Süreyya hanım konunun, gelen bu kadının ağabeyi ile ne ilgisi olduğunu hemen çözememişse de merakla dinliyordu. Dinlemezse zihninin içinde dolaşan bütün sorular dikkatini dağıtıyor ve her şeyi bu kadına anlattığı için başına neler gelebileceğini sorup duruyordu. Funda çayından bir yudum almak için durduğunda huzursuzca kıpırdandı ve duramayıp bardakta kalan yarım çayını döktü ve kendine yeni bir tane doldurdu.
“Ağabeyim diyordunuz?” dedi otururken.
“Ortaokuldan sonraki tüm hayatım harika bir ağabey sahibi olarak geçti. Onun hep bir gün eski haline döneceğimden korksam da, o üniversiteyi okumak için yurt dışına gidene kadar böyle bir şey olmadı. Sonrasında zaten evin tek kızı olmuştum ve şimdi itiraf ediyorum ki ağabeyim ne kadar iyi olmuş olursa olsun, üzerimden büyük bir baskı kalkmıştı. Ona karşı sevilmediğini hissettirecek bir hareket yapma korkusu içime fena halde yerleşmişti çünkü.”
“Sevginin gerçek olduğunu söylemiştiniz!”
“Gerçekti ama onu ikna edecek ölçüde değildi demek ki, yani o psikoloğa kadar işte!”
“Çocukluktan çıkıp yetişkinliğe adım atacağı zaman anlamış olmalı her şeyi, öncesinden onun da kaldıracağından fazlası yaşanmış herhalde. Gerçek ailesi hiç aramadı mı onu?”
“Hayır, zaten arasa da sosyal hizmetler onu evlatlık verdikten sonra ailesine bu bilgiyi asla vermezdi!”
“Peki ya o? Hiç sormadı mı gerçek ailesini?”
“Hayır!”
“Nefreti hiç sönmemiştir haklı!” dedi Süreyya hanım, Şebnem’de eğer olanları hatırlayarak bu günlere gelmiş olsa, o da böyle hissederdi muhakkak. Hafızası onun yeniden sağlıklı bir ruh haline dönmesine yardımcı olmuştu.
“Peki Şebnem başına gelenleri hiç hatırlamıyorsa da, iyileşme sürecinde bir şeyler söylemedi mi? Yani öğrenmek istemedi mi?”
“İstemedi! Zaten isteseydi bile biz oradan ayrılıp buraya gelmiştik. Orada bilinmez bir tehlikenin tehdidi altında hissedecek ve ne olduğunu bilmek isteyecekti belki. Burada kendini güvende hissetti, benimle!”
“Sizin de bir yabancı olduğunuzu hatırlasa belki olurdu!” dedi Funda ve Süreyya hanım bir kez daha diken üzerinde hissetti kendini. Oysa Funda’nın tek yaptığı kendi hikayesini anlatırken bir kez daha anlamaya çalışmaktı. Şebnem ya da Süreyya hanımı değil, ağabeyinin duygularını tahlil etmeye çabalıyordu. Zihninin bir tarafı hâlâ olanları algılamakta zorlanıyordu çünkü.
“Kızıma söylemeyeceğinize söz verdiniz!” dedi Süreyya hanım bu kez gerildiğini saklamadan.
“Ah hayır! Asla söylemeyeceğim!”
“Lütfen bir an önce nereye varacaksanız varın artık!”
“Peki, haklısınız. Sonunda ben de üniversiteye başladım. Cüneyt yurt dışında okulunu tamamlayınca İzmir’e geçti, yüksek lisans yapmak istiyordu. Nedense bunu yurt dışında değil de Türkiye’de yapmak istemişti. Bizden yine uzak olacak olsa da en azından daha kolay ulaşılabilir bir yerde olduğundan babam ve annem sevindiler. Böylece tatillerde yeniden bizimle olmaya başladı. Yüksek lisans bitip doktoraya geçti ve o doktorasını bitirirken ben de üniversiteden mezun olmak üzereydim. Artık üniversiteli olduğumdan ve okulumun kampüsü aynı şehirde olmamıza rağmen eve çok uzak olduğundan ilk iki yıl kampüsteki yurtlarda kalmıştım. Sonra bir kaç arkadaşım yine kampüs yakınında bir eve geçince ben de onlarla eve geçtim ama daha evde birinci yıl dolmadan onlarla yapamadım. Cüneyt’in de desteğiyle, geleceğe de yatırım olsun diye ailem bana bir ev satın aldı ve tek başıma yaşamaya başladım. Mezuniyetten sonra ev duracağından ailemin yanına geri dönmeyecektim. Ancak babam ağabeyim de mezun olduğu için ailecek bir tatile çıkmamızı önerdi. Bu bir kutlama olacaktı. Bize bir mezuniyet hediyesi belki. Aslında bizim de kendimize göre planlarımız vardı ama babamı da kırmak istemiyorduk. Bizi o güne kadar getirmişti sonuçta.”
Süreyya hanım derin bir iç geçirdi sıkıntıyla.
“Tamam bağlıyorum merak etmeyin” dedi Funda, “Cüneyt arkadaşları ile plan yaptığından ve o benim aksime evini boşaltıp geleceğinden bir kaç gün daha müsaade istedi. Yani biz hepimiz babamın ayarladığı yere gidecektik ve o da işlerini halledip yanımıza gelecekti. Babam uzun bir tatil planlamıştı, büyük ihtimalle o tatilin ardından ikimizin de kendi hayat yollarımıza çıkacağımızı ve bir daha böyle uzun süre bir arada olamayacağımızı düşünüyordu. O yüzden Cüneyt’in dört beş gün sonra gelmesini sıkıntı etmediler. Ancak benim de son anda bir başka nedenim ortaya çıktı. Okuldaki en iyi iki arkadaşım bir sürpriz yapıp evlenmeye karar vermişlerdi. Aslında sevgili değildirler biz hepimiz çok iyi dosttuk ama mezuniyet balosunda aralarında bir elektrik olduğunu ve okul bittikten sonra da birlikte olmak istediklerini fark etmişlerdi. Törenden sonra birisi yüksek lisans için yurt dışına gideceğinden beraber gidebilsinler diye ani bir nikaha karar vermişler, herkes evine dönmeden nikahı yapıp bu mutluluğu okul arkadaşları ile paylaşmak istemişlerdi. Neredeyse son gün ortaya çıkan bu gelişme sonucunda ben de ağabeyim gibi tatile sonradan dahil olmak için babamdan izin aldım. O da kabul etti. Annem ve babam planladıklarının aksine tatillerine yanlarından çocukları olmadan başlamak üzere özel bir şoförleri yola çıktılar. Ben de arkadaşlarımın bu mutlu gününde ne giyeceğimin derdine düştüm. İlk kez kendi arkadaşlarımdan birilerinin nikahlarında bulunacaktım. Benim için heyecan vericiydi ve onları çok sevdiğim için özel bir kıyafet seçmek istiyordum. Sabah onlar yola çıkarken konuştuktan sonra kendi işlerime daldım. Öğleden sonra defalarca çalan telefonumu ancak üçüncü de duyabilmiştim. Bir alış veriş merkezinde sürekli kıyafet deniyordum ve mağazaların içinde çalan o yüksek sesli müzik yüzünden telefonun zilini duyamamıştım. Sonunda elimde torbalar ile kan ter içinde mağazadan çıktığımda bilinmeyen numaranın beni aradığını fark ettim.”
Süreyya hanımın gözleri büyüdü, “Kötü haber mi yoksa?”
“Annem ve babam bir mola yerinden ayrıldıktan hemen sonra yollarını kesen adamlar tarafından vurulmuşlardı!”
“Ne?”
“Neredeyse düşüp bayılacaktım. Şoför de dahil hepsi ölmüşlerdi. Cenazeler şehre doğru getirilirken benim de emniyete gelmemi istiyorlardı. Torbaları bile almadan dışarı fırladım ve otoparkta bekleyen arabamı almakla oyalanmamak için bir taksiye bindim ve emniyete gittim! Oraya varana kadar bunun bir şaka olduğuna inanmaya çalıştım ama değildi. Polis ağabeyimi de aramış ve ona araçtaki üç kişinin öldüğünü haber vermişti. Taksicinin yanında konuşmak istemediğim için yoldan Cüneyt’i aramamıştım Birileri annem ve babamı vurmuşsa bizim de peşimizdeydi muhtemelen! Korkmuştum. İnanamıyordum! Taksiden iner inmez ağabeyimi aradım, açıp da benim sesimi duyunca çok şaşırdı. ‘Funda, sen yaşıyor musun?’ diye çığlık attı önce, her şey çok ani geliştiği ve ben de kendimi elbise olayına kaptırdığım için ağabeyime açıp benim de sonradan katılacağımı söyleyecek fırsatım olmamıştı. Belli ki annem ve babamda bir şey söylememişlerdi. O da arabadaki üç kişinin öldüğünü duyunca birinin ben olduğumu sanmış, hayatta olmama, çok şaşırmış ve sevinmişti.”
“Gerçekten büyük felaket!” diye inledi Süreyya hanım, “Hâlâ kızımla ne ilgisi olduğunu çözemedim ama?”
“Geliyorum oraya!” dedi Funda ve anlatırken yeniden yaşadığı stresle o da bardağında soğuttuğu çayı, az önce Süreyya hanımın yaptığı gibi yakındaki boş saksının içine boşalttı ve kendine yeni bir çay doldurdu. Süreyya hanım sabırsızlıkla bekledi onun işini bitirip yerine geçmesini.
(devam edecek)