Can bağı – Bölüm 9

Nazan hazırlanmak için odasına gider gitmez Sibel annesinin yüzüne kapattı telefonu ve Altuğ’a mesaj attı hemen “Haydi hemen gel Altuğum, aşkım, kuzenim var ama ağzı sıkıdır. Zaten o gider birazdan! Kocam da gelmez, seni çok istiyorum, aşkından yanıyorum artık. Ben hemen sileceğim bu mesajı sen de sil kimse görmesin.” yazdı ve mesaj gider gitmez, kopyaladı ve Zafer’e yolladı ve sildi iki mesajı birden telefondan. Annesi ile konuşmaya devam eder gibi yaptıktan sonra da, odayı kontrol ederek sehpanın üzerine bıraktı elinden. Altuğ zaten daha önceden adresi aldığı için neredeyse aşağıda bekliyordu heyecanla. Mesaj gelir gelmez hemen içeri girip asansöre bindi.

Zafer karısının telefonundan gelen mesajı okuyunca anlayamadı ilkin. “Altuğ mu?” dedi kendi kendine. Kafası karıştığı için düşünmeden aradı karısını hemen. Telefon hâlâ sehpanın üzerinde durduğu için atılıp açtı Sibel.

“Sibel?” dedi Zafer şaşkınlıkla.

“Zafer ağabey, Nazan’a geldim ziyarete!”

“Nazan nerede?”

“İçeri gitti hazırlanıyor.”

“Ne için?”

“Bir arkadaşı gelecekmiş galiba!” dedi saf saf ve o sırada kapı çalınca telefonu kapamadan kapıyı açmaya gitti hemen. Her şey tam düşündüğü gibi oluyordu.

“Ben açarım Nazan!” diye seslendi içeri ve açtı kapıyı, Zafer telefonun öbür ucunda anlamaya çalışıyordu hâlâ.

Altuğ daha önce tanıştığı ve zaten orada olduğunu Nazan’ın mesajından öğrendiği Sibel’i görünce “Merhaba!” dedi hemen.

“Kim gelmiş?” dedi Zafer şüpheyle.

“Altuğ bey!” dedi Sibel’de hem kapıdaki adama hem telefondaki Zafer’e.

“Şu geçen gün kafede karşılaştığınız adam mı o?” dedi Zafer artık gerildiği belliydi.

“Evet ben seni sonra arayım!” diyerek kapattı Sibel telefonu, adamı içeri buyur etti. O sırada kimin geldiğini merak eden Nazan’da süslenmiş bir halde salona geri dönmüştü.

“Altuğ?” dedi şaşkınlıkla salonunda hiç beklemediği birini görünce.

“Nasılsın?” dedi Altuğ arsız arsız. Günün devamında Nazan’dan alabileceklerinin coşkusuna kapılmıştı çoktan. Sibel onunun beden dilinde okuyabiliyordu iştahını ve içten içe gülüyordu. Nazan bu adamın neden salonunda oturduğuna anlam vermeye çalışıyordu.

“Ben iyiyim de sen buraya nasıl geldin?”

“Nasıl mı?” diye güldü Altuğ, kuzeninin yanında gerçekleri mi söylemesini istiyordu Nazan emin olamamıştı.

“Evet, evimi nereden biliyorsun?”

“Nazan, şaka mı yapıyorsun?” dedi çarpık bir yüz ifadesi ile.

“Hayır!” dedi Nazan oldukça ciddiydi.

Tam o anda kapı anahtarla açıldı ve içeri Zafer girdi. Gördüğü manzarada ayakta karısı hazırlanmış ve süslenmiş, Altuğ kendi evi gibi kanepeye yayılmış, Sibel ise anlam veremediği bir yüz ifadesi ile kenarda koltuğa oturmuştu.

Kocası kapıdan giriverince Nazan iyice şaşırdı, “Zafer?” dedi tuhaf bir ifade ile, Zafer mesajın üzerine evde bir adam görünce temkinli olmak istedi. Sonuçta Sibel’de oradaydı, bu düşündüğü kötü şeyin gerçekleştiği anlamına gelmiyordu herhalde.

Altuğ’da kapıdan giren adamın Nazan’ın kocası olduğunu söylemese de anlamış ve tedirgin olmuştu. Nazan’ın söyleyeceği şeye göre tavır almak için ona baktı aceleyle.

“Ne oluyor burada?” dedi Zafer elinde olmadan.

“Bu Altuğ!” dedi Nazan hâlâ kendine bile bu adamın salonunda ne işi olduğunu anlatamadığı halde, “Bu da eşim Zafer!”

“Altuğ bey ne için burada?”

“Bilmiyorum ben de tam onu soruyordum ki sen geldin?” dedi Nazan aynı saflıkla.

Nazan’ın kocasına yaranmak için onu sattığını düşünen Altuğ dikildi hemen, “Nazan çağırdı beni!” dedi telaşla.

“Ben mi çağırdım?” dedi Nazan gözlerini kocaman açarak.

“Evet tabi ki sen çağırdın, ispatlayabilirim!”

“Ne?” demeye kalmadı Nazan, Altuğ ayağa kalkıp telefonunda açtığı mesajları gidip Zafer’e okuttu bir çırpıda. O dakikadan sonra tek amacı kendini kurtarmaktı. Aptal Nazan’ın yüzüne gözüne bulaştırdığı bu saçmalığın içinde yer almak istemiyordu.

Zafer renkten renge girerek okudu, Altuğ’un telefondaki tüm mesajları, Sibel kenarda sessizce olanları izlemeye devam ediyordu.

“Gördünüz mü neden buradayım?” dedi Altuğ sanki mesajlar evli bir kadının evine gelip, beklentiye girmeyi haklı çıkarıyor gibi.

Zafer karısına baktı başını mesajlardan kaldırıp, Nazan o bakışlarda ki şüphe ve öfkeyi fark etti hemen.

“Ne yazıyor?” dedi kocasına, ondan cevap alamayınca kendi Altuğ’un yanına gidip okudu mesajların bir kaçını ve “Yo!” dedi, “Bunları ben yazmadım!”

“Kim yazdı öyleyse?” dedi Zafer öfkeyle.

“Bilmiyorum!”

Karı koca birbirlerine dönünce Altuğ korkakça kapıya yöneldi ve çıkıp gitti ardına bakmadan.

“Bana inanmıyor musun?” dedi Nazan endişeyle.

“Enişte, Nazan hamile!” diye ortaya atıldı Sibel güya arayı bulmaya çalışıyor gibi.

Zafer “Benden mi?” diyecekti az kalsın tuttu kendini, “Bu adam niye buradaydı sen yazmadıysan?” dedi karısına.

“Bilmiyorum Zafer, biz Sibel ile dışarı çıkacaktık, ben hazırlanmaya gittim. Geldiğime o buradaydı!”

“Evi de biliyor olması ne tesadüf değil mi”

“Ben de tam onu soruyordum sen geldiğinde! Onu içeri ben almadım!”

“Ben kafede karşılaştığımız adam olunca, kuzenim tanıyor diye içeri aldım!” dedi Sibel kendini savunarak.

“Kafede onunla buluştuğunuzu benden sakladın!” dedi Zafer bu kez

“Saklamak mı? O bir tesadüftü sadece! Niye saklayayım?”

“Bilmiyorum, bu gün salonumuzda olma sebebiyle sen söyle? Benden sıkılan, hayatı zehir olan sensin!”

“Hayır! Seni seviyorum biliyorsun!” dedi Nazan, hepsini olmasa da Altuğ’un telefonunda görmüş, okumuştu o mesajları da.

“Artık hiç bir şeyden emin değilim!” dedi Zafer, hamile olan karısını hırpalamak istemiyordu ama içinde giderek yükselen bir öfke dalgası vardı. Kendine hakim olamayacağından korktuğu için bir anda dönüp çıktı kapıdan.

“Zafer?!” diye bağırdı arkasından Nazan ama geri gelen olmadı. Zangır zangır titriyor ne düşüneceğini bilemiyordu. Sibel güya bir şoktan çıkmış gibi koştu hemen yanına, “Nazan? İyi misin, sakin ol lütfen!” dedi sahte bir panikle.

“Sibel? Ne yaşıyorum ben Allah aşkına?” dedi şaşkın şaşkın ve kendini kanepeye bıraktı öylece. Sibel onun kollarını kolonya ile ovduktan sonra gerçekte zaferini ilan etmek, görüntüde haber vermek için annesini aradı ve güya çok üzülmüş gibi olanları özet geçti Serpil hanıma, Nazan’ın yanında kalacaktı bu gece ve güya yengesi üzülmesin diye şimdilik ona bir şey demesini istemediğini söylemişti.

Serpil hanım planın işlediğine çok memnun olmuştu ama fırsatçı gözükmemek için Nedamet hanıma bir şey belli etmemiş, Sibel’in de o akşam arkadaşında kalacağını söylemişti. Zavallı Nedamet hanımın aklına olanlarla ilgili bir şey gelmesi mümkün değildi.

Nazan olanları anlamaya çalışarak sabaha kadar ağlamış, bir kaç kez kocasını aramış ama ulaşamamıştı. Sibel güya onu teselli ediyordu, “Haklılığın anlaşılır, üzülme!” diyordu sürekli.

“Altuğ nasıl buraya geldi?” diyordu Nazan sürekli ama bir türlü cevap bulamıyordu.

“Ah! hepsi benim suçum onu içeri almasam bunların hiç biri olmazdı!” diyordu Sibel’de bıyık altından gülerek.

“Nereden bileceksin ki? Sonuçta arkadaşım olduğunu biliyordun? Mesele içeri girmesi de değil ki zaten!” diyordu Nazan ve karmaşa başa dönüyordu. Sabah kadar uymadı iki kuzen. Nazan sürekli sorular sordu durdu ve Zafer’e ulaşmaya çalıştı. Hatta belki açar diye Sibel’in telefonunda da aradılar ama açan olmadı.

“O mesajları ben atmadım!” diyordu Nazan, Sibel’e. Hepsini onun yazmış olabileceği aklına bile gelmiyor, Altuğ’un bir ruh hastası olduğunu ve kendi kendini buna inandırmış olabileceğini iddia ediyordu.

“Ya korkak nasıl da kaçıp gitti!” diyerek destekliyordu Sibel’de bu tezi ama içinden kız kıs gülüyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın