Can bağı – Bölüm 10

Zafer, Sibel’in sandığından daha aklı başında bir adamdı. Karısının bir bebek taşıyor olması, o karşılaşmanın daha beter bir felaketle sonuçlanmasını önlemişti. Aslında Sibel de bu konunun nasıl bu kadarcık tartışma ile sonlandığına şaşırmıştı ama önemli olan Zafer’in karısına olan güvenini yıkıp, onu terk etmiş olmasıydı. Sözcüklerin ya da eylemlerin şiddeti sonucu değiştirmiyordu nasılsa. Zafer o geceyi bir otelde geçirdi. Ertesi sabah da kendince bir şey belli etmeden ofise gitti ama herkes onun yorgun ve kötü göründüğünü fark etmişti.

“Midemi üşütmüşüm sabaha kadar uyumadım!” dedi soranlara. Bütün gece bir gün önce olanlara bir anlam vermeye çalışmıştı. Nazan’ı tanıdığına inanıyordu. Yüzündeki o şaşkınlığı görmüştü ama bunun Zafer’in gelişinden mi, yoksa söylediği gibi adamın gelişinden mi olduğuna emin olamazdı. Mesajları okumuştu. Hepsi Nazan’ın numarasından atılmıştı. Aptal değildi, mesajları okurken göz ucuyla numarayı da kontrol etmişti. Bir değil, iki değil, onlarca mesaj! Hepsi de Nazan’ın Zafer ile ne kadar mutsuz olduğu ve eki aşkı olduğunu anladığı o adama duyduğu özleme dairdi.

Aynı soru sabaha kadar Nazan’ın da zihnini zorlamıştı. Altuğ çoktan Nazan’ı hem sosyal medyada hem de telefonda engellemişti bile. Nasıl bir kadın bu kadar aptal olabilirdi. Altuğ’a mı tuzak kurmuştu aklınca ama ne için?

“Aklını kaçırmış besbelli!” diyerek ucuz atlattığına ikna etti kendini. Kocası kapıdan girdikten sonra o dairede olabilecekler konusunda bir seri kurgu yapıp gerildikten sonra, bu konuyu unutmaya karar verdi. Nazan’ı da tüm hafızasından ve hayatından silmeye.

Sibel sabah Nazan’ın zoruyla işe gitti doğrudan, akşam da Nedamet hanımın evine gidecekti ve ona bir şey belli etmeyeceğine dair kuzenine söz verdi.

“Aptal, nereye kadar saklayacaksın!” diyordu içinden ama yüzüne “Tabi hayatım, sen hiç merak etme ben yengeme hiç bir şey belli etmem! Eniştem senin masum olduğunu yakında anlayacaktır!” dedi çıkarken.

Sibel çıktıktan sonra kocası ile sakin sakin konuşabilmek için yeniden aradı Nazan ama Zafer açmadı. Açmıyordu çünkü kendini kontrol edebilecek kadar sakinleşmemişti henüz. O da bu işi böyle bırakmayı düşünmüyordu. Karısını karşısına alıp, ne istediğini soracaktı. Neden ona katlandığını, neden doğrudan boşanmak istediğini söylemediğini belki. Yaşadıkları şey gözüne korkunç görünüyordu ama içinde olmasını beklediği derin acıyı hissetmiyordu.

“Şoktayım sanırım!” diyordu kendi kendine, “Şoktayım ve daha ne yaşadığımı kalbim anlayamadı!”

Çocuğun o adamdan olup olmadığını bile düşünüyordu elinde olmadan. Ne kadar sevinmişti baba olacağı için, Nazan onu böyle aptal durumuna düşürmüş olabilir miydi sahiden? Başkasından olan çocuğuna sevinmesine izin mi vermişti sevgili karısı?

“Kolayı var bir babalık testi her şeyi açığa çıkarır zaten!” diyordu sonra kendi kendine. Bir babalık testi ana rahmine yeni düşmüş bu çocuğun geleceğinde babanın kim olacağını belirleyecekti.

“Nazan böyle bir şey yapmış olamaz!” diyordu bir yandan, “Mesajlarda birlikte olduklarına dair bir ima yoktu zaten, olmak istediğine dair vardı daha çok!”

İkisini birden mi idare ediyordu o halde. İki kişiyi aynı anda seven insanların olduğu filmler izlemişler, nasıl olabileceğine inanamamışlardı beraber. Şimdi yaşayarak mı öğreniyorlardı.

“Allahım delireceğim!” dedi kendi kendine ve yorgunluğunu bahane edip çıktı ofisten.

Sibel yanına yanaşmıyor ama uzaktan izliyordu eniştesini. Onun gelip karısının ne halde oluşunu sormayışı, Nazan’ı kafasında bitirmiş olduğunu gösteriyordu ona göre ama Zafer özelini onunla paylaşmayı aklına getirmiyordu sadece. Her ne kadar karısının onlara takılıyor olmasına karşı çıkmışsa da, bu anne kızın tamamen iyi olduklarını o da düşünmüyordu. Karısına söylemeye çalıştığı onlara bir zarar vermeyecekleriydi sadece. Bir insanın hele ki Şeref bey gibi bir insanın öz kardeşine bu derece sırtını dönmesinin altının boş olduğunu düşünmüyordu özünde. Şimdi yaşadıklarının etkisinde tam da böyle düşünmüyordu ama içinde bir yerlerde bir şeyler ona acele etmemesini fısıldıyordu sürekli. Karısı her ne yapmış olursa olsun, bebeğin babası Zafer ise, ona zarar vermeyi asla düşünemezdi zaten. Bebek ondan olmasa bile gün yüzü görmemiş bir yaşamı suçlayıp, zarar görmesinde pay sahibi olamazdı o.

“Sakin ol!” diyordu kendine, “Nefsine yenilme, mahkemesi var, yasası var. Her şeyin bir çaresi var!”

O kadar hızlı yürüyordu ki kendine bunları söylerken, ayaklarından kıvılcımlar çıkacak gibi hissediyordu ve öfkenin böyle çıkıp gitmesine izin vermek istiyordu içinden.

Nazan oturduğu koltuktan kalkamamıştı bir türlü. Olanların hepsini rüyasında gördüğünü ve akşam Zafer’in gelip her şeyin bir kabus olduğunu ona ispatlayacağına inanmak istiyordu. Yıllardır Altuğ’u ne düşünmüş, ne aramıştı. O kafede karşılaştıkları günden sonra nasıl onu bulup, evine kadar gelebilmişti. Acaba kafeden sonra onları takip mi etmişti? Sosyal medyadan onu takip ettiğini de fark etmişti ama ondan yana bir şey olmadığı için üzerinde durmamıştı. Sonuçta meslektaştılar, okuldaştılar ve Nazan hesabından mesleği ile ilgili paylaşımlar yapıyordu. Kendisi de pek çok diyetisyeni takip ediyordu. Kişisel hesapları değil elbette. Altuğ tehlikeli biriydi demek. Ya yeniden gelirse diye kapıya baktı endişeyle.

“Ya Zafer geri gelmezse?” diyordu içindeki ses, gelmemişti dün gece ama öfkesi yüzünden mi yoksa temelli mi gitmişti Nazan’ın hayatından. Sibel ile ofise gitmeyi de düşünmüştü sabah. Zafer’in de işe gittiğinden emindi, sonra ikisinin de ofiste bu gerginlikle olmadık bir hâl içine girebileceklerini düşündüğü için hemen vazgeçmişti bu fikrinden.

Sibel aradı bir kaç saat sonra, “Nazan? İyi misin canım?”

“Daha iyiyim merak etme!” dedi Nazan.

“Akşam gelmemi ister misin?”

“Hayır canım gerek yok sen eve git annemler meraklanmasın!”

“Tamam bir ihtiyacın olursa hemen beni ara tamam mı biz kardeş sayılırız!”

“Tamam, sağ ol!” diyerek kapattı Nazan. Sibel yanında olmasını istediği ilk kişi değildi. Ayrıca akşam Zafer geri gelirse kocası ile yalnız konuşmak istiyordu.

Zafer o gece de gelmedi ne yazık ki, uzun bir yürüyüşten sonra bir mağazaya girip kendine temiz üst baş aldı ve otele geri döndü. Nazan Altuğ’un geri gelmesinden korktuğu için gece kapıyı iyice kilitledi yatmadan. Yine uyuyamadı uzun süre, yorgunluktan sızıp kaldı sonra.

Devam eden üç dört gün boyunca böyle devam ettiler yaşamaya. Sonuçta Zafer eve dönüp, eğer boşanacaklarsa bunu açık açık konuşmaları gerektiğine kanaat getirdi. Böyle otelde kaçak göçek yaşamak hiç ona göre bir şey değildi.

Sibel ve Serpil hanım başardıklarından memnun her gece birbirlerini tebrik edip, sessizce kutluyorlardı kendilerini. Şimdi bir çocukla ortada kalmak nasıl oluyormuş görsünlerdi ana kız.

“E!” diyordu Serpil hanım “Derviş, dervişe sırayla binermiş!”

“Artık kendi hayatımızı yoluna koymaya geldi sıra!” diyordu Sibel, “Yengem duysun olanları, onunda bitişini görelim sonra çeker gideriz buradan.”

“Ne o? Bağladın mı adamı yoksa?” diye sordu Serpil hanım. Konu Nazan’dan yürüyünce sormamıştı epeydir kızının ayarttığı adamı.

“Bir de soruyor musun?” dedi Sibel ağzını eğe eğe.

Nazan annesi onu görünce anlar diye uğramıyordu bir kaç gündür. Nedamet hanım kızının “mide bulantısı yapıyor, çıkmıyorum ondan” deyişine ikna olduğundan merak etmiyordu çok fazla. O da Nazan’a hamileyken çok bulanmıştı midesi ilk üç ay, “doktora sorduk, normal” demişti Nazan bir de, o halde dinlensindi kızı.

(devam edecek)

Yorum bırakın