Nazan katılarak ağlamaya başladı bu kez, “Ne yapayım ha? Söyle ne yapayım? Babalık testi mi istiyorsun, telefon dökümümü hepsini zaten yapacağım merak etme! Peki başka ne yapayım? Neden o kapıdan girdiğinde şimdi senin oturduğun yerde oturan o adamın Sibel’in arkadaşı olduğunu düşünmedin? Neden geldin eve ha ? Söylesene, sana da mesaj attı değil mi?”
“Mesaj senin telefonundan geldi!” dedi Zafer.
“Öyle ya! Tek akıllı benim kuzenim çünkü, ne yazmış sana benim telefonumdan?”
“Altuğ’a attığın, attığı! Her neyse işte! O son mesajı!”
“Gördün mü? Seni buraya çağırmış!”
“Aslında ben mesaj gelince önce seni aradım, telefonu o açtı ve senin…!” dedi durdu Zafer, “Senin giyinmeye gittiğini söyledi!” dedi daha sakin bir sesle, yeni aydınlanmıştı o da.
“Gördün mü?” dedi Nazan yeniden, “Sana söyledim, telefon bende değildi. Altuğ’a mesajları o yazdı ben değil. Öncekileri o yazmış olmasa, neden son mesajları yazsın? Hepsini o yazdı çünkü. Telefon dökümüm geldiğinde hepsinin de benim annemlerde olduğum günler atıldığını göreceğiz!”
“Tamam haklısın!” dedi Zafer iyice sakinlemişti.
“Haklıyım tabi ama sen beni ispat zorunda bıraktın! Bana güvenmedin!”
“Nazan, lütfen! Sen benim yerimde olsan ne yapardın? Kimse böyle bir durum için hazırlıklı olamaz ki? Şok yaşarken mantıklı olabilir misin? Farz et benim telefonumdan attı o mesajları ve sen içeri girip, o kuruntu tohumları üzerine bir de kadını içeride görsen?”
“Tamam sen de haklısın ama günlerce sana ulaşmaya çalıştım, bıraksaydın bunları günler önce konuşabilirdik!”
“Sakinleşmem gerekiyordu, seni öfkem yüzünden kaybetmek istemiyordum! Bu gün sen gelmemiş olsaydın ben zaten sana gelecektim. Seninle konuşmamız gerektiğine inanıyordum!”
“Ben sana niye inanayım şimdi?” dedi Nazan, “Sen ispatlayabilir misin?”
“Hayır maalesef ispatlayamam!”
“Gördün mü? Ben de ispatlayamayacağım bir duruma düşebilirdim.”
“Doğru ama zaten aramızda her şey bitmedi ki daha! Birbirimizden bir hafta uzak kaldık, bir şeyi yıkmadık öyle değil mi?”
“Güveni de mi yıkmadık sence?”
“Sana söylüyorum sadece sakin olabilmek, doğru düşünmek için geri çekildim ben, bir şeyleri kafamda bitirdiğim için değil Tüm bunları konuşmadan önce neden peşinden geldim sanıyorsun! Ona inanmış ya da bu ilişkiyi bitirmek için bu olayı kullanmış olsam sence şimdi bunları konuşuyor olur muyuz?”
“Hayır olmayız sanırım!”
“Özür dilerim!” dedi Zafer ağlamaklıydı artık, “Geç kaldığım, çabuk toparlanamadığım ve seni bir haftadır belirsizlik ve endişe içinde bıraktığım için özür dilerim gerçekten!”
Kalkıp karısının yanına oturdu ve onun ellerini tuttu.
“Kalacak mısın artık?” dedi Nazan burnunu çekerek.
“Hayır!”
“Ne?”
“Dinle bir planım var!”
“Ne planı?”
“Ona istediğini başarmış gibi yapacağız!”
“Nasıl?”
“Sonuçta annenin bunları bilmesi gerek, ancak o zaman onları evinden gönderir öyle değil mi?”
“Evet ama annem bunları duyarsa kalp krizi geçirir üzüntüsünden.”
“Doğru, biraz daha düşünelim!”
“Anneme eninde sonunda bu olanları anlatacağız tabi öte yandan! Göz yumup onların annemin evinde yaşamalarına müsaade edecek değiliz!”
“Halledeceğiz!” dedi Zafer bir hamle daha yapıp karısına sarıldı, Nazan kendini onun kollarına bırakınca da alnında öptü onu.
“Bu olanlara inanamıyorum! Baban ne kadar haklıymış!” dedi iç geçirerek.
“Anneme ve sana başından beri anlatmaya çalışıyordum. Bak az kalsın yuvamızı yıkıyorlardı!”
“Haklısın bu kadar fena olacaklarını hiç düşünmedim doğrusu! Yani bu olanları aklım hâlâ almıyor! Bir insan nasıl bu kadar acımasız olabilir?”
“Bir de bana sor? Bu insanlarla aynı kanı taşıdığımıza inanamıyorum ama rahmetli babam hep can bağı kızım derdi, asla kan bağı değil! Hâlâ hayatta olsaydı annemi onlardan koruyabilirdi, ben koruyamadım. Kendimi bile koruyamadım!”
“Sen korumak için elinden geleni yaptın!” dedi Zafer ona daha sıkı sarılarak, “Biz senin abarttığını sandık! Bu senden çok Nedamet anne ile benim suçum sanırım!”
“Anneme nasıl söyleyeceğiz?”
“Sanırım onlara benzeyip, pusu kurmaya gerek yok! İkimiz bu akşam gidip onlar da oradayken her şeyi anlatalım!”
Nazan’ın gözleri parladı, “Evet! Sen yanımdayken kendimi daha güçlü hissedeceğim! Onlar evden çekip gidene kadar bekleriz orada! Annem merhamet edip onları bir gece daha ağırlamaya kalkabilir!”
“Sana ve bana olanlardan sonra mı? Hiç sanmam? Annen onları asla affetmeyecek artık! Kaybettiler!”
“İyi ki babamı dinleyip seninle evlenmişim!”
“Ben de aşkım, bir daha seni bırakıp gitmeyeceğim. Seni ve yavrumuzu!”
İki aşık kanepede birbirlerine daha sıkı sarıldılar.
O sıralarda Sibel eve dönmüş, Nedamet hanımla sohbet eden annesini odaya çağırmanın yollarını arıyordu. Serpil hanım kızının allak bullak olmuş suratından bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama Nedamet hanım anlattığı konuyu bir türlü toparlayıp susmadığı için kaçamıyordu.
Sonunda Nedamet hanım tuvalete diye kalkıp salondan çıkınca, fısır fısır her şeyi annesine anlattı Sibel.
“Ne olacak şimdi?” dedi Serpil hanım koridoru kollayarak.
“Dur bakalım, Zafer ona inanmış görünmüyordu!”
“Peşinden gitti diyorsun salak! Bir erkek niye gider bir kadının peşinden!”
“Evet ama sizi kovarlarsa anneni al ofise gel dedi bana! Karısına inanıyor olsa sence niye bana destek atsın o anda değil mi?”
“Bilmiyorum Sibel sen şu ayarttığın adamı ara bir an önce, burada bizi barındırmıyorlar de!”
“Sonunu görmeden mi gidelim?”
“Böyle giderse ancak kendi sonumuzu göreceğiz!” dedi Serpil hanım gergin gergin, o sırada Nedamet hanım geri geldiği için sustular.
“Ne oldu bir sıkıntı mı var?” dedi ikisini de gergin görünce
“Yok yenge, başım ağrıyor biraz da, ben gidip odaya uzanayım!”
“Uzan kızım, bu gün annenle ben hazırlarız sofrayı. Değil mi Serpil!”
“Evet hazırlarız yenge!” dedi Serpil hanım yapmacık bir gülümseme ile ve yanından kalkıp odaya gitmeye hazırlanan kızını çekiştirip, “Ara adamı yer bulsun bize!” dedi fısıltıyla.
“Daha erken, biraz sonra hazırlarız!” dedi Nedamet hanım ve kaldığı yerden devam etti konuşmaya. Serpil hanımın kafasında kırk tilki dönmeye başladığı için dinlemedi zaten sonrasını.
Annesine belli etmek istememişti ama Zafer’in karısının peşinden koşup gitmesinden o da hiç hoşlanmamıştı. Acaba arayıp sorsam mı diye düşünse de cesaret edemedi ve annesinin söylediği gibi ayarttığı adamı aradı kendini acındırıp, bir adamın yanına geçmek için. Sonucun nasıl olacağını oradan izleseler daha iyi olacaktı görünüşe göre.
Ana kızın nasıl insanlar olduğundan habersiz olan adam Sibel’in anlattıklarını duyunca, mobilyalı ve boş duran dairesine onları alıp hemen yerleştirebileceğini söyledi. Daha fazla bu evde ezilmelerine gerek yoktu. Sibel adamın bu kadar hızlı çözüm üreteceğini, daha da doğrusu mobilyalı hazırda boş bir evi olduğunu bilmediği için, annesine sormadan olur diyemedi.
“Tamam, annemle konuşayım, hemen arayacağım seni!” dedi sadece ve kapattı telefonu. İçi rahatlamış bir şekilde geldi salona. Adama yengesinin damasının gelip, onu taciz etmeye başladığını söylemişti. Karısına söylerse de onları sokağa atmakla tehdit ediyordu. Sibel köşeye sıkıştığı için onu aramaktan başka çare bulamamıştı. Adamla tam olarak sevgili değillerdi henüz. Kızıyla yaşadığını söylediği için onları eve alabileceğini pek sanmamıştı. Hazır da bir ev olduğunu duyunca sevinçten neredeyse havalara uçacaktı. Mobilyalı hazır eve geçseler, kira, eşya dertleri olmazdı, faturalarla masrafları da zaten adam öderdi. Burada yengesine hizmetçilik etmekten kurtulurlar, olayları uzaktan izlerlerdi. Nazan eninde sonunda annesine olanları anlatacaktı.
(devam edecek)