Süreyya hanımın tüm kaprislerine rağmen Metin, karısını alıp oradan götürdü. O başka şehirdeki işi aslında Yasemin (Şebnem) biraz rahat etsin diye kabul etmişti.
“Yeter artık bu stresin, hasta olacaksın, annen olabilir ama o iyi değil!” diyordu karısına
Şebnem’in çok ısrar etmesine rağmen Süreyya hanım doktora gitmekten bahsedince aşırı sinirli tepkiler veriyordu. Onu deli yerine koyup, ondan kurtulmaya çalıştıklarına artık iyice emindi ama böyle bir şeye izin veremezdi. Bütün hayatını adamıştı Yasemin’e onu kurtarmıştı. Süreyya hanım olmasa Yasemin’in başına kim bilir neler gelirdi. Tabi ki bunu içinde yaşıyor kızına bir şey söylemiyordu, söylerse onun bırakıp gitmek için haklı gerekçesi olacaktı.
“Sen benim annem değilsin!” dediği anda her şey biterdi, arkasına bile bakmadan giderdi belki. O zaman ne yapardı? Ne yapardı o zaman? İşin doğrusu Süreyya hanım tüm nörolojik hastalıklarda olduğu gibi kendi farkında olmasa da, yaşadıkları sonucu ciddi bir duygusal bozukluk yaşıyordu. Korkular onu mahvetmişti, hayatta tek başına kalmak istemiyordu. Artık çok yaşlıydı.
Metin kızını alıp gittikten sonra bir süre Cavidan hanımla da görüşmedi. Metin annesine onun rahatsızlığından bahsettiğinde kadıncağız inanmamıştı. Kaç yıllık komşuydular, oğlu askerdeyken onların evinden çıkmıyordu. Yasemin’e gözü gibi bakıyordu. Yaşadığı acılar ortadaydı, kolay değildi. Kızı onun canı ciğeriydi, bu illa bir hastalığı var anlamına gelmezdi ki? Yasemin de gençti annesini anlamıyor dünyaya kendi penceresinden bakıyor olabilirdi, öyle hemen hasta deyip geçmek olmazdı. Böyle diyordu Metin’e onlar gitmeden önce ama onlar gittikten sonra Süreyya hanımın sanki hiç tanışık değillermiş gibi sırt çevirmesi onu da şüpheye düşürmüştü. Bir kaç kez gidip kalbini mi kırdık diye sordu ama Süreyya hanımın buz gibi soğuk çehresi ile “İşim çok!” demesinden sonra çekindi bir daha uğramadı. Cavidan hanım ve oğlu iş birliği yapmışlar kızını ondan alıp kaçırmışlardı. İşte şimdi yalnızdı, hem de onların yüzünden. Bir kaç ay Şebnem onu evine davet etsin diye bekledi. Aslında edecekti de ama Metin “Buraya ondan uzaklaşman için geldik, o kapıyı açarsan bir daha kapatamazsın iyi düşün!” deyince kızcağız çekindi. Annesinden böyle kaçtığı için kendini çok kötü hissediyordu ama kocası haklıydı rahattı. Rahatlıkları Süreyya hanımın arayıp, nankörlükten dem vurup kızın suratına telefon kapatmaları ile bozulmaya başladı. Bir kaç kez telefonu kapatıp kendini öldüreceğini söyleyince Şebnem daha fazla dayanamadı ve kocasına geri dönmeleri içi yalvardı. Metin bir anda işini bırakıp gelemeyeceği için karısını annesinin evine yolladı. Geldiğinde Şebnem’in ikinci çocuğa hamile olduğu ortaya çıkınca, kocası da olmadığına göre kızının onunla kalabileceğine kanaat getirdi Süreyya hanım ve onu kendi yanına aldı. Büyük torunu avluda oynarken o da kızıyla vakit geçiriyordu. Yasemin yeniden eve dönünce rahatlamıştı. Metin karısı ikinci çocuğa hamile olunca işi bırakmak istemedi. En azından çocuk doğana kadar. Artık masrafları iki katına çıkacaktı, iyi para alıyordu, karısı yokken harcamalarını da kısmıştı. Süreyya hanım ve annesi karısına ve çocuğuna bakıyorlardı, ondan para istemiyorlardı.
“Bunu değerlendirelim!” dedi Şebnem’e, o da kabul etti. İki üç ayda bir karısının yanına geliyordu, o günlerde Şebnem, Cavidan hanımlara geçiyordu ve tabi bu Süreyya hanımı çok geriyordu, Metin gittikten sonra bir kaç gün gerginliği sürüyor sonra yeniden iyi haline geri dönüyordu. Cavidan hanım onlar taşındıktan sonra dünürünün tuhaflıklarına şahit olduğu için sık sık geliyordu. Kızı oradayken kendisi sürekli oraya gitmesine rağmen Cavidan hanımın bu gelişleri Süreyya hanımı çok rahatsız ediyordu. Sonunda Şebnem’in ikinci çocuğu doğurmasına bir ay kala Metin karısını daha fazla annesi ile bırakmamak için döndü. Şebnem ne kadar iyi olduğunu söylese de, çocukluğundan gelen alışkanlıkla annesini idare ettiğini biliyordu. Metin geri geldikten sonra yeniden bir iş bulması gerekti, tabi Şebnem’de iki çocuğu ile Cavidan hanımın evine geçti. İki ay sonra kocası istediği gibi bir iş bulunca da hepsi birden Metin’in girdiği fabrikanın lojmanına geçtiler. Konu lojman olunca Süreyya hanımın diyecek sözü kalmamıştı. Gençler uygun olunca iki çocuklarını alıp iki evi sırayla ziyaret ediyorlardı. Aslında bir evde toplansalar her şey kolay olacaktı ama Süreyya hanım kabul etmiyor kendine ayrıca gelinsin istiyordu. Cavidan hanım o zaman biz gelelim deyince onu da kabul etmiyordu. Ya ayrı yerlerde otursalar ne olacaktı? Aslında onun istediği Metin kendi annesinde Şebnem’in kendi annesinde kalmasıydı ama maalesef evliler ayrılmıyorlar bir kaç gün Cavidan hanımda, bir kaç gün de onun evinde kalıyorlardı. Süreyya hanım ikinci torundan sonra iyice hırçınlaşmıştı. Sonunda Şebnem geldikleri bir gün çocukları kayınvalidesine bırakıp annesi ile konuşmaya gitti. Kocası artık ondan çekiniyor, çocukları onunla yalnız bırakmak istemiyordu. Süreyya hanım o kadar sinirlendi ki, Şebnem onu sakinleştirmek için saatlerce dil dökmek zorunda kaldı ve sonunda bir doktora gitmeye karar verdi ama damadını istemiyordu, kızıyla gidecekti. Önce bir nöroloğa onun tavsiyesi ile de bir psikoloğa gittiler, Psikolog Şebnem’i içeri almadı ve Süreyya hanımı tek başına odasına aldı, içeriden ara ara Süreyya hanımın yükselen sesine rağmen çıktığında ikisi de gülümsüyordu. Psikolog Şebnem ile yalnız görüşmek istediğini söyledi ve Süreyya hanımı odanın kapısında bekletti, buna da çok kızmasına rağmen bekledi. Süreyya hanımın birden çok ilaç kullanması gerekiyordu. Kullanmadığı takdirde aile onunla uzun süre baş edemezdi, yaşı ilerlediği için terapi gibi tedavilerin işe yarayacağını sanmıyordu, en iyisi onu sakin tutmaya çalışmaktı. Şebnem odadan çıktığında Süreyya hanımın gözlerinde yeniden o alevi gördü. Doktor kızını da muayene ettiğini söyleyerek durumu yumuşattı, Yasemin (Şebnem) çok sağlıklıydı. Kızının sağlıklı olması onu mutlu etmiş, gözlerindeki alev kaybolmuştu. Birlikte eve gittiler, Şebnem ona ilaçların tansiyon ve kalple ilgili olduğunu söyledi, sıkıntı yaptığı için geriliyordu. Metin eczaneye gitti ve eczacı ile konuşup, anne gelip sorarsa bozuntuya vermemesini istedi. Güya psikolog Süreyya hanım çok güçlü bir kadın ama kalbi çok yorulmuş destek lazım demişti. Neyse ki Süreyya hanım nasıl olduysa psikoloğun kalp ve tansiyon ilacı yazabileceğine inandı ve ilaçları içmeye başladı. Öyle ya bunca acıdan sonra böyle olması çok normaldi. O ilaçları kullandıkça fark etmese de oldukça olumlu ilerleme kaydetti. Öyle ki artık kısa saatler de olsa Şebnem ve Metin çocukları ona bırakabiliyorlardı. Dedektifler işte bu günlere denk gelip Şebnem’i görmüşlerdi. Şebnem kayınvalidesine gidip, annesine bir işleri olduğunu söylüyor ve çocukları bir kaç saat ona bırakıp, başka yerden geliyormuş gibi gidip alıyordu. Sonra da sanki Cavidan hanım onları yemeğe çağırmış gibi hepsi oraya geçiyorlardı. Süreyya hanım artık yaşlandığı için yemek hazırlamayı da pek sevmiyordu. Yemek daveti her zaman cazip geliyordu, ne de olsa çocuklar da onun yanında oluyordu çünkü. İlaçlar ne kadar fayda etmiş olurlarsa olsunlar, onu iyileştirmemiş sadece saldırmasını engellemişlerdi. Bu da oldukça iyi bir ilerlemeydi. Çocukları çok seviyor ve onları Yasemin ve oğlunun çocuklukları gibi eğlendiriyordu. Doktora göre büyük ihtimalle onları öyle sanıyordu da. Annesinin eve giren bir kadına arkadan makasla saldırmış olması Şebnem’i darmadağın etmişti. Birincisi çocuklarını ona bırakıp çıkıyordu, eğer ilaçlar işe yaramadıysa yarın bir gün onlara da saldırabilirdi. Bunun ihtimalini çok güçlü görmese de tedirgin olmuştu. İkincisi annesini bu derece öfkelendiren bu kadın kesinlikle iyi niyetli olamazdı, ilaçlara rağmen onu öldürmek isteyecek kadar öfkelenmişti annesi. Her durumda bu onu tehlikeli biri yapıyordu hem de hiç ummadığı kadar.
(devam edecek)