Nazan hamileliğinin acemiliğini ve heyecanını yaşarken, annesine gelip gittikçe Sibel onun telefonunu ele geçirmeye ve geçirdikçe de Altuğ’a mesaj atmaya devam ediyordu. İşi iyice abartmış, adamın paylaşımlardan gittiği yerleri bulup, onu fiziksel olarak da takip etmeye başlamıştı. Sonunda cep telefonunu da ele geçirince, Nazan’ın telefonundan doğrudan mesaj atmaya başladı. Her defasında aman sakın cevap yazma diye de eklediği için Altuğ okuyor ama ne cevap yazıyor ne de arıyordu. Gece olunca annesi ile odaya girip olanları değerlendirip, planlara devam ediyorlardı. Mesajlarda kocası ile ne kadar mutsuz olduğundan, onunla yaşadığı günleri özlediğinden bahsetmeye başlamıştı. Altuğ, Nazan’dan gelen bu mesajları hem büyük bir şaşkınlık hem de hevesle okuyordu. Onun tanıdığı Nazan’ın bu hale gelmiş olması şaşırtıcıydı ama bir yandan da egosunu şişirdiği için güzeldi. Demek artık onun kıymetini anlamış, neredeyse “Gel beni kurtar!” diye yalvaracak hale gelmişti. Altuğ da aptal değildi tabi, başkasına gidip sonradan geri gelen biri, bıraktığını bulamazdı. Kimse için de gereksiz kahramanlıklar yapacak değildi. Sadece fırsatları değerlendirmek istiyordu. Artık paylaştığı her fotoğrafın altına kendince Nazan’ın anlayacağı açıklamalar yazmaya başlamıştı. Sibel onları okudukça çok eğleniyordu.
“Bu budala da kendini bir şey sanmaya başladı! Oldu bu iş!” diyordu annesine.
Sonunda Nazan’ın geldiği bir gün Altuğ’a artık dayanamadığını ve buluşup onu görmek istediğini söyleyen bir mesaj yazdı. Yakalanmaktan korktuğu için buluşmaya kuzeni ile gelecekti. Tesadüfen karşılaşmış gibi yapıp biraz sohbet edebilirlerdi. Adres olarak da Altuğ’un zaten sürekli gittiği bir kafenin adresini verdi. Tabi gönderdikten sonra da hemen sildi mesajı. Zavallı Nazan bebek telaşında ve hiç bir şeyden habersiz her geldiğinde çantasını bekarlığından kalan alışkanlıkla vestiyere bırakmaya devam ediyordu.
Sibel, Altuğ ile randevuyu bir kaç gün sonrası için yazmıştı. Ertesi gün Nazan’ı arayıp, iki kuzen kahve içmek istediğini söyledi. Tatlıları ile meşhur bir yer öğrenmişti. O kadar güzel tatlılar vardı ki, kadınlar neredeyse aşeriyordu. Tabi hamilelik ihtimalini annesinden duyduğu için Nazan’ın zaafı olan tatlı üzerinden girmişti konuya. Nazan ve eşi sayesinde bir işi vardı ve kendine olan güveni artmıştı. O yüzden Nazan’ı o kafeye götürüp, kahve ve tatlı ısmarlamak ve aralarındaki iletişimi de geliştirmek istiyordu. Nazan onun bu zamansız ısrarına bir anlam veremedi, annesi olmadan bir şeyler söylemek ya da laf itelemek isteyeceğini düşündü ama ret etmek için de bir bahane uydurmadı. Farkında değildi ama hamilelik onu daha duygusal yapmıştı, tatlı lafını da duyunca kabalık etmemek için kabul etti. Sibel hedefine ulaşmıştı. Serpil hanım da kızının zekasını hayranlıkla izliyordu.
“Adam gelecek mi sence? ” diye sordu bir gün önce.
“Gelecek tabi!” dedi Sibel kendinden emin bir şekilde, “O egosu şişik herif böyle bir fırsatı kaçırmaz, erkekleri tanırım!”
Ertesi gün Nazan ile buluşmak için ofisten öğlen çıkması gerektiği için hemen Zafer’e gitti ve Nazan’ın aradığını, internette çok iyi tatlı yapan bir kafe gördüğünü ve canının çok çektiğini söylediğini, Sibel’i de oraya davet ettiğini söyledi. Zafer’in canı tatlı istiyor deyince yüzüne yerleşen gülümsemesinden Nazan’ın hamile olduğundan da emin olmuş oldu ama hiç bozuntuya vermedi.
“Kuzenim ile çıkmak için izin istiyorum yani!” dedi sevimli sevimli.
“Tabi gidin afiyet olsun!” dedi Zafer, karısının kuzeni ile arasını düzeltmek istediğini sanıp, sevinmişti. Bu ana-kız geldiklerinden beri Nazan’ın sinirlerini bozmuşlardı ama artık hamileydi ve stres ile ilgili her şeyden uzak durması gerekiyordu. Bunu ona da söylemişti ve demek Nazan sonunda onu dinlemeye karar vermişti.
Sibel Zafer’e karısı ile kafeye gideceklerini de duyurduktan sonra hemen çıktı. Altuğ’a verdiği saatten yarım saat öncesine randevu vermişti Nazan’a. O gittiğinde Nazan çoktan gelip oturmuştu ve menüyü inceliyordu.
“Seçtin mi tatlını? Bak şunu öneriyorlar!” dedi Altuğ’un sürekli fotoğraf koyduğu tatlıyı önerirken. Altuğ daha bir kaç gün önce o tatlının fotoğrafını koyup altına Nazan’ın anlayacağını düşündüğü romantik şeyler yazmıştı.
Nazan karar veremediği için Sibel’in teklifini kabul etti ve kafeinsiz kahve ile birlikte o tatlıyı söyledi. Kafeinsiz kahve de Nazan’ın hamileliğinin bir göstergesiydi. Bakalım nereye kadar saklayacaktı. Onlar havadan sudan ve derinliği olmayan bir sohbete girmişken, Altuğ çıkıp geldi.
“Nazan?” dedi tembihli olduğu için güya şaşırmış bir ses ve ifadeyle.
“Altuğ?” dedi Nazan gerçek bir şaşkınlıkla ve tokalaşmak için kalkarken yanlışlıkla kahvesini döktü.
“Hay Allah!” diyerek üzerini temizlemeye başlayınca Sibel ona yardım etti ve dönüp, “Siz de ayakta kaldınız buyurun oturun!” dedi Altuğ’a dönüp. Altuğ zaten bunu beklediği için hemen oturdu. Nazan yazışmalardan habersiz olduğu için Sibel ile Altuğ’u tanıştırdı.
“Altuğ benim okuldan arkadaşım!” dedi açıklayarak.
“Ne kadar güzel yıllar sonra böyle arkadaşlara rastlamak!” dedi Sibel saf saf, böyle iyi rol yaptığı için kendini çok takdir ediyordu.
Nazan ona neler yaptığını sordu, Altuğ’da onun gözlerinin içine bakarak anlattı uzun uzun! Sonra hep birlikte kalktılar. Altuğ yanlarından ayrıldı, Sibel ofise döndü, Nazan’da eve gitti. Bunca yıl sonra Altuğ’u gördüğüne çok şaşırmıştı gerçekten, onun sürekli gözlerinin içine bakmasından da biraz rahatsız olmuştu. Onca yıl sonra ve evli olduğunu bilmesine rağmen hâlâ bir umudu vardı demek.
Sibel o gece annesine olanları kahkahalarla anlattı. Ofise dönünce Zafer’e çok güzel vakit geçirdiğini, kafede Nazan’ın üniversiteden Altuğ adında bir arkadaşına rastladıklarını, Nazan’ın onu görünce kahveyi döktüğünü adamın uzun uzun oturduğunu anlattı.
Zafer, Altuğ’un kim olduğunu bilmiyordu, pek üzerinde durmadı. Akşam eve gidip karısına Sibel ile gittikleri kafeyi ve tatlıları sorduğunda, Nazan çok güzel olduğunu söyledi kısaca ama Altuğ’dan hiç bahsetmedi. Aslında bunu kasten yapmamıştı, önemsemediği için aklına gelmemişti. Sibel ile başbaşa kalmadıkları için de mutlu olmuştu açıkçası ve bunu da kocasına söylemek istememişti. Zafer sürekli onlara takık olmaktan vazgeçmesi gerektiğini, bunca aydır korktuğu hiç bir şeyin olmadığını ve kuruntu yaptığını söylüyordu artık. Altuğ o gün yine romantik sözlerle dolu bir paylaşım yaptı. Nazan’ın telefonunu bir sonraki ele geçirişinde Sibel’de Nazan’ın ağzından onu görünce ne kadar özlediğini ve ne kaçırdığını anladığını anlatan uzun bir mesaj yazıp gönderdi.
Nedamet hanım ise ana kızın onun evinde çevirdiği planlardan ve arkasından gülüp eğlendiklerinden habersiz hayatına devam ediyordu. O da Zafer gibi Nazan’ın bu ana kıza kafayı takıp, kuruntu üretmekten vazgeçmesi gerektiğini düşünüyordu. Her gün beraber olduğu görümcesini ve kızını takip ediyor, hiç bir açıklarını veya sahteliklerini yakalayamıyordu. Şeref bey zamanında kızmış olabilirdi ama insanlar değişirdi. Zaten Serpil hanım her fırsatta ağabeyi ile aralarının açılmasına neden olan hatalardan ne kadar pişmanlık duyduğunu ve onunla helalleşemeden ayrıldığı için hissettiği acı ve üzüntüyü ağlayarak anlatıyordu. Öyle ki Nedamet hanım kocasının sağlığında onu kız kardeşi ile barışmaya yeterince zorlamadığı için neredeyse vicdan azabı çekmeye başlamıştı.
Nazan annesi ve kocasına gerçek düşüncelerini eskisi kadar sık açıklamasa da onlara güvenmemeye devam ediyordu. Sadece hamileyken strese girmemesi ve bunları düşünmemeye çalışmak konusunda onlara katılıyordu.
(devam edecek)