Bir gün işten geldiğinde odaya çekti Serpil hanım kızını, “Ne oldu bir şey mi öğrendin?” dedi Sibel hemen merakla, “Üzerimi soyunmadım daha, anlat haydi çabuk!”
“Bu Nazan’ın var ya, bir sevgilisi varmış?” dedi heyecanla Serpil hanım, bir yandan da Nedamet hanım duymasın diye odanın kapısını kontrol ediyordu.
“Ne?” dedi Sibel eliyle ağzını kapatarak, iştahlanmıştı hemen, “Boynuzluyor o budalayı desene!”
“Kız yok! Salak salak konuşma!” dedi annesi.
“E, ne o zaman?”
“Üniversitede varmış, dayın bu oğlanla evleneceksin deyince ayrılmış öbüründen!”
“Aşıklar mıymış çok?”
“Öyle dedi yengem, Nazan yıllarca oğlanı anlatmış durmuş!”
“Neredeymiş oğlan şimdi?”
“Ne bileyim ben be!” dedi Serpil hanım diklenerek, “Bir şeyler öğren dedin, öğrendik işte!”
“Oğlanın adı sanı yoksa ne yapayım anne ben bunu? Bulsak yeniden alevlenir mi ki aşkları?”
“Oğlanın adı Altuğ öğrendim, aynı sınıftalarmış okulda!”
“Soyadı ne?”
“Kız yengem ne bilsin oğlanın soyadını? Şurada yıllıkları var demiyor muydun kuzeninin? Açta bak!”
Sibel’in gözleri parladı hemen, Nazan odada bir şey bırakmadı demişti yengesi ama yine de iki kadın dip köşe bakmışlardı bir açık yakalamak için. Yıllıkları o zaman görmüştü Sibel. Kitapların, yıllıkların aralarına bile bakmıştı bir şey bulmak için ama bulamamıştı maalesef. Hemen yırtıcı bir kuş gibi atladı kütüphaneye ve çekip aldı üniversite yıllığını, sayfaları yırtar gibi çevirmeye başladı.
“Ben gideyim şüphelenmesin! Bak sen iyice, konuşuruz!” diyerek çıktı odadan Serpil hanım, yüzüne o sevimli sandığı gülüşü kondurdu geçti içeriye.
“Yorulmuş mu kuzum, maşallah iyi çalışıyor diyor Zafer!” dedi Nedamet hanım onu görünce.
“Yorulur mu genç o! Maaş vermiş Zafer’de beni ondan çağırmış odaya, bir sevinmiş yenge görme! Hediye alacağım yengeme diyor!”
“Çalışıyor alacak tabi parasını. Yok ne hediyesi, genç kız yesin kendi parasını, istemem ben bir şey. Geldiniz bana can yoldaşı oldunuz ya, yeter!” dedi Nedamet hanım keyifle.
Sibel içeride aradığını bulmuştu. Elinde Nazan’ın yıllığı, Altuğ’un fotoğrafına bakıp, “İşte şimdi elimdesin kuzi!” dedi gülümseyerek, “Hoş çocukmuş ha bu da! Çift gelmiş mübareğe kısmetler!” Telefonu ile Altuğ’un olduğu sayfanın fotoğrafını çekti ve yıllığı aldığı gibi yerine koydu. Üzerini değiştirip, mutfağa gitmesi gerekiyordu. Çalışıyor diye annesi yemekleri yapıyordu ama iki ihtiyar akşam Sibel gelsin de sofra kursun diye yayılıyorlardı.
“Neyse!” dedi içinden, “Şimdi keyiflendim artık!”
O da annesi gibi yüzüne gülümseme oturtup geçti içeri, önce salona girip çok özlemiş gibi sarıldı yengesine! Her akşam gelip ilk yaptığı şey Nedamet hanıma sarılıp yanaklarından şapır şapır öpmekti. Nedamet hanım mest oluyordu onun bu sevgi gösterilerine, kocaman kadının yanakları pembe pembe oluyor, çocuk gibi kıkırdıyordu.
Yemek yenilip, mutfaktaki işler bitince, Sibel onları salonda bırakıp, bir bahane ile odaya geçti, hemen sosyal medya hesaplarını açıp, Altuğ’a dair bir iz aramaya başladı ve umduğundan daha da fazlasını buldu. Altuğ bu şehirden ayrılmamıştı, özel bir hastanede diyetisyenlik yapıyordu. Hemen kuzeninin hesabını kontrol etti, “Bingo!” dedi sevinçle, Altuğ, Nazan’ı sosyal medyada takip ediyordu. Demek ki aralarındaki iletişim kopmamıştı.
Serpil hanım gece odaya gelince hemen ona da gösterdi bulduklarını.
“Yengem görüşmüyorlar dedi ama?” dedi annesi.
“Zaten oğlan bizimkini takip ediyor, bizimkinde bir şey yok!”
“E nasıl halledeceksin?”
“Sen bana bırak! Nazan’la vakit geçirmem gerek yalnız, kocasıyla veya kocasız onu buraya çağıralım bu aralar!”
“Ne yapacaksın oğlandan mı bahsedeceksin?”
“Anne salağa mı benziyorum!”
“Evet!” dedi Serpil hanım hiç gocunmadan, “Ev sahibi ile düştüğün salaklıklara düşme diye soruyorum mecbur!” dedi alay eden bir ses tonuyla.
“Sen de sakız gibi uzatıyorsun her şeyi ya! Tamam yaşandı bitti o mevzu yeter ama!”
“Ne yetmesi, ne bitmesi be! Daha yıktığın hayatımızın yerine yenisini kuramadık bile!”
“Ona uğraşıyoruz izin verirsen!”
“Sus tamam! Yengem duyacak şimdi, anlat ne yapacaksın?”
“Nazan’ın telefonu lazım bana!”
“Niye?”
“Ya anne mesaj atacağım oğlana işte!”
Serpil hanımın yüzüne çarpık bir gülümseme yerleşti hemen, “Uyanık!” dedi neşeyle, “Tamam ben yarın yengeme diyeyim çağırsın!”
“Nazan gelince telefonu almam için bana yardım etmen gerekecek!”
“Tamam gelsin de bakalım ne yapıyor telefonuyla, hiç dikkat etmedim ki?”
“Ben de, bakarız bu gelişte bir şey yapmayız!”
“Tamamdır! Aferin kız!” dedi Serpil hanım kızına sarılıp, “Görecekler onlar günlerini!”
Ana, kız gülümseyerek uyudular. Nihayet bir yerden başlayacaklardı artık. Sibel Nazan’ın en sevdiği pastayı pişirdi o hafta sonu, Nedamet hanımdan öğrenmişlerdi Nazan’ın her şeyini. “Senin için pişirildi” deyince geri çeviremedi Nazan geldi mecburen, artık bebek için hazırdılar ve adetten kesilmeyi dört gözle bekliyordu.
Nazan pastasını yerken ana kız onun telefonu ile neler yaptığını nereye koyduğunu güzelce gözetlediler. Çalmadığı sürece eline almıyordu, belli ki öyle elinde telefon durmadan bir şeyle meşgul olanlardan değildi. Çantasında bırakmıştı ilk geldiğinde sonra çaldığı için gidip almıştı. Çantasını da kapıdan girince vestiyere koymuştu. O gece Sibel ile Serpil hanım bir sonraki gelişine de böyle yaparsa işlerinin kolay olacağını düşünüp sevindiler. Nazan nasılsa annesini görmeye yakın zamanda yeniden gelecekti. Sibel bu arada Altuğ hakkında sosyal medyadan bilgi toplamaya devam ediyordu Adam bekar olduğundan olsa gerek, her yaptığını koyuyordu sosyal medyaya, hayatı gün gibi ortadaydı. Sosyal biriydi aynı zamanda, spor yapmayı da seviyordu. Sosyal medya hesabını Nazan gibi işiyle ilgili kullanmıyordu.
“Nazan’a aşkından mı evlenmemiş acaba bu?” diye sordu Serpil hanım kızına.
“Onu bilmem ama hâlâ tek taraflı takip ettiğine göre içinde kaldığı gün gibi ortada!”
“Zengini bulunca bıraktıysa oğlanı!”
“Olabilir!” dedi Sibel “Ama görecek yakında hepimize ettiklerini!”
“Yengemi göreceğiz asıl o zaman, Nazan, Nazan diyebilecek mi öyle ağzını eğe eğe!” diyerek Nedamet hanımın taklidini yaptı.
Sibel bir yandan sinsi planlarını yaparken bir yandan da ofise gelen gideni inceliyordu sürekli, tek amaçları intikam değildi. Kendine daha doğrusu dişine uygun birini görse ona da yanaşacaktı artık. Söyledikleri üç ay dolacaktı yakında, haydi tadilat uzadı falan denirdi de nereye kadar. Bir an önce bir düzen kurmaya başlamaları lazımdı. Gerçi Nedamet hanım gidin demezdi onlara, Nazan’ın başına gelenleri de onlardan bilemeyeceği için burada biraz daha kalabilirlerdi muhakkak, hatta olayları içeriden yaşar daha da mutlu olurlardı. Bir kaç adamı beğenmişti Sibel aslında Zafer’e gelip giden ama ortaya atılacak bir ortam bulamamıştı daha. Kendi gibi bekar iki sekreter kızla takılıyorlardı, onlardan öğreniyordu gelenin gidenin kim olduğunu. İkisi de salağın önde gideni olduğu için anlatıveriyorlardı bildikleri her şeyi. Patronun yakını bu ağzımızı tutalım diyen yoktu. İstese bir sürü şeyi Zafer’e yumurtlar bitirirdi işlerini de şimdi bir amaca hizmet etmezdi bu hareket. Gerekirse diye cepte tutuyordu.
Nazan temkini elden bırakmasa da bebeğin heyecanına kapılmıştı. Nihayet yaptığı testin sonucu pozitif çıkınca karı koca sevinçten havalara uçacaklardı neredeyse. Uzun zamandır hem fiziksel hem de manevi olarak hazırlık içinde olsalar da bebek haberi ikisine de müjde gibi gelmişti. Nazan hazırlık sürecinde bebeğin odasını bile hazırlamıştı neredeyse.
(devam edecek)