Can bağı – Bölüm 1

Nazan bir evin, bir kızıydı. Babası dediğim dedik bir adam olsa da, karısını da kızını da hep iyi yaşattı. Hem varlıklı bir adamdı hem de merhametliydi. Nedamet hanım kocasını severdi. Şimdi rahmetli olan Şeref beyin, onları tek zorladığı konu Nazan’ın evliliği ile olmuştu. Zafer, Şeref beyin bir arkadaşının oğluydu. Onlar da Şeref beyler gibi varlıklı bir aileydiler. Zafer, kardeşleri gibi babasının işine devam etmemiş, kendine turizm sektöründe bir şirket kurmuştu. Turizm otelcilik mezunuydu ve babasının tekstil işini heyecan verici bulmuyordu. Şeref bey ailecek görüşmeseler de, Zafer’i çocukluğundan beri tanıdığı için ne kadar efendi ve kıymet bilir bir çocuk olduğuna şahitti. Yoksa kızını kendine bir fayda sağladığı için onunla evlenmeye zorlamamıştı. Tek istediğini bir tane kızı için en doğru seçimi yapmaktı. Nazan o sıralar üniversite son sınıftaydı. Sevgili olduğu biri olmasa da Altuğ ile aynı arkadaş grubunun içinde birinci sınıftan beri bir dostlukları vardı. Aslında ikisi de bu dostluğun içinde bir hoşlanma olduğunu biliyordu ama cesaret edip birbirlerine açılamamışlardı. Nazan hayatındaki her şey gibi Altuğ ile ilgili olan biteni de gelip annesine anlatıyordu. Nedamet hanım kızının Altuğ denilen bu delikanlıdan hoşlandığını sezmişti ama o itiraf etmediği için yüzüne vurmak istemiyordu. Altuğ bir kaç kez Nazan’ı almak için kapıya geldiğinde görmüş, ayak üstü de sohbet etmişlerdi. İyi bir delikanlıya benziyordu. Kızından öğrendiği kadar da düzgün bir ailesi vardı. Şeref bey bir akşam gelip konuyu Zafer’e getirince Nedamet hanım da kızı gibi çok şaşırmıştı.

O güne değin babası kızının bir dediğini iki etmemişti. Evet her insan gibi onunda inatçılıkları vardı. Ak dediğine, kara dememek de bunlardan biriydi. Nazan için en iyisini istediğini ve Zafer’i görüp tanımadan, direnç göstermemesi gerektiğini söylediği için babasına cevap verememişti. Ancak biliyordu ki bu aslında görüşme, arkasında da evlenme diye devam edecekti. Bir baba kendi eliyle kızını niye bir başka adamla görüştürsündü. Bağnaz bir olmasa da bu konularda hassasiyetleri olan bir adamdı Şeref bey.

Ertesi gün Nedamet hanım kızını çekip, sahiden ne düşündüğünü söylemesini istedi. Nazan babasına karşı gelmek veya onu kırmak istemiyordu ama böyle görücü usulü denilebilecek bir yöntemle de evlenmeye niyeti pek yoktu. O da her genç kız gibi aşk evliliği hayal ediyordu. Nedamet hanım kızı Altuğ ile ilgili bir şey söylemeyince açık açık nedenin o olup, olmadığını sordu. O da kızı gibi Nazan, Zafer denilen o delikanlı ile dışarı çıktıktan sonra. kocasının sonunun evliliğe gitmesini sağlayacağından emindi. Önce bir çıkın tanışın demesi sadece Nazan’ın baştan göstereceği direnci kırmak içindi. Annesi Altuğ’a olan duygularının farkında olduğunu söyleyince Nazan biraz utandı ama son sınıfa gelmelerine rağmen Altuğ’dan hiç bir adım gelmemiş olmasının hayal kırıklığını yaşadığını söyledi.

“Birbirinize verilmiş bir sözünüz yok yani?” dedi Nedamet hanım yeniden.

“Hayır yok!”

“Peki sen gönlünü bir başkasına açmaya hazır mısın?”

“Bilmiyorum!”

Kızından Altuğ ile ilgili net bir yanıt alamayınca Nedamet hanım da kocasının önüne geçmek için haklı bir gerekçe bulamadı. O halde Zafer denilen bu çocukla da görüşüp tanışmalarına mani bir durum yoktu. Kocasının kızını mutsuz edecek bir delikanlı önereceğini sanmıyordu. Nazan’da ona gönlünü açabilirse zaten hiç problem olmazdı. Şeref bey kendi kan bağı olan insanlara böyle güvenmezdi. En sık tekrarladığı sözdü “Kan bağı değil, can bağı önemli Nedamet!”.

Nedamet hanım onun zaten bir tane kız kardeşi ile yıllardır konuşmuyor olmasından dem vurunca böyle söylerdi. Şeref beyin kız kardeşi Serpil hanım ağabeyi onunla konuşmayı kabul etmediği için arada sıra yengesini arar dert yanardı. Nedamet hanım da onunla konuşunca iki kardeşin arasının soğumasına üzüldüğü için kocasını ikna etmeye çalışır ama başarılı olamazdı. Şeref bey kız kardeşi ile neredeyse yirmi yıldır küstü ve eniştesi vefat ettiğinde bile görüşmeyi ret etmişti. Babaları öldükten sonra ikisinin arasında mal yüzünden bir anlaşmazlık yaşanmıştı. Şeref bey detayları hiç anlatmamıştı ama Serpil hanımı defterden silecek kadar kızmıştı.

Nazan annesinin de ılımlı düşündüğünü duyunca bir şey diyemedi. Sonuçta Altuğ’u sevdiğini ve onun açılmasını beklediğini söylese, bir garantisi yoktu. Hissettiği şeyin ne olduğunu kendisi de tam bilmiyordu aslında, bu nedenle babasına direnmeden Zafer ile bir yerlere gidip tanışmayı kabul etti.

Zafer gerçekten çok neşeli, hayattan keyif almayı seven bir gençti. O da, babası Şeref beyin kızı ile tanışmasını söylediğinde çok sıcak bakmamıştı. Askerliği yapıp, kendi işini kurdu diye hemen evlenmesini istemelerini anlayamıyordu. Ağabeyleri zaten evliydi ve ikisinin de birer çocukları vardı. Yine de babanın sözünü dinlemeyi bir saygı ifadesi gördüğünden Nazan ile buluşmayı kabul etti. Babası önerdiğine göre Nazan’da sıradan bir kız olamazdı.

Bu düşüncelerle iki genç bir araya geldiler. İlk buluşma ikisinin de umduğundan iyi geçince, ikinci, üçüncü derken evliliğe kadar giden bir ilişkiye başladılar. Bu arada Nazan arkadaş gruplarında Zafer’den bolca bahsetmesine karşılık, Altuğ’un tavırlarında bir değişim olmayınca, onu yok saymayı daha uygun buldu. Hatta okul bittikten sonra bir çok arkadaşı ile görüşmeye devam etmelerine rağmen, Altuğ bu görüşmelerin hiç birine dahil olmadı. Nazan, Zafer’i tanıdıkça ne kadar doğru bir seçim yaptığını anladı, elbette babasının yaptığı seçimin ne kadar doğru olduğunu da düşündü. Zafer, Nazan’ı o kadar değerli ve iyi hissettiriyordu ki, ilk görüşte olmasa da ona karşı ömür boyu hissedecek bir aşkı vardı. Zafer’de aynı şekilde Nazan’dan çok etkilenmiş ve babasını dinleyip o buluşmaya gittiği için her zaman babasına minnettar kalmıştı. İki genç ve iki aile birbirleri için biçilmiş kaftan gibiydiler.

Nazan ve Zafer’in evlilikleri bir buçuk yıl olduğunda Şeref bey bir kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumdu. Zafer ve ailesi bu acı ve zor dönemde de Nedamet hanım ve Nazan’ın en büyük destekçisi oldular. Nedamet hanım kocasının tüm vasiyetine karşılık arada bir görüştüğü görümcesi Serpil hanımı cenazeye çağırdı. Nazan annesinin bu iyi niyetinden pek hoşnut değildi, ona göre babası onlarda bir şey görmese kendi kız kardeşini silmezdi. Basit bir küslük değildi aralarındaki, babası toptan ret etmişti kız kardeşini. Nedamet hanım aile içinde küslük olmaması gerektiğine inanıyordu. Mal-mülk, dünya malıydı, insan aynı karında yattığı kardeşiyle hiç bir şey arasını bozmamalıydı ona göre. Bir ailenin birliği ve bütünlüğü her şeyden önemliydi. Serpil hanım çok pişmandı üstelik, ağabeyinin bu yersiz inadına anlam veremiyordu. Ondan özür dilemek istediğinde Şeref beyin onu ret etmesine çok üzülüyordu. Kocası öldükten sonra kızıyla ikisi kalmışlardı. Ağabeyinin onlara hiç sahip çıkmamış olması, görüşmese de bir ihtiyaçları var mı diye düşünmemesi çok ağır bir cezaydı. Haydi kardeşini sevmiyordu, onun inadı yüzünden kuzenler de birbirlerinden ayrı düşmüşlerdi. Oysa iki kız kuzen kardeş gibi büyüyebilirlerdi.

Nedamet hanım pek yüz yüze olmasa da kocasının ölümünden sonra Serpil hanımla telefonda görüşmeye devam etti. Görümcesi kocası öldükten sonra kızını da alıp, daha küçük bir yere yerleşmişti. Dul bir kadının, kız çocuğu ile şehirde zorlanacağını düşünmüş, ağabeyi de onlara sahip çıkmayınca, evi barkı kapatıp gitmişti Serpil hanım. Nedamet hanımı en çok üzen de o durum olmuştu zaten. Kendisinin de kızı olduğu için öylece ortada kalmanın ne zor olduğunu düşünüp durmuştu.

(devam edecek)

Yorum bırakın