Söz – Bölüm 9

“Aslında ben Şebnem ile tanışmamı istemeyeceğinizi hiç hesaba katmamıştım!” dedi Funda, “Ancak eminim bunun bir çaresini bulabiliriz!”

“Kızımla tanışmanızın mı? Bu asla olmayacak!”

“Hayır onunla tanışmamın değil, ağabeyimin payını ona aktarmamın!”

“Anlamadım.”

“Ağabeyime düşen miras payını Şebnem’e yani sizin tabirinizle Yasemin’e devretmek istiyorum!”

“Neden ama?”

“Çükü ona borçluyum, kardeşi benim yüzümden öldü!”

“Bu bir kan parası mı yani?”

“Derdiniz ne sizin anlamıyorum, Şebnem ile tanışmak için ısrar etmiyorum, onun daha iyi bir hayat sahip olması için yapacaklarımı anlatıyorum, çok gerginsiniz gerçekten!”

“Nasıl olacak bu iş, yani ona ne söyleyeceğiz bunu yapmak için!” dedi Süreyya hanım.

“Parayı sizin üzerinizden aktarmamı isteyecekseniz bunu asla yapmayacağımı bilmenizi isterim. Benim de şartlarım var! Para doğrudan onun hesabına geçecek!”

“Onun parasının peşinde olacağımı mı sandınız? Ben neredeyse yetmiş yaşındayım artık.”

Buna cevap vermemeyi tercih etti Funda, onda hoşlanmadığı bir hâl vardı, ilk başta bunun kızını korumak için tedirgin olan bir kadının korkusu sanmıştı ama bir tehlike yaratmadığı halde onun giderek artan hırçın tavrından rahatsız olmaya başlamıştı. Dedektifler otelde ondan gelecek haberi bekliyorlardı, hızlıca düşünmeye çalışıyordu o yüzden yaşlı kadının son cümlesini duymaza gelerek devam etti.

“Bir hikaye uyduracağız, bir zenginin ona miras bıraktığını falan söylersiniz!”

“Buna inanır mı? Sizin ailenizi o tanımıyor ki hafızasını kaybetti öyle değil mi?”

“Evet ama bilmiyor kaybettiğini! Aptal bir kız değil o!”

“Tabi ki değil, eskiden tanıdığınız ve iyilik yaptığınız birinin ölürken tüm parasını size bıraktığını söyleyin.”

“Neden özellikle ona?”

“Çünkü bunu siz öyle istediniz!”

“Olabilir, evet mantıklı!”

“O halde şartlarda anlaştık!”

“Nasıl resmileşecek?”

“Onun bilgisi dışında bu anlaştığımız şartları içeren bir anlaşma imzalayacağız sizinle, sonra para onun hesabına yatacak!”

“Ne yazacak bu şartlarda?”

“Benim veya benden kaynaklı kimsenin ona gerçeği söylemeyeceğini ve paranın sadece onun hesabına aktarılacağı ve ortak karar vereceğimiz diğer şartlar. Şartlara uymayan kişilere yasal zorunluluk getiren bir anlaşma. Hukuki bir dayanak!”

“Olabilir, bu da mantıklı!”

“Sonuçta ikimizde onun iyiliğini istiyoruz farklı nedenlerle!”

“Doğru!”

“Anlaştıysak ben artık gideyim!”

“Nerede kalacaksınız vakit geç oldu!”

“Dedektifler beni ilçede bekliyorlar, bir otel tuttular!”

Süreyya hanımın yüzündeki gerginlik geri geldi, “Onlar her şeyi biliyor!”

“Hayır onlar sadece Şebnem’i arayıp buldular, hikayeyi sadece ben biliyorum!”

“Kızıma ulaşıp bir şey söylemeyecekleri ne malum!”

“Bunu da anlaşmaya koyabiliriz! Siz Şebnem’in hayatını kurtarmışsınız, o her şeyi hatırlayabilirdi de o zaman zaten anlatmanız gerekecekti. Bu saatten sonra neden bu kadar korkuyorsunuz?”

“Ben yalnız bir kadınım!”

“Ne olmuş yani? O sizi asla bırakmaz! Bence kendi korkularınızla hayatınızı cehenneme çevirmeye devam ediyorsunuz. “

“Siz ortaya çıkana kadar böyle değildi ama?”

“Benim yerimde olsanız siz ne yapardınız?”

“Sizi haklı görüyor olmam benim aldığım riski değiştirmiyor!”

“Kızınız, zengin olacak! Kendisine ve çocuklarının gelecek nesillerine kadar yetecek para bırakacağım ona! Cüneyt’in üç kuruş için bir aileyi katlettiğini sanmıyorsunuz herhalde? O da aptal değildi!”

“Ama siz de az önce paranın bazı şeylerden daha önemli olmadığının altınız çizdiniz!”

“Evet ama parayı alacak olan Şebnem siz değilsiniz, bunun kararını o vermeli, siz değil!”

“O benim kızım!”

“Ne yapalım o halde siz söyleyin!”

Durdu Süreyya hanım, “Babasına ne olmuş peki? Dedektifleriniz onu buldular mı?”

“Babaları bir kadınla evlenmiş, onunla yaşıyor!”

“Hayatta mı yani?”

“Evet ama iki kızı da umurunda değil!”

“Keşke o gece Çiğdem ile gelseydi Şebnem!”

“Evet keşke ama eve gitmeye kormuş olmalı, ne yaşadığını bilmiyoruz. Bizim tahminimiz o sahte içki yapan adamın ona saldırmış olduğu ama giderken de yolda başına bir şey gelmiş olabilir!”

“Zavallının halini görseydiniz, o kadar kötüydü ki, o halde başına başka bir şey gelmeden bana nasıl ulaşabildiğini bile bilmiyorum!”

“Eğer bir gün hatırlarsa öğrenirsiniz!” dedi Funda ama kadının yüzündeki korkunç ifadeyi görür görmez pişman oldu söylediğine, “Umarım her şey istediğiniz gibi olur!” dedi sonra toparlanıp.

“Siz dönecek misiniz hemen?”

“Şebnem ile tanışma ihtimalim kalmadığına göre, döneceğim!”

“Peki! Size nasıl ulaşacağım sonrasında!”

“Siz bana ulaşmayacaksınız, ben size ulaşırım. Siz de o günlüğü okumadan yakmayın bence!”

Süreyya hanım dönüp masanın üzerinde duran eski deftere baktı ve gidip defterin eski kapağına dokundu ve başını salladı.

“Tamam o zaman!” dedi sonra elini tokalaşmak için Funda’ya uzatarak.

Funda’da ona uzattı, “Bundan sonra benimle değil anlaşmayı getirecek avukatla görüşeceksiniz. Şebnem’e iyi baktığınız için size teşekkür ederim. Ablası benim, siz de onun hayatını kurtarmışsınız.”

“Evet öyle olmuş!” dedi yaşlı kadın. Sonra onunla avlunun kapısına kadar yürüdü.

Funda’nın son hatırladığı şey o kadar yaşlı bir kadının sırtına o makası nasıl öyle güçlü sapladığını düşündüğüydü. Ona arkasını dönmüştü ve sonra acıyla çığlık atmıştı.

Hastanede gözlerini açtığında yalnızdı. Dedektifler ondan uzun saatler haber alamayınca, aramışlar ama Funda telefonunu sessize aldığından açmamıştı. Ona haber almadan otelden ayrılmayacaklarını söyledikleri için bir kaç kez aradıktan sonra gidip onu kontrol etmeye karar vermişler ve Süreyya hanımın , günlüğü okşarken örgüsünün yanından aldığı makası Funda’nın sırtına sapladığı sırada tam da avlu kapısının önüne varmışlardı. Funda’nın hayatı ikinci kez büyük bir tesadüfle kurtulmuştu. Adamlar Funda’nın çığlığını duyunca kapıyı kırarak içeri girmişler, yaşlı kadını kapının ağzında yerde kanlar içinde yatan Funda’nın başında bulmuşlardı. Süreyya hanım bu beklenmedik giriş karşısında çaresiz kalmıştı. O anda artık Şebnem için daha da kötü bir noktaya sürüklendiğini anlamış, yığılıp kalmıştı. Polis onu, ambulans da Funda’yı alıp farklı yollara götürürken, Şebnem’in henüz hiç bir şeyden haberi yoktu. Annesinin tutuklandığını biliyordu sadece, avluda bir kadının sırtına makas saplamıştı. Funda hastanede kendine gelip, polis ifadesini almaya gelene kadar onun da nasıl kurtulduğuna dair bir fikri yoktu.

Şebnem annesinin bir insanı kendini savunmak dışında öldürmeye yeltenmeyeceğinden emin olduğu için Funda’nın iyi biri olduğunu düşünmüyordu ve onunla görüşmeyi hiç düşünmedi bu yüzden. Annesini ziyaret edebileceği güne kadar merak içinde kalmaya mecbur olduğunu düşünüyordu.

Süreyya hanım ise koruduğu her şeyi yıktığının farkındaydı artık, eğer o adamlar gelmemiş olsa Funda’dan kurtulmuş olma şansı olacak ve belki de bu suç yine Cüneyt’in üzerine kalacaktı. Tıpkı Funda’nın olmasından korktuğu gibi, ağabey arkasından da bir plan yapıp kardeşinden kurtulmuş olacaktı, ölmüş olmasına rağmen planı işlemiş olacaktı bir şekilde. Dedektif olduklarını sonradan öğrendiği o adamların gelişi ile her şey mahvolmuştu. Funda bir süre daha kalsa ve adamlar gelmiş olsa belki hepsiyle baş etmenin de bir yolu olurdu ama her şey bir anda ve zamansız olmuştu işte. Adamların kapıyı kırıp girmesi ile dışarıda Funda’yı bekleyen bir şoför olduğunu da öğrenmişti tabi. Her türlü hata yapmıştı ama asıl ve tek hatanın Funda’yı yok etme isteği değil, zamansız ve plansız davranmış olduğu olduğunu düşünüyordu hâlâ. Maalesef Şebnem’e bu aşamadan sonra kendini haklı çıkarak yalan uydurması da imkansız hale gelmişti. Yine de içinden Funda’nın ölmüş olacağı ile ilgili bir umut vardı. Eğer öyleyse hikayenin aslını bilen kimse olmadığı için bir şansı olabilirdi ama eğer yaşıyorsa o zaman gerçeği anlatmaktan artık sakınmayacağından emindi. Uğursuz kadın, ailesine, Çiğdem’e ve onlara herkese uğursuzluk getirmişti. Doğmamış olsa şimdi hayatta olmayan herkes yaşıyor olacaktı.

(devam edecek)

Yorum bırakın