Başkasının kızı – Bölüm 13

Teslime hanım, Nuri bey öldüğünde, kendine ait bir evi ve hayatı olduğu için daha mutlu olacağını sanıyordu ama nedense bir türlü huzur bulamıyordu. Sedef’in ve annesinin sahip oldukları hakları olduğu gibi ona bırakıp gitmelerini aklından çıkaramıyor, elinde olmadan suçluluk duyuyordu.

“İhtiyacı olsa zaten peşine düşer, iyi bir kocası var.” diye kendini avutup unutsa da bir zaman sonra Meryem hanımın yaptıkları aklına geliyordu. Meryem hanımı o gittikten sonra Nuri beyi çok mutlu ettiği için kıskanmıştı. Başkasından olan kızı bile Nuri bey için Teslime hanımdan çok değerli olmuştu. Gidenin kendisi olduğunu ve suçlu olduğunu kabul ediyordu ama yine de kıskançlık hissetmişti işte. Şimdi hayatında ne Nuri bey, ne Meryem hanım, ne de Sedef vardı. Hayri ile başlayıp sonradan hayatını karartan herkesten uzak ve özgürdü. Aslında Nuri beyin evinden ayrıldıktan sonra belki de ilk kez kendi ile baş başaydı.

“İnsan kendi kendi ile baş başa olmayı niye sevemez ki?” diyordu kendine azarlayarak ama sevmiyordu işte. Bir terslik vardı. Her şey yolunda gibi ama değildi işte.

Teslime hanım kendi kendine hesaplaşıp dururken, Sedef hedeflediği kahveye varmıştı. Kapı açılırken yukarıdan sallanan o çana çarpıyor ve yeni bir misafiri geldiğini zarif bir çıngırdama ile içeridekilere haber veriyordu. Çoğu insan elinde olmadan her çıngırdama sesinde dönüp kapıya baktığından, Sedef’te ister istemez bir kaçı ile göz göze geldi. Göz göze geldiklerinden biri onu görünce ayağa kalkmıştı. O da hayalini yanında getirdiği bu tanıdık yüze gülümsese mi, neden burada olduğunu sorgulasa mı bilemeden çarpık bir yüz ifadesi takınmıştı. Aslında bu ifadenin nedeni aklındaki ikircikli sorulardan çok ayağa kalkan o tanıdık yüzün masasında oturan diğer bir tanıdık yüzdü.

Melih hızlı adımlarla masaların arasından geçerek onun yanına geldi.

“Sedef, buraya geleceğini bilmiyordum!” dedi gülmeye çalışarak.

“Ben de senin buraya geleceğini bilmiyordum?” dedi Sedef

“Aslında ben tam çıkmış eve geliyordum ki Jülide’ye rastladım. Biliyorsun beni bekar sanıyor. Evde senin beklediğini ona diyemediğim için kahve teklifini kabul ettim.”

“Ha sahi mi?” dedi Sedef, mantıklı bir hikayeydi ama nedense içine sinmemişti, “O halde benimle de rastlaşmış oldun, birlikte kahve içebiliriz öyle değil mi?” diyerek, ahbap kızı Jülide’nin oturduğu masaya yöneldi, Melih’in siper etmeye çalıştığı bedenini aşıp.

“Merhaba, yeniden karşılaşmak ne güzel!” dedi Jülide’ye gülümseyerek ve az önce Melih’in oturduğu sandalyeye oturdu.

“Merhaba!” dedi Jülide, “Siz Melih’in okul arkadaşıydınız öyle değil mi?”

“Evet! Ben okul arkadaşıydım.” dedi Sedef, “Artık sevgiliyiz!” diyerek bir sandalye daha çekip oturan Melih’in elini tuttu pat diye. Jülide’nin yüzündeki değişiklik fark edilmeyecek gibi değildi. Kız bir anda dönüp Melih’e baktı.

Melih bundan sonra yapacak bir şey olmadığını anlamıştı, “Sedef çok eğlencelidir!” dedi elini çekerek.

“İkimizle aynı anda mı çıkıyorsun?” dedi Jülide sert sert.

“Öyle mi yapıyorsun?” dedi Sedef’te alaycı bir ifade ile Melih’e bakıp.

Melih sandalyesinin arkasına yaslanmış ne diyeceğini düşünüyordu.

“Annem Jülide ile nişanlanmanı istiyor!” dedi Sedef’e dönüp.

“Annen mi istiyor?” dedi Jülide bu sefer iyice içerlemiş bir sesle ve hışımla çantasını alıp çıkıp gitti kafeden.

Sedef şaşkın şaşkın kocasının suratına bakıyordu şimdi, “Onunla konuşacaktım!” dedi Melih.

“Neyi? Benden ayrılıp onunla nişanlanacağını mı? Ne zamandır birliktesiniz siz?”

“Sedef ailem bilmiyor biliyorsun. Jülide’ye de söyleyemedim bu yüzden!”

“Anlamıyorum, istemiyorum diyemedin mi? İlla evli olduğunu belirtmen mi gerekiyor? Annen söylediğinde diyemedin mi de bir de bu kızla gizli gizli buluşmuşsun ve başka daha neler kim bilir?”

“Bir şey yok aramızda inan bana!”

“Kız sevgili olduğunuzu söyledi ya Melih! Sen beni aptal mı sanıyorsun? Bu kızı istiyor musun doğruyu söyle?”

“Biz çok acele ettik belki?” dedi Melih, Sedef’in duymak istediği cevap değildi bu elbette.

“Haklısın!” dedi o da ayağa kalktı, tam gidiyordu ki Melih yetişti arkasıdan.

“Aynı evde yaşıyoruz biz, nereye gidiyorsun?”

Maalesef doğru söylüyordu ve şu anda Sedef’in gidebileceği başka bir yer yoktu. Herhangi bir arkadaşının evine gidip kalmak için uygun olup olmadıklarını soracak ve durumu anlatacak ruh halinde değildi. Sessizce eve gittiler.

“Ne düşünüyorsun?” dedi Melih sakin bir sesle.

“Neden bana söylemedin? Madem başkası ile olmak istiyordun bana söyleseydin?”

“Yapamadım, sana sırtımı dönmek istemiyorum Sedef, benim için değerlisin!”

“Sırtını dönmek mi? Sırf bana acıdığın için mi beraberiz yani? Beni öldürsen daha iyi aslında!”

“Hayır seni seviyorum ama eskisi gibi değil artık! Sen de farkında değil misin?”

“Farkındayım sanırım!” dedi Sedef ağlamamaya çalışıyordu. Farkında falan değildi ve olmadığı içinde şu an kendini aptal gibi hissediyordu. Aptaldan da beter hatta.

“Annemler bana bir daire alacaklar!” dedi Melih, “Boşanma işlemlerini ben sessizce hallederim, seni hiç yormam. Bu evde sen kalmaya devam edersin. Sen iş bulana kadar kirayı ben öderim. “

“Hayır!” dedi Sedef hırsla, “Hayır, bana bir şey yapmana gerek yok!”

“Borç olarak o zaman! Sonra bana ödersin. Haydi Sedef öfkene yenik düşüp aptallık etme! Nereye gideceksin? Neden elinde hayatını yeniden kurmak imkanı varken, olanı da kaybedip, daha da zor duruma düşesin.”

Kalkıp odaya gitti Sedef. Melih’in bu suçlu ve anlayışlı haline tahammül edememişti. Haklıydı üstelik. İş bulana kadar buranın kirasını ödeyemezdi. Şimdi çıkıp gitse, gidecek yeri yoktu. Kapıyı kilitleyip sabaha kadar ağladı. Melih’te üzerine varmadı.

Ertesi sabah erkenden çıkıp gitti ve akşam üzeri, bir süre Jülide’de kalıp ona zaman vereceğini yazan bir mesaj yolladı. Jülide ile ne ara arasını düzeltmişti ve ne yaşamışlardı da bir anda onun evinde kalabilme durumuna gelmişti bilmiyordu Sedef. Bir hafta boyunca evden hiç çıkmadan ağladı. Melih’ten arada bir gelen mesajlara cevap yazmadı. Hâlâ onun eline bakıyor olmanın verdiği acı çok ağırdı.

Aynı pijamalarla nerdeyse tuvalete gitmek için yerinden kalkmadan kanepede yattı ve ağladı durdu. O kadar az şey yiyip içiyordu ki neredeyse baygın gibiydi. Hayatta kimsesi kalmadığını düşünüyordu. Hep başkasının kızı olmak zorunda kalmıştı. Şimdi de kocası için başkası olduğunu öğreniyordu. Kocasının hayatındaki başkası değil, o başkasıydı.

Kapının çaldığını duyduğu halde kalkıp açmadı. Melih’in anahtarı vardı, o olsa açıp içeri girebilirdi. Kapıdaki her kimse çalıp çalıp gidecekti. Düşündüğü gibi olmadı. Kapı çalmaya devam etti. Hava kararmıştı ama Sedef saatin kaç olduğunu bilmiyordu. İçeride ışık yandığı için kapıdakinin gitmediğini düşündü, kalkıp ışığı söndürse bile bu dakikadan sonra bir faydası olmazdı. Ayaklarını sürüyerek gitti kapıya ve delikten baktı. Apartmanın loş ışığında seçemedi kapıdaki yüzü önce ama sonra silüet tanıdık geldi. Teslime hanımdı gelen.

“Ne işi var burada?” dedi içinden, “Sedef aç kapıyı!” dedi Teslime hanım, o ne kadar sessiz geldiğini düşünse bile ayak sesini duymuştu dışarıdan. Yoldan geldiği için yorgundu. Sedef ve kocasını bu saatte rahatsız etmek istemezdi ama şimdilik gidecek başka yeri yoktu.

Sedef bir kaç saniye kararsız kaldıktan sonra şaşkınlığın verdiği ruh haliyle açtı kapıyı.

(devam edecek)

Yorum bırakın