Nazan kocasına annesinin Sibel’e iş bulmak ile ilgili söylediklerini aktarmıştı.
“Üç aylığına kime göndereyim ben onu, stajyer değil ki, maaş almak istiyor!” dedi Zafer.
“Boş ver, ben Zafer’e söyledim bulamadı deriz!” dedi Nazan gülerek, zaten hiç de gönlü yoktu kuzenine iş bulmaya, üç ay ekmek elden, su gölden yaşayacaklardı annesinin evinde, ne yapacaktı ki çalışıp?
“Sezon yine yoğun geçeceğe benziyor, istersen ofiste bir iş ayarlayım ben ona, hem gözümüzün de önünde olur! Ne yaptığını biliriz!” dedi Zafer kapatmadan.
Nazan düşündü şöyle bir, içine sinmedi ama “Tamam öyle yap sen!” dedi kocasına. Halasını o kontrol eder, kızı da kocası denetlerdi, böylece ne yapıyorlar, ne ediyorlar haberleri olurdu ikisinin de.
Bir kaç gün sonra “Müjdemi isterim!” dedi Nedamet hanım, Sibel’e, “Zafer ofiste bir iş verecekmiş sana! Dedim ya damadım pırlanta gibi çocuktur hiç kırmaz beni!”
“Maşallah de yenge!” dedi Serpil hanım göz ucuyla kızına bakarak.
“Nazan gelecek bu gün, Sibel’in öz geçmişi mi ne lazımmış onu isteyecek, yoksa yazarız beraber dedi!”
“Tamam yenge var benim bir özgeçmiş ama yazarız tabi. Eniştem de Allah razı olsun vallahi harçlıksız kalmayacağız sayesinde!”
“Harçlığa ihtiyacınız yok çok şükür ne lazımsa bana söyleyebilirsiniz ama genç kızsın, iki ihtiyarın arasında ne oturacaksın. Hem sosyalleşirsin, hem buraları da bir görürsün. Belki seversiniz kalırsınız burada?”
“Vallahi abla Allah söyletti bak!” dedi Serpil hanım, “Biz de aynı şeyi konuştuk Sibel’le!”
“Hayırlısı o zaman!” dedi Nedamet hanım keyifle yudumladı kahvesini. Kahveden sonra odasına çekildi biraz dinlenmek için, artık işleri Sibel yapınca o da rahat etmişti baya.
“Bana bak sakın ola Zafer’e yürümeyesin!” dedi Serpil hanım Nedamet hanım çıkar çıkmaz.
Sibel ters ters baktı annesine.
“Sağına soluna bak o ayrı, bul birini ama o herif olmasın. Bunlarla kötü olmayalım şimdi. Hazır yengem elini avucunu açmışken, elimizdekinden etme bizi. Kızı atmaca gibi tepemizde zaten, huylanırsa, kapının önüne korlar haberin olsun!”
“Hepsinin hakkından gelirim ben sen merak etme!” dedi Sibel.
“Ne var gene aklında? Enişte olmaz ona göre!”
“Yok ya alsın kocasını başına çalsın bana ne! O Nazan denilen kuzenime göstereceğim öyle tepeden bakmaları!”
“Ne yapacaksın?”
“Önce yengemin ağzından laf alacağız bolca, elbet vardır bir açıkları bir yerde!”
“İyi, iyi, haydi kalk topla şuraları!”
“Hizmetçi oldum senin yüzünden!”
“Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez salak kızım!” dedi Serpil hanım kahve fincanının içine bakarak.
Sibel “Kalk kendin yap o zaman!” dedi içinden ama kalktı mecburen.
Öğleden sonra Nazan geldi, Sibel’le oturup bir özgeçmiş yazdılar. Aslında kocasının yanına giriyor diye bir özgeçmiş şart değildi ama insan kaynaklarına gerekiyor diye uydurmuştu. Neydi bu kız, nerelerde çalışmış, elinden ne geliyor merak ediyordu. Yanında getirdiği diz üstü bilgisayarında yazdıkları özgeçmişi yolladı kocasına, sonra da fazla oyalanmadan kalkıp gitti. Sibel üniversite mezunu değildi. Liseden sonra farklı işlerde çalışmıştı ama öyle dişe dokunur bir kariyeri yoktu.
“İlahi Nazan!” dedi Zafer, “Altı üstü üç ay çalışacak, şirketin başına getirmeyeceğiz ki? Sekreteryada durur işte kızlarla, bir iki yazı yazar!”
“Ay ne bileyim ben, babam niye bu kadar istemedi bunları bilmiyorum ki, her yerden araştırıyorum işte!”
“Çok sarma bak sonra hayat elinden kaçıp gider!” dedi kocası.
Nedamet hanım bir hafta dinlensin, alışsın dediği için bir hafta sonra başladı Sibel çalışmaya. Serpil hanım eniştesinden uzak durması ve kendini ofiste belli etmemesi için bin türlü nasihat edip yolladı kızını. O evde yengesinden, Sibel’de ofiste çalışanlardan haklarında bilgi toplayacaklardı Zafer ve Nazan’ın.
“Ağabeyimi bunlar gaza getirdi yıllarca!” diye büyütmüştü Serpil hanım kızını. Ona göre Nedamet hanım istememişti görümcesini. Kocasını fişeklemiş, sonra da kontrolü kaybetmemek için kendisi görüşmüştü Serpil hanımla. Onca zor günlerine “Tüh!” deyip geçmişti telefonda. Gerçekten istese kocasını, olmadı kızını ikna eder destek olurdu onlara. Nazan’ın hallerinden belliydi onları nasıl kötülediği kızına.
“Erkekler aptal olur! Ağabeyim de aptal olduğu için kandı bu kadına!” diye anlatıyordu kendi ahbaplarına.
“Akıllı ol!” demişti kızına gelirken, “Kendimizi zarara uğratmadan yavaş yavaş alacağız intikamımızı! Önce yerimizi sağlamlaştıralım, güven kazanalım, sonra!”
Sibel’de annesi gibiydi zaten ama genç olduğu için duru durağı yoktu biraz. Serpil hanım frenliyordu onu. Kızıyordu şimdi ama Sibel sayesinde son üç ay kira vermeden oturmuşlardı evlerinde. Salaklık edip adamın içine düştüğü için yakalamıştı karısı ikisini. Evde bedava oturdukları ile yetinmeyip adamın elindeki her şeye göz koymuştu Sibel. Şimdi Zafer’de de aynı hataya düşerse yine sokakta bulurlardı kendilerini, intikamlarını almak için de başka fırsat bulamazlardı. Ev sahiplerinin karısı nüfuslu biri olduğu için yedi mahalleye yaymıştı ana kızın yaptıklarını. O ev olmasa da başka ev için de dönemezlerdi artık. Küçük yerdi orası, herkes birbirini bilirdi. Zaten burada istediklerini elde ederlerse gitmelerine de gerek kalmazdı. Sibel küçüktü Serpil hanım alıp gitmişti onu. Şimdi ana kız sırt sırta verip, burada bir hayat kurabilirlerdi kendilerine. Nazan’dan eksiği yok, fazlası vardı Sibel’in. Elbet Zafer’in çevresinde birini ayarlardı kendine öyle aileden zengin. Azıcık da Serpil hanım rahat ederdi, görümcesinin havasından geçilmiyordu damadı zengin diye.
Nazan iki güne bir geliyor, her gün de sabah akşam arıyordu annesini. Yanında sürekli Serpil hanım olduğundan açık açık konuşamıyordu annesiyle ama en azından bir sıkıntısı var mı yok mu konuşmalarından anlayacağını düşünüyordu.
Nedamet hanım çok memnundu halinden, Sibel’i öve öve bitiremiyordu. Çok rahat etmişti, o işe başladıktan sonra yemekleri Serpil hanım üstlenmişti, “Sen yorulma yenge!” diyerek her işin ucundan tutuyordu. Neredeyse haftada bir eve gelen kadına bile gerek kalmayacaktı. Zafer’in de Sibel’den bir şikayeti yoktu. Kızlara karısının akrabası olduğunu söylemişti mecburen, o yüzden de çok sorgulayamıyordu ama görünen bir sıkıntı yoktu, verilen işi yapıyordu. Kendini sevdirmişe de benziyordu, sekretaryadaki kızlarla her öğlen birlikte yemeğe çıkıyorlardı. Sibel önceki iş yerlerinde olduğu gibi evden götürmek istemişti yemeğini ama Nedamet hanım izi vermemişti. Zafer ona çalışanlara verdikleri yemek biletlerinden verdiriyordu.
“Babası gitti, dayısından bir şey göremedi bari bizden görsün!” diyordu sürekli.
“Biz ondan görmeyelim de!” diye iç geçiriyordu Nazan ama bir şey demiyordu annesine. Geleli bir buçuk ay olmasına rağmen ters giden bir şey yoktu evde de, ofiste de. Baştaki kadar kontrol etmese de yine de takip ediyordu Nazan ikisini de.
Serpil hanım uydursa da bolca kızından bahsediyordu Nedamet hanım da anlatsın diye. İki kadın akşama kadar sürekli sohbet ediyorlardı. Nedamet hanım için bulunmaz nimetti bu. Hatta gündüz televizyon seyretmeyi bile bırakmıştı.
“Oh! Kurtuldum o tuhaf kadın programlarından!” diyordu kızına, o programlarda anlatılanların bir türlüsü ile evinde yaşadığını bilmiyordu tabi.
“Akrabayı, akrabaya düşman ediyorlar bu programlarla!” diyordu Serpil hanım, “İnsan izledikçe benimkiler de mi böyle diyor haliyle! Kimseye de güvenmeyeceksek, nasıl yaşayacağız değil mi abla?”
“Öyle tabi!” diyordu Nedamet hanım, yıllarca görüşmemiş olduklarına üzülüyordu neredeyse, ne güzel can yoldaşı olmuşlardı birbirlerine.
(devam edecek)
Bugünkü hikaye gelmedi
iOS için Outlookhttps://aka.ms/o0ukef uygulamasını edinin ________________________________
BeğenLiked by 1 kişi