemezdi. Aslında söylemese Süreyya hanımı bile tanıyamazdı onca yıl sonra.

“Acaba şu Funda hanım ile gidip sen mi konuşsan! ” demişti oğluna.

“Hayır bunu yapamam, Şebnem karar vermeli!”

Aslında annesine söylemiyordu ama karısının tecavüze uğrayarak hafızasını kaybetmiş olması fikri onu çok tedirgin ediyordu. Onu artık istemediği, başka erkeğin eli değdiği ya da ilk olmadığı için değil. Bunun onu nasıl incitmiş olacağını tahmin ettiği, anladığı için. Onun o narin bedeninin bir başka erkek tarafından haince parça parça edilmiş olması, ruhunun kendini ret edecek kadar kaybolması çok acıydı. Tüm bunların gerçek olduğunu öğrendiğinde ki Metin artık inanıyordu Funda’ya, hatırlatsa neler olacaktı? Süreyya hanım gibi hatırlamaması için dua mı edecekti o da?

Mahkeme kararının çıkıp, DNA testi yapılması ve sonucunun alınması bir ayı geçti. Şebnem cesaret edemediği için sonucu ilk Metin öğrendi. Öğrendiği şeyin karısı üzerindeki etkisini kestiremiyordu. Süreyya hanımın kızı olmak ve olmamak arasında bir seçim yapması gerekse ikisini de seçmezdi. Bir seçim konusu bile olmayan bu kaderi karısı yaşamıştı ve şimdi gerçek onu nasıl etkileyecekti. Cavidan hanıma tecavüz kısmından bahsetmemişti, annesinin karısını çok sevdiğini ve olanlara üzüldüğünü biliyordu ama yine de karısına ait bu kadar özel bir durumun onda gizli kalması gerekiyordu. İçinde böyle şeyler olduğunu bilse o ifadeyi önce kendi okur, sonra gerekli yerleri Yasemin’e anlatırdı. Şebnem’e ya da!

Sonucu aldığında karısını hemen aramadı, ona beklediğini söyleyen bir mesaj attı. Önce kendi içinde sindirmeye çalıştı. Şebnem’in hayatında daima o olacaktı, çocukları vardı. Küçük çocuklar evdeki veya ebeveynlerdeki en ufak duygu değişimlerini hiç bir şey bilmeseler de kolayca hissediyorlardı. Biraz izin alması gerektiğini düşündü. Eğer Funda hanım söz verdiği parayı onlara verirse karısını alır uzun bir tatile götürürdü belki. Hatta çocukları annesine bırakırlar ikisi giderlerdi.

“Bunu mutlaka yapmalıyız!” dedi kendi kendine. Karısı ne olduğunu sormak için mesaj attığında, “Geliyorum” yazdı, “Eve konuşuruz!”

Oyalanmak bir şeyi değiştirmeyecekti, Şebnem evde gergin bir şekilde onu bekliyordu. Derin bir nefes alıp eve girdi. Çocuklar çizgi film izliyorlardı, o da kanepede hemen arkalarında korku dolu bakışlarla onun elindeki kağıda odaklanmıştı.

“Neden korkuyorsun?” dedi kağıdı ona vermeden, “Hangisi olmasından korkuyorsun?”

(devam edecek)

Yorum bırakın