Can bağı – Bölüm 11

“İstersen gelsin Sibel kalsın, Zafer ile gider gelirler!” demişti Nedamet hanım kızının kabul etmeyeceğini bile bile. İstememişti Nazan, eve gelen bir kadın vardı zaten, hallediyordu o geldikçe. Zafer’de yardımcı oluyor demişti, ne desin? Kocam evden çıktı gitti, nerede olduğunu bilmiyorum diyememişti. Günler geçtikçe o da bu konu yüzünden geriliyordu, Zafer ile konuşmaları lazımdı, nereye gidiyordu bu evlilik böyle. Zafer nasıl çabucak ikna olmuştu onun böyle bir şey yaptığına. Bu kadar mı tanımamış, bu kadar mı güvenmemişti karısına.

Nedamet hanım, Nazan’ın hamile olduğunu artık evdekilere söyledikleri için bulantılarından da bahsetmişti Serpil hanıma. Serpil hanım, güya geçmiş olsun demeye ama aslında onun ne kadar yıkık olduğunu kendi kulağı ile duymaya aramıştı hemen.

“Nazan? Canım kızım benim, iki canlı olmak zordur ama göreceksin değecek!” dedi sevecen bir sesle.

“Sağ ol hala!” dedi Nazan, “Bulantım çok ondan gelemiyorum. Annem size emanet!”

“Tabi kızım, tabi. Gözün arkada kalmasın, biz aileyiz. Var mı canının çektiği bir şey, halan yapsın sana hemen!”

“Yok teşekkür ederim!” dedi Nazan. Halasının sesindeki sahteliği seçiyordu kulağı hemen. Kısa cevaplar verip konuşmanın uzamasını istemediğini belli edip kapattı telefonu.

Halası ile konuşup telefonu sehpanın üzerine bırakınca hatırladı Nazan o gün olanları, o giyinmeye gitmeden halası aramıştı önce, sonra telefonunu Sibel’e bırakıp, gitmişti odaya. Altuğ’un mesajlarına bakarken o son mesajları da görmüştü hemen yarım saat önce atılmıştı hepsi kendi telefonundan. Sonra Altuğ ile karşılaştıklarında yine Sibel’in yanında olduğunu hatırladı. O gün yine tam da Sibel varken gelmişti Altuğ, ayrıca Zafer neden gelmişti eve? O saate hiç bir zaman gelmezdi ki? Evde bir adam olduğunu ona kim söylemişti. Neden görür görmez öyle sinirli bir tepki vermişti bir şey biliyor gibi. Oturan adam bal gibi Sibel’in erkek arkadaşı da olabilirdi. Zafer’i tanırdı, adamın kim olduğunu bildiğini sanarak girmişti o kapıdan içeri. Sibel’in her annesinin evine gidişinde kayboluşlarını hatırladı. Durmadan oturup kalkıyor, içerilerde bir şeyler yapıp geliyordu.

Onları ispatlayamazdı ama o son gün telefonu ondaydı, Altuğ’a giden her mesajın da annesine gittiği günlere denk geldiğine emindi. O yapmıştı. Nedamet hanımın kendileri ile ilgili her şeyi onlara anlattığına emindi. Annesi sokakta karşılaştığı insanlara bile kolayca güvenip her şeyi anlatırdı zaten. Günlerdir aradığı soruların cevapları bir bir zihninde yanmaya başlamıştı. Birden bire öyle öfke ile doldu ki, hiç düşünmeden fırladı, çantasını aldı ve kocasının ofisine gitti.

Sibel onu kapıdan girer girmez fark etmişti, çıkacak rezillikte iyi karakteri oynaması gerektiğini düşündüğü için hemen kuzeninin yanına gitti. Onun kocası ile kavga etmeye geldiğini sanmıştı.

“Sen yaptın!” dedi Nazan ofisin ortasında onu görünce. Patronun karısının bu yüksek perdeli konuşması herkesin dikkatini çekti.

“O mesajlar Altuğ’a benim telefonumdan sen attın! O gün telefonum sendeydi, o son mesajlar gittiğinde sendeydi!”

Sibel Nazan’ı buna uyanabileceğini hiç düşünmediği için afallayıp durdu onun yanına varamadan. Zafer’de karısının sesini duymuş ofisinden çıkmıştı. Sibel eniştesinin de duyup geldiğini görünce, “Nazan beni eniştemle konuşmak için zorlayamazsın tatlım, bu ikinizin özel meselesi!” dedi yüksek sesle.

“Ne?” dedi Nazan onun hızlıca karşı tepki geliştirdiğini anlayarak, “Adi, pislik! Babamın sizi niye istemediğini artık çok iyi anlıyorum!”

Zafer karısının son söyledikleri ile Sibel’in söylediklerini duymuştu. Ancak ilk düşündüğü ikisini ofisten çıkarıp, herkesin şahitliğine son vermekti. Önce gidip, Sibel’in koluna girdi, sonra karısına doğru yürüyüp, onu kolundan tuttu ve ikisini birden asansöre sürükledi.

“Bu binadan çıkana kadar kimse ağzını açmayacak!” dedi Nazan’ın duyduğu en sert sesiyle. Sibel daracık asansörün içince çınlayan bu öfkeli sesten korktu sustu. Nazan bir şey ispatlayamazdı. Elinde hiç delil yoktu.

Asansörden indiler ve binadan çıktılar, Zafer ikisini de karşıya geçirip, parka soktu ve onlara bir banka oturmalarını işaret edip, kollarını göğsünde kavuşturdu.

“Buyurun bağrışın şimdi!” dedi aynı sertlikle.

“Enişte! Sana kendini affettirmek için benim yalvarmamı söylüyor, ben nasıl gözünle gördüğün şeyin yalan olduğunu söyleyeyim sana?” dedi Sibel hemen ağlamaya başlayarak.

“Yalancı pislik! Zafer senin attığın mesajları gördü sadece, evime çağırdığın o adam kanepe de oturuyordu!”

“Ben senin telefonundan nasıl mesaj atayım Nazan? Buna çocuklar bile inanmaz!” dedi Sibel yüzüne çirkin bir ifade yerleştirerek.

“O gün bana geldin ve sen geldikten sonra halam benim telefonumdan seni aradı, sen de giyineyim diye beni içeri yolladın. Telefon sendeydi. O son mesajları ben yazmadım. Öncekileri de ben yazmadım. Bahse girerim hepsi benim anneme geldiğim günlerde yazılmıştı!”

“Hah! Sen fazla film izliyorsun herhalde! Enişte duyuyorsun değil mi? Karın kafayı yemiş iyice, günahlarını benim üzerimde söndürmeye çalışıyor! Beni sen çağırdın o gün, arkadaşım gelecek dedin!”

“Göster!” dedi Nazan telefonu çıkarıp, “Hani senin ya da benim telefonumda o gün sana yazılmış bir mesaj ya da seni aradığıma dair bir kayıt var mı?”

“Silmişsindir?”

“Senin benim telefonumdan yazıp sonra sildiğin gibi değil mi? Kafe de Altuğ ile karşılaşmamızı da sen ayarladın. Sen çağırdın onu!”

“Ben senin arkadaşını nereden tanıyayım ya? İyice delirdin sen artık, enişte bir şey söylesene?”

“Sizin konuşmanız bittiyse ben karımla ayrıca konuşacağım zaten!” dedi Zafer.

“Sen yaptın!” dedi Nazan yeniden hırsla, bunu ispatlayacağım. Benim telefonumdan Altuğ’a gönderilmiş tüm mesajların dökümünü isteyeceğim telefon operatörümden ve eminim hepsi anneme geldiğim günlerle çakışacak. İkiniz de göreceksiniz” dedi Nazan ve kocasının yüzüne bile bakmadan kalktı banktan ve dönüp yürümeye başladı.

Zafer tam onun arkasından gidiyordu ki, Sibel yapıştı koluna, “Enişte bunlar bizi evden atar şimdi annemi o evden almam lâzım, yardım et!”

Zafer durup baktı Sibel’e, “Öyle bir şey olursa anneni al ofise gel, o zaman çözeriz!” dedi Zafer ve kolunu çekip karısının arkasından koştu.

“Enişte yalan söylüyor!” diye seslendi Sibel ama Zafer dönüp bakmadı. Kimin doğru söylediğini bilmiyordu ama ofisten çıkıp onların konuşmalarını duyduğunda Sibel’in, Nazan’ın söylediğinden çok farklı bir şeyi Zafer duysun diye tekrarladığını fark etmişti. Ayrıca Nazan haklıydı, operatörden döküm alıp mesajın atıldığı günleri ispatlayabilirdi. Ayrıca Nazan neden Altuğ’a attığı o son mesajı, Zafer’e de atıp görmesini istemiş olsundu ki, yanlışlıkla bile atsa daha Altuğ gelmeden onun paniğini yaşamasını gerekmez miydi. Doğru kişiye attığını sansa, aynı mesajı bir kez daha Altuğ’a niye atsındı.

“Nazan dur bekle!” dedi nefes nefese yetişti karısına. Nazan hüngür hüngür ağlıyordu sinirleri bozulmuştu. Kocasının peşinden koştuğunu ancak o yanına gelince anladı.

“Konuşmamız gerek Nazan!” dedi Zafer sakin bir sesle, o sert sesinden eser yoktu şimdi.

“Konuşalım!” dedi Nazan, küskündü kocasına.

“Gel gidip bir yerde oturalım, böyle parklarda olmaz!”

“Eve gidelim!” dedi Nazan, “Bu halde ortalıkta görünmek istemiyorum artık!”

“Tamam!” dedi Zafer ve arabayı almaya şirkete dönmeden bir taksi çevirip eve gittiler.

Nazan hiç bir şey söylemeden geçti oturdu salona. Zafer’de geçip karşısındaki koltuğa oturdu.

“Nazan sana inanmak istiyorum! Sibel ve annesinin tehlikeli insanlar olduğunu bilmediğimi düşünme! Sen benim karımsın seni tanıyorum!”

(devam edecek)

Yorum bırakın