Söz – Bölüm 1

Funda bir zamanlar babasının oturduğu yönetim kurulu başkanı koltuğunu büyük toplantı masasını arkasına alarak cama çevirmiş, şehrin siluetine bakıyordu. Aslında seyrettiği şehir değildi. Tuttuğu dedektifler yaşlı kadını bulduklarını söylediklerinden beri aradığı şeyi bulup bulamayacağını merak ediyordu. Son üç yılını babasının şirketini yönetebilecek bilgiye sahip olmak ve bu kadını aramakla geçirmişti. Kadına ulaşmak onu amacına ulaştırmayacaktı belki ama elindeki en somut delil oydu. Ölü ya da diri Şebnem’i bulacaktı. Onu bulmadığı sürece hafızasındaki hiç bir şeyin onu rahat bırakmayacağını biliyordu. Her şeyi çözmüş olsa bile, sözünü tutmadan asla rahat edemeyecek, o söz yüzünden aklında takılı kalan her şeyle de yaşamak zorunda kalacaktı. Mithat bey, yardımcısı ile yaşlı kadının izini sürmüş ve yaşadığı evi bulmuşlardı. Şebnem ile bir bağı olup olmadığını anlamak için bir haftadır gözetliyorlardı ve bu gün yarın bir sonuca varacaklarından emindi. Sıkıntılı bir şekilde saatine baktı. Bu pencereden gönül rahatlığı ile güne batımını seyretmeyi hayal ediyordu ama söz tutulmadan değildi bu. Doğruldu ve boş toplantı odasından çıkıp, odasına girdi, çantası ve ceketini aldıktan sonra asansöre binip ışıkları yavaş yavaş yanmaya başlayan caddeye çıktı. Bir taksi çevirdi ve bir zamanlar anne ve babası ile neşe içinde yaşadıkları o kocaman evin önünden geçip, kendine üniversite okurken tuttuğu küçük dairesine geçti ve her zaman yaptığı gibi duş alıp, bir şeyler yedi ve kitabını okurken uykuya daldı. Zaman en zor evde geçiyordu, şirkette hareket kesilmeden devam ettiği için iş dışında bir şeyler düşünmek için çok az zaman oluyordu ama ev öyle değildi. Kocaman bir zaman denizi gibi kucaklıyordu onu her akşam. Sabaha kadar değil de sonsuza kadar düşünmesi için özel olarak tasarlanmış bir yer gibiydi. Başlarda biraz televizyon izleyerek kafasını dağıtmaya çalışıyordu ama televizyonun görsel hafızasını daha çok tetiklediğini fark edince bundan vazgeçti. Romanları da okumuyordu artık. Araştırma kitapları edinmişti, sıkılsa bile her gece en az elli sayfa okumak için kendini zorluyor, sıkıldığı için de uykusu gelip, sızıyordu. Bazı geceler yüz sayfayı bulduğu da oluyordu elbette ama şirkette de sürekli öğrenme halinde yorulduğu için çok fazla değildi böyle geceler, daha çok tatil günlerine denk geliyordu.

Ertesi gün öğlen olmadan Mithat bey arayınca heyecanlandı.

“Büyük ihtimal onu bulduk!” dedi adam.

“Şebnemi değil mi?”

“Evet, söylediğiniz gibi size de biraz benziyor! Adı Şebnem değil değiştirmiş olabilir.”

“Sahi mi?”

“Evet”

“Onunla mı yaşıyor?”

“Hayır! Çocuklarını bırakıyor sadece, sonra da kocasıyla gelip alıyor!”

“Evli mi?”

“Evet!”

“Ne harika!”

“Bildiğimiz tek şey kadının ve kızın tam olarak tarife uydukları, ancak burada herkes onları anne kız olarak biliyor!”

“Öyle söylemişlerdir! Adını da değiştirdiklerine göre.”

“Ne zaman gelirsiniz?”

“Yarın! Konumu bir kez daha atar mısınız?” dedi Funda heyecanla. Telefonu kapatır kapatmaz, gelen konumu sekreterine yolladı ve yarın sabah yola çıkıp oraya en hızlı nasıl ulaşabiliyorsa o şekilde bir plan yapmasını söyledi.

Adres havalimanı, otogar gibi merkezi toplu taşım alanlarına çok uzak olduğundan, en iyisi özel araçla gitmekti. Funda kafası çok dalgın ve karışık olduğundan sekretere şoför ve araç kiralamasını söyledi. Şirketin şoför ve aracını istemiyordu. Bu özel bir meseleydi, aracın ödemesini de kendi yapacaktı.

Başkan yardımcısını arayıp, bir kaç günlüğüne şehir dışına çıkması gerektiğini haber verdi. Aslında ne kadar kalacağını kendisi de bilmiyordu ama bir kaç gün şimdilik yeterli gözüktü gözüne. Onu bulduktan sonra yeniden gidebilirdi.

“Hayatta olduğuna inanamıyorum! Lütfen doğru kızı bulmuş olsunlar!” dedi eve giderken. Yaşadıkları yer çok küçük ve yabancılar kolay fark edildiğinden Mithat beyler kızın bir fotoğrafını çekememişlerdi. Çekseler de zaten Funda onunla hiç karşılaşmadığı için emin olamazdı. Yaşlı teyzeyi de tanımıyordu. Adının Süreyya olduğunu da dedektiflerden öğrenmişti.

Ertesi sabah gün doğarken uyandı, çantasını ve giyeceklerini akşamdan hazır edip kapının önüne bırakmıştı. Duşunu alıp, kahvesini hazırladıktan sonra çantayı son bir kez daha kontrol etti. Telefonunu masanın üzerine koyup, kahvesini yudumlayarak çalmasını beklemeye başladı. Kahvaltısını işe giderken yol üzerinde sevdiği bir kafede yapıyordu. Eve kahvaltı için alışveriş yapmayı bir kaç kez denemişti ama hep yemeden çıktığı için sonunda hepsini çöpe atmaya karar vermiş ve bir daha almamıştı. Araç gelince yine yoldan bir şeyler alacaktı.

Sokakta hareket yeni başlamıştı. Az önce geçen ekmek kamyonunun arkasından havlayan köpek birazdan köşedeki elektrik direğinin dibine kıvrılıp, hayat sona ermiş gibi uyuyacaktı.

“O gün bu günmüş demek!” dedi köpeğin geri gelişini gözleri ile takip ederken. O anda telefonu çaldı, bilinmeyen bu numaranın şoföre ait olduğunu tahmin ettiği için telefonu açarken yerinden kalktı, kahveyi geçerken lavaboya boşalttı, fincanı makinanın içine koydu ve “Tamam iniyorum şimdi!” diyerek telefonu kapattı. Önünde ortalama beş saatlik bir yolculuk vardı. Şoför kalması gerekse bile onunla bekleyecek, eve dönene kadar hizmetinde olacaktı. Düşünmek bile istemiyordu ama eğer buldukları doğru insanlar değilse bu gece zaten evinde olurdu. Aracı sevdiği kafenin önünde durdurdu ve inip hem şoföre hem kendine bir şeyler aldı. Sonra hafızasının her şeyi tekrar tekrar izlettirdiği o görüntülerle içinde ve dışında süren sessiz bir yolculuk yaptı. İlçeye geldiklerinde uyuyakaldığı için şoför onu uyandırdı. Dedektifler burada bir motelde kalıyorlardı. Kadının yaşadığı evi onlardan öğrenecekti ve oraya gitmeden varsa bilmesi gereken son bir şeyler onları öğrenecekti. Şoför Mithat beyi dikkatle dinledi ve sonra araca geri döndü.

“Eğer doğru insanlarsa sizinle de yollarımız ayrılacak demektir!” dedi Funda gülerek.

Mithat bey de güldü, “Siz aradığınızı bulduktan sonra bizim için başka yollar açılacak, sizin için de!”

“Doğru! Eğer o kız Şebnemse onu hayatta bulmuş olmam bir mucize! Bundan sonrasını ben de yaşayıp göreceğim!”

Dedektiflerle vedalaşıp arabaya geri döndü, doğru insanlar olduklarını onaylayana kadar onlar otelde bekleyeceklerdi. Yaşlı kadının Funda’ya gerçeği söyleyip, söylemeyeceğini de bilmiyorlardı elbette. Ancak onun günlükteki mısır satan kadın olduğundan yüzde yüz eminlerdi.

Funda içinde sıkıntılı bir heyecan duyuyordu niyeyse, belki de bu arayışa bağımlı hale gelmişti. Yaşadığı onca acıyı atlatabilmesi kendini bu arayışa adaması sayesinde olmuştu. Arayış sona erdiğinde acıların geri dönüp, dönmeyeceğini kim bilebilirdi ki? Derin bir iç geçirdi. Tarlaların, bağ bahçelerin içinden geçip, köye vardılar. Adı her ne kadar köy olsa da burası da bir çok köy gibi özelliğini çoktan kaybetmişti. İki katlı büyük balkonlu evlerin sıralandığı büyük bir caddesi vardı. Hatta şu zincir marketlerin bir iki tanesi de bu cadde üzerindeydi. Çocukken kitaplara çizilen o koyun sürülerinin etrafında otladığı, kerpiç evlerden oluşan köyler kayboluyordu artık. Meydanında köy kahvesinin bulunması gerekirken, su fışkırtan bir süs havuzu ve modern bir ekmek fırını vardı. Yanındaki kahve köyün erkeklerinden ziyade, gençlerine hizmet ediyor gibiydi. Şoföre kahvenin önüne park etmesini söyledi. Süreyya hanımın evi tarife göre az ileride olmalıydı. Arabayı kapının önüne kadar çekip, kadını huzursuz etmek istemiyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın