Söz – Bölüm 10

Polisler ifadesini alıp çıkınca, doktor odaya girdi ve bir kaç gün içinde taburcu olabileceğini söyledi. Makas ne kadar derine girse de, Süreyya hanımın gücüyle öldürücü bir etki yaratamamıştı. Funda acıyla yere düştüğünde, başını vurduğu için kendini kaybetmişti. Alnında üç tane dikiş vardı. Şirketten gelen kocaman geçmiş olsun çiçeği camın önünde duruyordu. Uyandığından beri yaşadıklarının şokunu atlatmaya çalıştığı için etrafına hiç bakamamıştı. Polise yeniden anlatırken toparlamıştı kafasını. Orada neden olduğunu da açıklamıştı mecburen. Artık Şebnem ne olursa olsun gerçeği öğrenecekti. Zaten bunca zaman hatırlamıyor diye saklamak çok anlamsızdı. Nereye dönecekti ki bilse, en çok ablasını arayabilirdi, babasını değil. Bunu yapmak için de Süreyya hanımı asla terk etmezdi. O zaman aralarında daha sağlıklı bir ilişki olurdu. Polisin Süreyya hanım için istediği akıl sağlığı raporu geldiğinde kadının korkulduğu gibi demans veya benzeri bir yaşlılık hastalığı değil, daha derin ruhsal sorunları olduğu anlaşıldı. Şebnem’i alıp köye getirdikten sonra onu tedavi ettiğini düşünürken aslında kızı çok daha beter etmişti. Şebnem hafızasını kaybettiği için onu annesi sanıyordu ve kaçacak bir yeri yoktu. Ondan bir an önce ayrılmak için erkenden evlendi. İlk geldiklerinde Şebnem okumak istediğini söylüyordu. Okulu hatırlamıyordu ama mutlaka okula gidiyor olmalıyım diyordu. Hep içinde kalan bir şeydi okumak, babası onu ortaokuldan sonra okula yazdırmamıştı. Süreyya hanım onu okula yazdırmak istemiyordu. Okula kimlik vermesi gerekiyordu o zaman onun Yasemin olmadığı ortaya çıkabilirdi. Zaten köyde kızın gidebileceği bir lisede yoktu. Funda’nın kaldığı ilçeye gitmesi gerekiyordu. Köyde o liseye giden bir kaç çocuk vardı, onlarla gidebilirdi aslında ama Süreyya hanım ona saldıranların peşine düşeceğinden korktuğu için izin vermedi. Ona söylemiyordu ama bir kez daha bağlandığı bir çocuk elinde alınırsa diye ödü kopuyordu. İlk zamanlar daha iyiydi yine, Şebnem’i öpüp seviyor, onun her istediğini yapmaya çalışıyordu. Şebnem iyileşmişse de farkında olmadığı bir travması vardı, ergendi, Süreyya hanım annesi gibi hissetmiyordu ama bunun hafızası kaybolduğu için olduğunu sanıyordu. Hiç arkadaşı yoktu. Hiç bir yere gitmiyorlardı. Delirecek gibi olduğu sıralarda Süreyya hanımın komşularının birinin oğlu ile tanıştı. Sözde daha önce karşılaşmışlardı, çok daha küçükken ama ikisi de hatırlamıyordu. Delikanlı annesi oradayken bir kaç kez bir şeyler almaya, söylemeye geldi. Kapıyı da Şebnem açınca ondan hoşlandı. Annesi her oraya gittiğinde bir bahane ile geliyordu artık. Süreyya hanım komşusu ile arka bahçede oturduğundan kapıda ikisinin sohbet ettiklerini fark etmemişti. Delikanlı geliyor annesinin yanına giriyor sanıyordu doğrudan. Şebnem tecavüze uğradığını bilmediği için bekareti hakkında bir endişesi de yoktu haliyle ama Süreyya hanımın vardı. İlk önceleri hamile kalmış mı diye de korkmuştu aslında ama neyse ki öyle bir şey olmamıştı. Şebnem’e ağabeyi ve babasının kazasında arabada olduğunu ve o sırada hafızasını kaybettiğini söylemişti. Kızının hikayesini yeniden başlatmıştı ama bu sefer Yasemin felçli değil, hafızası kayıptı. Bir süre sonra kızın hafızasının yerine gelebileceği korkusuna kapıldı. Şebnem ne zaman ona diklense, bir şey söylese, onun her şeyi hatırladığını sanıyordu. Hatırlıyor ve ondan sakladığı için ona böyle davranıyordu, öz annesi olmadığı için onu cezalandırıyordu. Bazen onun ağzından laf almaya çalışıyordu. Bir keresinde kızın hikayesini doğrudan ona anlatmıştı ama başkası gibi. Anlatırken de zavallının bütün mimiklerini incelemişti. Şebnem her şeyden habersiz hikayenin kahramanlarına ahlanıp, vahlanırken arada bir şüphe duysa da sonunda onun bir şey hatırlamadığına ikna olmuştu. Bir keresinde birlikte izledikleri bir televizyon dizisinde benzer bir hikaye yayınlanınca, Şebnem annesi sandığı Süreyya hanıma, kızı alıp kaçan kadının bir cani olduğunu, ona yalan söyleyerek sevgisini kazanmaya çalıştığını söyleyince kızı neredeyse kalkıp parçalayacaktı. İntikam aldığına kafayı takmıştı. Şebnem annesinin neden bu kadar sinirli olduğunu anlayamasa da onun kocası ve ağabeyini kaybettikten sonra böyle olduğuna karar vermişti. Süreyya hanım görmeden komşunun oğlu ile gizli gizli sohbet etmeye başladıklarında ona her şeyi anlattı. Metin iyi bir çocuktu, gerçekten Şebnem’den hoşlanıyordu, delikanlıydı o da, sevdiği kızın annesinden eziyet çektiğini dinledikçe onu kurtarmaya karar verdi. Liseyi bitirmişti, üniversite okumak istemiyordu. Askere gider, evlenirlerdi. Ya askere gitmeden evlenirlerdi, sonra giderdi. Şebnem o evde daha fazla kalmak istemediğini söylüyordu sürekli.

Komşusu Cavidan hanım bir gün gelip artık Yasemin olan, Şebnem’i oğluyla evlendirmek istediğini söyleyince, Süreyya hanım bir anda yumuşadı ve biricik kızının mürüvvetini görme sevincine kapıldı. Şebnem onun hiç karşı çıkmamasına hem şaşırmış hem de sevinmişti, Metin ile Süreyya hanımın gel-gitleri başlamadan hızlıca konuyu bağlamaya karar verdiler. Metin askerden gelene kadar Şebnem kayınvalidesi ile oturacaktı ki yan evdi zaten. Sonra Metin dönünce işe girecek ayrı bir ev tutacaklardı. Mahallede davullu zurnalı bir düğün yapıldı ikisine ve evlendiler. Metin gelecek sevk döneminde askere gitti başvurup. O gitmeden Şebnem’in hamile olduğu anlaşıldı. İki komşu torun geliyor diye çok sevindiler. Ancak bir süre sonra Süreyya hanım Cavidan hanım ile kızı arasındaki iyi ilişkileri kıskanmaya başladı. Kız annesi oraya gelsin diye bekliyor, Süreyya hanıma hiç gelmiyordu. Evde yardıma ihtiyacı olup olmadığını da hiç sormuyordu. Nankör Şebnem büyük ihtimalle her şeyi hatırladığı için ondan kurtulmaya çalışıyordu. Oysa zavallı Şebnem hamileliği biraz zor geçiriyordu. Cavidan hanım da gelinini gerçekten seviyor onu hiç hırpalamıyordu. Süreyya hanım iki güne bir kapılarında olduğu için de geri ziyarete zaman da kalmıyordu işin doğrusu. Cavidan hanım komşusunu da sevdiğinden kızını gelip görmesine ses çıkarmıyordu. Süreyya hanım Cavidan hanım odada değilken Şebnem’e laf sokuyordu sürekli. Annesini unutan nankör bir kızdı o. Geçen gün perdeleri yıkamış çok yorulmuştu ama nankör Şebnem’in umuru değildi, gelip bir işin ucundan tutmak yerine burada Cavidan hanımla keyif yapıyordu. Kim bilir neler anlatıyordu ona Süreyya hanım hakkında.

“Anne hamileyim ben nasıl perde takayım?” diyordu Şebnem, “Neden seni kötüleyeyim kayınvalideme ayrıca?”

Metin askerden dönmeden önce bebek gelince Süreyya hanım yeniden yumuşadı ve torunu için her şeyi yapabileceğine karar vermişti, nankör kızına bile katlanacaktı. Kapıyı hiç kapatmıyorken şimdi de torun için her günü orada geçirmeye başladı. Cavidan hanım yine ses çıkarmadı, komşulardı, dünürlerdi. Kadıncağız çok acı kayıplar yaşamıştı. Zaten Metin gelince evlerini alıp çıkacaklardı buradan. Bari kızı da torunu da buradayken bolca görsün diyordu. Şebnem de oğlunun gelişi ile annesinin yumuşamasına çok sevinmişti. Süreyya hanım bir süre mükemmel oluyor, bir süre inanılmaz gergin ve saldırganlaşıyordu. O zamanlar kimse onun manik depresif olduğunu tahmin etmiyordu elbette. Yaşadıkları yüzünden, elinde bir kızı kaldığı için diyerek hep bir halının altına süpürülüyordu halleri. En yakından Şebnem biliyordu ama o da annesi olduğu için Süreyya hanımın bu hallerinin bir hastalık olabileceğini hiç aklına getirmiyordu. Çok gençti zaten, hafızası komple silinmişti, hastalık arayacak durumda değildi. Sonunda Metin askerden gelince, Süreyya hanım onun kızını alıp uzaklara götürme niyeti olduğunu anladı. Metin başka bir yerden iş bulmuştu, başka bir şehirden. Damadına diş biledi bir süre ve sonunda kendini tutamayıp, olur olmaz yerde damadını yermeye başladı. Metin başından beri kadının akıl sağlığının yerinde olmadığını düşündüğü için karısının hatırına ses çıkarmadı bu çıkışlara.

(devam edecek)

Yorum bırakın