Mutlu bayramlar…
“Göz yaşlarıma hakim olamayarak emniyetin merdivenlerini çıkmaya başladım. Ağabeyim de konuyu bilmesi, her şeyin gerçek olduğunu göstermişti aslında bana. Binanın içine girip danışma memuruna gitmem gereken yeri sormak için yaklaştığımda telefonum yeniden çaldı, arayan Cüneyt’ti. Evi falan boş vermiş uçak bileti almıştı, beni havalimanından arıyordu. ‘Sakın eve gitme!’ dedi bana. O söyleyene kadar böyle bir şey düşünmemiştim aslında, eve gidersem anne ve babamı öldürenlerin gelip beni de öldürebileceğini söyledi. Neyin peşinde olduklarını anlamadan ikimizin de ortalarda olmaması ve saklanması gerekiyordu. Korkuyla emniyetin dışına çıktım. Danışmadaki adamın yüzümdeki korkuyu görmesini istemiyordum. Ona emniyete geldiğimi söyledim. İşim bitince beni almaya bir araç gelecekti. Babamın çok güvendiği adamlarıydı bu gelenler, babam bir gün başımıza kötü bir şey gelirse araması için ağabeyime bir telefon bırakmıştı”
“Neden sadece ona?” dedi Süreyya hanım
“Ben küçük olduğum için olduğunu söyledi. Yani bu telefon numarasını aldığında”
“Peki büyüyünce neden söylememişler?”
“Sanırım korkmamam için, o kadar korkmuştum ki o anda tam da dinleyemedim aslında!”
“Bilmiyorum ama benim midem bulanmaya başladı!” dedi Süreyya hanım şüpheyle, “Ağabeyin pek güvenilir biri olmayabilir!”
Funda hiç bozuntuya vermedi, kadının söyleyeceklerini duymaya ihtiyacı vardı, uzun süredir kendi düşüncelerini dinliyordu. Artık her şeyi korku ile değerlendirdiğini düşünüyordu, bu yüzden bir başkasının gözünden hiç birini tanımayan birinin gözünden bir yoruma ihtiyacı vardı.
“Ben emniyetten çıktıktan sonra bana gitmemi söylediği yere gittim. Onu aradığımda telefonu kapalıydı, çünkü uçaktaydı.”
“Hayır yalan bu!”
“Oraya gittiğimde adamlar beni bekliyordu. Emniyette bana sorulan sorular yüzünden kendini berbat hissediyordum. Annem ve babamın cenazeleri adli tıbba gidecekti ve onlar diyene kadar bir gömme töreni yapmamıza izin yoktu. Ağabeyim de ben de bu yolculuğa katılmadığımız için şüpheliydik. Yani polise göre şüpheli, ağabeyime göre hedeftim. İyice sersemlemiştim ve düşüneceğimi bilmiyordum. Güvenebileceğim tek kişi Cüneyt’ti o yüzden onun yolladığı adamlarla gidip, onun gelmesini bekleyecektim.”
“Keşke emniyette kalsaydın, ağabeyinin sana söylediklerinden polislere bahsetmedin mi?
“Ağabeyimin gelmek için yola çıktığını ve ikimizin de tehlikede olabileceğini söyledim ama bana şüpheyle baktılar, yani kendimi aklama çabası gibi gözüktü sanırım.”
“Neden öyle olsun?”
“Siz bir şey mi biliyorsunuz?” dedi Funda sonra dayanamayıp, onun düşüncelerini bilmek istiyordu ama kesin ithamları içindeki korkuyu beslemişti elinde olmadan.
“Hayır!” dedi Süreyya hanım kızarak, “Buraya gelip bana bunları siz anlatmak istediniz nereden bilebilirim?”
“Bakın çok özür dilerim çok zor günler geçirdim, haklısınız. Anlatayım!”
“Artık beni tedirgin ediyorsunuz gerçekten!” dedi Süreyya hanım ayağa kalkarak, “Bir an önce konuyu kızıma nasıl bağlayacaksanız bağlayın ve gidin buradan!”
Funda işlerin iyice sarpa sarmaya başladığını anladığı için toparlandı “Tamam, haklısınız. Zaten oraya gelmiştim!”
“Haydi o zaman!” diyerek yerine geri oturdu Süreyya hanım.
“Araba gelip önümde durunca hiç düşünmeden bindim. Önde bir adam, arkada benim yanımda bir başka adam oturuyordu. Bizi Cüneyt yolladı dediler. Beni güvenli bir yere götüreceklerini söylediler. Nihayet kendimi güvende hissettiğim için ağlamaya başladım. Annem ve babamın öldüklerine inanamıyordum. Kim neden böyle bir şey yapabilirdi? Şoför de kurtulamadığı için neler olduğunu öğreneceğimiz kimse kalmamıştı. Olayın hiç şahidi yoktu. Yolun ortasında durdurulmuş ve vurulmuşlardı. Öylece, sanki çok normal gibi. Araba şehirden çıkınca bunun güvenlik önlemi olduğunu düşündüm. Adamlar hiç konuşmuyorlardı. Yanımda oturan adamın silahı olduğunu görmüştüm. Sanırım gerçekten de peşimizde birileri vardı. “Onların kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sordum birden. “Kimin?” diye sordu öndeki adam, “Ailemi katledenler!” dedim hıçkırarak. “Hayır!” diye yanıtladılar. Yanımdaki adam ben soru sorduğumda elini istemsizce silahına atmıştı, beni huzursuz etmişti bu davranışı ama dedim ya kafam çok karışıktı ve her şeyden korkuyordum!”
“Haydi ama olayı anlatın artık!” dedi Süreyya hanım, Funda her hatırlayışında tekrar tekrar yaşarken, yaşlı kadının içindeki tedirginlik artık tavan yapmıştı. Ne yaşıyorlardı böyle karşılıklı. Tüm bu anlatılanların Şebnem ile ne ilgisi vardı. Sonuçta ayyaş bir babanın iki kızından birini kurtarmıştı o. Bu kadının hikayesi hem bitmek bilmiyor hem de giderek korkutucu oluyordu. Acaba Şebnem’in kardeşinin bir arkadaşıydı ve saklanmak için mi buraya gelmişti. Yani o kötü adamlardan. Onun için gelmiş olsa onun mısır sattığı günleri falan nasıl biliyordu.
“Peki o zaman, adamlar babamın adamları değildi, onları Cüneyt göndermişti beni öldürmeleri için!” dedi Funda pat diye.
“Ve siz de ağabeyinizden saklanmak için buraya geldiniz öyle mi?”
“Hayır!”
“Allah aşkına niye geldiniz o zaman?”
“Geldim çünkü adamların elinden kurtulmayı başarıp arabadan atladım. O sırada da Çiğdem’e rastladım!”
“Nasıl?” dedi Süreyya hanım şaşkınlıkla, şehir dışına saatlerce gidilen bir arabadan atlayıp nasıl gökten zembille inmiş gibi Çiğdem’e rastlamıştı bu kadın.
“Çiğdem, Şebnem bir daha geri gelmeyince, ayyaş babası ile baş başa kalmıştı. Henüz küçük olduğundan ondan kurtulma şansı yoktu. Babası içip onu da dövüyordu. Polise yakalanmamak için onu çalıştıramamıştı. Büyük kızının ortadan kaybolduğunu kimseye söylememiş, Çiğdem’i de tembihlemişti. Zaten ailelerinden herkes uzak durduğu için ablasının ortadan kaybolduğunu fark eden bile olmamıştı. “
“Yani polise falan gitmemişler mi?” dedi Süreyya hanım konu nihayet kızına gelince.
“Hayır, kimse arkanızdan sizi kovalamamış aslında!”
“Bunları siz nereden bilebilirsiniz ki? Uydurmadığınızı nereden bileyim!”
Funda çantasını açıp, iki kardeşin Şebnem ortadan kaybolmadan bir iki yıl önce çekilmiş bir fotoğrafını gösterdi. Süreyya hanım örgüsünün üzerinde duran gözlüklerini alıp fotoğrafı inceledi. “Bu siz misiniz?” dedi Şebnem’in yanında gülümseyen kızı gösterip.
“Hayır o Çiğdem! Çok benziyoruz öyle değil mi?”
“Evet ama hâlâ bir şey anlamadım ben!”
“Ben arabadan atladığım sırada Çiğdem’de bisikleti ile bir yere gidiyordu!”
“Bu doğru olamaz onca uzakta bisikletle nereye gidiyor olabilir?”
Şebnemin ortadan kaybolmasından dört beş yıl sonra Çiğdem evden kaçmış ve tam da benim arabadan atladığım kasabaya yerleşmişti.
“O küçük bir kız değil mi?”
“On sekizindeymiş kaçtığında! Geriden geldiği için benim arabadan atladığımı görmüş, araba birden duramadığı için bir anda beni yakalayıp ağaçların içine çekti. Ne olduğunu anlamadan kendimi onun arkasından ormanın içine doğru koşarken buldum. Bisikletini yolun kenarında bırakmıştı. Ne yaptığını biliyor gibiydi, bana hiç bir şey sormadan takip etmemi söyledi ve nasıl oldu bilmiyorum biz ormanın diğer ucundan ya da aynı yerinden bilmiyorum bir caddeye çıktık.”
“Adamlar peşinizden gelmediler mi?”
“Geldiler ama bizi kaybettiler Çiğdem’in sayesinde. Sonra beni alıp evine götürdü.”
“Neden? Neden arabadan atlayan birine güvenir ki insan!”
“Bilmiyorum! Ne dememi bekliyorsunuz?” diye bağırdı Funda elinde olmadan, “Size her şeyin kızınızla ne ilgisi var anlatıyorum işte!”
“Bunları neden bilmek isteyim. O benim kızım!”
“Çünkü ben Çiğdem’e bir söz verdim! Onu korumam gerek!”
“Kimi ?”
“Şebnem’i.”
“Kimden koruyacaksınız, peşinde kim var kızımın?”
“Kimse yok Süreyya hanım, hayatına yardımcı olmak istiyorum. Destek olmak! Az önce siz söylediniz, maddi olarak iyi durumda olmadıklarını!”
“Kardeşi nerede onu da mı getireceksiniz arkanızdan?”
“Hayır, Çiğdem’i getirmeyeceğim, istesem de getiremem zaten.”
(devam edecek)