İki kadın karşılıklı gergin bir şekilde ayakta duruyorlardı, avludaki o tahta masanın yanında. Süreyya hanım ellerini göğsüne kavuşturmuş, sözü biter bitmez Funda’yı kapı dışarı edecekmiş gibi bakıyordu artık. Funda ise bu kapıdan çıkarsa zar zor bulduğu ve sağ bulduğuna kendisinin bile inanmadığı Şebnem’e bir daha ulaşamamaktan korkuyordu. Eğer şimdi giderse bu kadın onu bambaşka bir yere alıp giderdi yine bu defa izlerini kimse bulamazdı. Neden kaçtığını kendisinin bile bilmediği bir yolculuktaydı o. Şebnem evlenmiş iki çocuk sahibi olmuş kocaman bir kadındı artık. Kim onu alabilirdi ki elinden. O kendi yalanlarından ve sırlarından kaçıyordu, peşinde olanlardan değil. İnsanın kendinden kaçması kadar zor bu ve korkutucu ne olabilirdi ki.
“Benime eve gitmem gerekiyordu!” diye anlatmaya devam etti Funda ısrarla, artık ayakta dolanıp duruyor, ellerini kollarını sanki bir mahkeme salonunda savunma yapıyormuş gibi sallayıp duruyordu anlatırken. Kendini ikna etmeye çalışıyordu aslında “Eve gidip para ve bir kaç gerekli almalıydım. Çiğdem beni kendi evine götürdüğünde ablası olmadığımı anlamıştı. Tüm hikayemi dikkatle dinledi, bir şeyler verdi içmem için, sakinleşince konuştuk.” dedi sözün burasında Süreyya hanıma bakıp. Yaşlı kadın kollarının bağını çözmeden beklemeye devam ediyordu.
“Bana eve gidip eşyalarımı almamda yardım edeceğini söyledi. Beni ablasına benzetmişti, arabadan atladığım o anda ablasının önüne çıktığını sanmış ve çok heyecanlanmıştı. Birden bire bisikleti bir taraf atıp, benimle gelmesinin nedeni buydu.”
Süreyya hanım başını iki yana salladı, bu nasıl olabilirdi ki?
“Onun duygularını bilmiyorsunuz, ablasını bulmaya söz vermişti kendine. O kadar inanıyordu ki, dualarının kabul olduğunu düşündü. Gördünüz ne kadar benziyoruz ikisiyle de!”
“Evet garip bir şekilde benziyorsunuz! Nerede o dışarıda mı?”
“Hayır! Birlikte eve gittiğimizde evde beni bekleyenler vardı. Cüneyt’in adamları eve yerleşmişlerdi. Ağabeyim geri döneceğimi tahmin etmişti sanırım. Evde birilerinin olduğunu anlayınca vazgeçmek istedim ben ama o Çiğdem beni yüreklendirdi. ‘Girebiliriz merak etme!’ dedi bana. Benden çok zor şartlarda büyümüştü. Beni bulduğu gün onunla sabaha kadar konuşmuştuk, bana ablasından bahsedip, ablasına ait bir günlük olduğunu söylemişti, sonra kendisi devam etmişti günlüğü yazmaya, ablasının hayallerinden, umutlarından destek almıştı hayata tutunmak için. Ablası gidince günlük onun ablası olmuştu bir çeşit yani. “
“Yasemin’in günlüğü mü?” dedi Süreyya hanım, “Şebnem’in yani?”
“Evet.”
“O günlük nerede?”
“Ben de!” dedi Funda çantasından çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Yaşlı kadın korku ile baktı günlüğe, “O siz de kalabilir, benim işime yaramayacak artık!”
“Onu yakacağım!” dedi Süreyya hanım dişlerini sıkarak, “Bitti mi? Kız nerede?”
“Eve benim odamın camından girdik, o çok iyi tırmanıyordu, bana da yardım etti, ağaçlara basıp bir şekilde cama kadar ulaştık. Sessizce annemlerin odasına geçtik, babamın paralarını evde nereye koyduğunu biliyordum. Şifreli bir kasa değildi. O odamda kalmak istediğini söyledi, çok beğenmişti, bir şeyler almak istiyordu belki diye kalmasına izin verdim ve diğer odaya geçtim. Ben paraları almak için dolabı açtığımda adamların sesini duydum. ‘Döndün demek!’. Daha bu cümleyi duyar duymaz onu ben sandıklarını anladım ve fırlayıp kendi odamın kapısına gittim. Adamların kapıya arkası dönüktü ama o beni görüyordu. Kaşlarını kaldırdı durmam için. Durdum ben de!” dedi Funda ve ağlamaya başladı, “Adamlardan biri silahını ateşledi ve o bir dizinin üzerine çöktü, içeri girmeliydim yanlış kişiyi öldürüyorlardı. Elini gördüm yine “Dur!” diyordu. Bunu niye yapıyordu? O diz çökünce diğer adam başına nişan aldı. Neredeyse bayılacaktım. O kanlar içinde halıya düşünce ben de annemlerin odasına geri kaçtım ve alacaklarımı korkuyla alıp, yüksek camdan aşağı atladım. Onlar beni öldürdüklerini sandıkları için rahat davranıyorlardı muhtemelen. Beni fark etmediler!”
Süreyya hanım şaşkınlıktan ellerini çözüp, iki yanına salmıştı, tekrar dönüp günlüğe baktı, “Yani o!” dedi günlüğü gösterip, “O öldü mü?”
“Evet öldüğünü gözlerimle gördüm, kurşun başına girdi!” dedi Funda ve Çiğdem’i son gördüğünde olduğu gibi bir dizinin üzerine çöktü ve ağlamaya devam etti, ellerini yüzü ile kapamış hıçkırıyordu artık. Süreyya hanım ona doğru bir adım atmakla, atmamak arasında duruyordu. Ağabeyi neredeydi şimdi? Onu bulabilirler miydi? Şebnem’i de o sanabilirler miydi?
Başını kaldırmadan devam etti Funda, “Koşup onun evine gittim! Bir hafta boyunca korku içinde saklandım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ağabeyim Çiğdem’in cesedini görse ben olmadığımı mutlaka anlardı. O zaman da beni kovalamaya devam ederdi ama daha bir gün önce tanıdığım bir kızı durup dururken ölüme sürüklemiştim. Tek suçu beni kurtarmaktı. Ablası sandığı için! O evde ona bir söz verdim. Günlüğü okudum. Şebnem sizi o günlüğe yazmıştı. Sizinle konuşmuyor olsa da günlükle konuşuyordu. Kardeşi küçük olduğu için ona anlatamıyordu muhtemelen. Babasına bir şey söyler diye korkuyordu belki de. Çiğdem kaçarken ablasının günlüğünü de almıştı yanına, o da bir gün onu bulacağına inanıyordu ama büyük ihtimalle sizi aramak aklına gelmemişti onun.”
“Senin nasıl aklına geldi!” dedi Süreyya hanım daha sakin ama temkinliydi şimdi. Çiğdem ölmüştü, sır o günlüğün içinde güvendeydi ve Funda’da kurtulabilirdi çünkü ona kızının nerede olduğunu söylememişti. Bu tehlike durumunu epeyce azaltıyordu şimdilik.
“Ben de günlüğü aldım evden ayrılırken, bir faydası olacağını hissetmiştim sanırım. Bir hafta sonra evden ayrıldım ve cesaretimi toplayıp polise gittim. Olanları anlattım. Ağabeyim benim cesedimi görmemiş olacak ki, arkamdan acıklı bir cenaze töreni düzenlemişti. Polis, ailemin ve benim katillerimizi arıyordu. Beni karşılarında görüp, anlattıklarımı dinleyince, beni bir kadın sığınma evine gönderdiler. Yazılı ifademi aldılar elbette, adamların robot resimleri çizildi. Bir hafta sonra ağabeyim tutuklandı. Ben diye gömdüğü kızın bir başkası olduğu DNA testi ile ispatlanmıştı.”
“Ağabeyin hapiste mi şimdi? Peşinde değil!”
“Hayır peşimde kimse yok, Şebnem’in ya da Yasemin’in peşinde de kimse yok. Tek peşinde olan bendim. O da Çiğdem’e bir can borcum olduğu içindi. Buraya bu yüzden geldim. Bunu sondan başlayarak anlatmak çok zordu.”
“Otur!” dedi Süreyya hanım ona ve bardağının dibindeki soğumuş artığı döküp, yeni bir tane doldurup önüne bıraktı.
Funda onun gösterdiği sandalyeye oturmuştu yerinden kalkıp. Süreyya hanım da oturdu yerine, “Bu nasıl bir oğlanmış böyle! İnsan böyle bir aileye neden ihanet eder! Miras yüzünden mi?”
“Evet!”
“İyi ama zaten ailen onu yasal olarak evlat edinmiş, öyle söyledin!”
“Evet ama Cüneyt bize söylemeden sosyal hizmetlere gidip annesini bulmuş.”
“E?”
“Kadının babamla ilişkisi varmış!”
“Ne?”
“Eskiden yani, babam Cüneyt doğduktan sonra dört yıl onlara uzaktan uzağa bakmış. Sonra Cüneyt’in annesi başka bir adamla evlenmek isteyince, Cüneyt’i geri alması için babama baskı yapmış.”
“Şantaj mı yapmış yani?”
“Sanırım, Cüneyt’in ifadesi böyleydi. Babam nüfuslu bir adamdı. Sanırım çocuğu hazır annemde isterken sosyal hizmetler üzerinden almanın bir yolunu bulmuş.”
“Kendi oğlunu mu evlat edinmiş yani!”
“Evet Cüneyt babamın öz oğluymuş!”
“Bu onu zaten mirasçı yapar!”
“Evet ama gayri meşru bir çocuk olmak istememiş! Ne düşündü bilmiyordum. Diyorum ya küçükken de çok hırçındı o!”
“Gerçeği öğrenince özüne dönmüş!”
“Babamdan intikam almak istemiş onu ve sahip olduğu aileyi yok edip, her şeyin sahibi olmak istemiş!”
(devam edecek)