Başkasının kızı – Bölüm 12

Melih nihayet işine başlayınca en azından şu yarım gün işinden ayrılıp da tam gün iş aramaya başlayacağı için seviniyordu. Üniversite mezunu da olsa bu ülkede iş bulmanın zor olduğunu biliyordu ama en azından tek bir yerden bile dönüş almamış olmak moralini bozmaya başlamıştı. Belki de kendini yeteri kadar veremiyordu bu arama işine, bir şeyleri gözünden kaçırıyordu. En azından mülakata alınsa sonrasının olumlu gideceğinden adı kadar emindi. Melih işe başlar başlamaz bir yoğunluğun içine girdiğinden bu konuda veya herhangi başka bir konuda çok fazla sohbet imkanları olmuyordu. Sonuçta ikisi sırt sırta vermiş kimseye ihtiyaçları olmadan ayakta kalma savaşı veriyorlardı. Kimse onların hem evlenip, hem okulu birlikte götüreceklerine inanmazken başarmışlardı. Sedef derece ile mezun olmasa da kötü bir okul ortalaması yoktu. Sadece bölümü çok popüler değildi demek. Bir süre daha kendi mesleğine uygun iş aramayı sürdürdükten sonra farklı seçenekleri de değerlendirmeye karar verdi. Bu kadar okuduktan sonra hemen vazgeçmek istemiyordu. Anlamadığı bütün iş yerlerinin ilanlarında tecrübeli eleman ihtiyacı belirtiliyordu. İyi ama yeni mezunlar hiç çalışmadan nasıl tecrübeli olacaklardı ki? Belli ki herkes hazıra konmak, eleman yetiştirmekle uğraşmak istemiyordu. Bir de ucuz iş gücünün revaçta olduğu söylenirdi. Neredeyse teklif edilen her düzeni maaşa razı olacak olsa da, daha deneyimsizliği yüzünden mülakatlara bile çağrılmamıştı. Melih’in bölümündeki staj zorunluluğu ve tabi okul başarısı onun şansı olmuştu. Onunla gurur duyuyordu ama maalesef aynı şansa kendi sahip değildi .

Pazar günleri büro kapalı olmasına rağmen işe başladığının ikinci haftasında bir süre pazarları da çalışacağını söylemişti. Yerini garantilemiş babasının maddi desteği ile büroya ortak olmuştu ama yine de kendini ispatlaması gerekiyordu. En azından kendi için böyleydi. Sedef iş elbette bulacaktı. Acele ediyor, çabuk karamsarlığa kapılıyordu. Kendi ayakları üzerinde durmayı sevdiği için Melih şimdi ona destek olmuyordu. İnanıyordu ki eğer Melih aracılığı ile bir yere girerse kendini yetersiz ve mutsuz hissederdi. Tabi bu Sedef talep ederse yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Güzel karısı ne zaman isterse onun için giderek genişleyen çevresine çağrı yapmaya hazırdı.

Sedef Melih’in bu konuşmasını ona olan güveni olarak değerlendirdi, daha bir ay bile olmadan pes edecek elbette değildi. O azimli bir kızdı, hayatta pek çok konuda ayakta kalmış yıkılmamıştı, bir iş bulduğunda ne kadar çalışkan ve başarılı olduğunu herkes görecekti.

Melih’in maaş zamanı geldiğinde, -her ne kadar ortak da olsa maaş ile çalışıyorlar, yıl sonunda karı bölüşüyorlardı- Hem artık dökülen üzeri başı için hem de çalıştığı yerden ayrılacağını uman Sedef bir kez daha hayal kırıklığına uğradı. Melih şimdi başka bir çevredeydi, hepsi zengin, yer, imkan sahibi arkadaşları vardı ve Melih’in başarılarını ve tabi ilk maaşını kutlamak istiyorlardı. Bu kadar iyi imkanlara sahipken onlara, “Kusura bakmayın, ben gizlice evlendim ve maalesef evde eksiğimiz çok!” diyecek durumda değildi. Sedef bir ay daha sıkacaktı dişini, ondan sonra zaten bunu atlayacaklar rahat bir hayata kavuşacaklardı. Hatta belki Sedef çalışmak bile istemezdi o zaman. Sedef bir kez daha Melih’e itiraz etmedi. Haklıydı, bir ay daha dişini sıkmak bir şey değildi. Çalıştığı yer ve yeni arkadaş ortamının içinde eksik görünmek istemiyor olmasını anlıyordu. Gerçekten başarılı bir adamdı. Hayatın içinde başarısızmış gibi görünmek istemiyor olması normaldi. Aslında ailesi ile konuşmuş olsalar her şey çok farklı olabilirdi ama o da Melih’in kararı olduğundan bir şey demiyordu. İş yerinde kendini güvende hissettikten sonra ona da odaklanacaktı elbet. Sedef ona çok şey borçluydu, biraz daha bekleyebilirdi.

Melih pazar günleri çalışmaya başlayınca önceleri pazar ev işlerini hallediyordu. Sonra hafta içi sevmediği bir iş, sonrasında iş arama stresi yüzünden biraz hava almaya ve dışarı çıkıp normal insanlar gibi bir şeyler yapmaya ihtiyacı olduğunu fark etti. Temizliği hafta içine bırakıp pazarları kendi başına da olsa yürüyüşler yapmaya, şehirde daha önce görmediği yerleri görmeye başladı. Haftada bir gün bir yerlerde kendine kahve ısmarlamanın da bir sakıncası yoktu herhalde. Bir kaç arkadaşı ile de görüştü bu arada, onlar da henüz iş aradıkları için içi daraldı, pazarları kendine ayırmaya karar verdi.

Melih erken kalkıp gittiği için o gün kendine bir sandviç yapıp dışarıda yemeğe karar verdi. Termosuna çayını doldurdu, sandviçini hazırladı ve şehrin büyük parklarından birine doğru yola çıktı. İnsanlar yürüyüş yapıyor veya köpeklerini gezdiriyorlardı. Bir süre sonra evlerinde kahvaltı keyfi bilenler, çoluk çocuk buraya gelecekler ve günü sevdikleri ile ağaçların içinde ve yeşilliğin üzerinde tüketeceklerdi. Bir gün Melih ile de gelmelerini hayal etti, hatta belki bir köpekleri de olurdu. Hayatlarını oturttuktan sonra da bir çocukları. Çimenlerin üzerine serdikleri örtüde evden getirdikleri piknik sepetini açmış bir şeyler yediklerini hayal etti. Bu sırada minik kızları, köpeklerine tutunarak çimenlerin üzerinde bir o yana, bir bu yana gidiyordu. Melih örtüye, Sedef’in dizlerine uzanmıştı. Sedef ekmeğinden kopardığı parçayı onun ağzına götürüyor, sonra bir tane de kendi ısırıyordu. O kadar mutlulardı ki, neredeyse o anın içine girmişti. Bütün bunları düşlerken sahiden ekmeğini koparıp, boşluğa uzattığını fark edince toparlandı. Neyse ki etrafta fazla insan yoktu. Gülümseyerek sandviçini bitirdi ve yediklerini eritmek için hafif tempoda bir yürüyüş tutturdu. Parkın diğer çıkışında kahvesi ile ünlü bir yer vardı. Aslında kahvesinin bir farkı yoktu belki ama enerjisi ve sahibi o kadar tatlıydı ki herkes orada kahve içmeyi seviyordu. Sedef’te internetten görmüş bir kez gitmişti. Şimdi kendini bu kadar iyi hissederken, Melih ile parktan ayrılıp, o kahveciye gittiklerini hayal etmeye başladı. Kızları pusetindeydi, Melih puseti itiyordu ve köpeğin tasmasını pusetin sapına bağlanmıştı. Siyah küçük köpek hoplaya zıplaya yanlarından yürürken, kızları da neşeyle sağa sola parmağını uzatıp, her gördüğü topu veya uçurtmayı istiyordu. İçinden sevdiği bir şarkıyı mırıldanmaya başladı. Uzun süre sonra bu gün herkesin ve kendisinin sürekli gülümsediğini hissediyordu. Yüzlerindeki anlam değildi önemli olan, şimdi tam burada herkesin ruhu gülümsüyordu. Zavallı Melih sabahın köründe birbirinden olumsuz olaylar içeren o dosya yığınlarının arasına gömülmek yerine keşke burada, onunla olsaydı. Avukatlık insanı iyi insanlarla karşılaştıran bir meslek değildi ona göre, derdi olmayan neden avukata gelsindi ki? Herhalde öyle bir iş yapıyor olsa, ya herkese yardım etmeye çalıştığı için batar ya da onca negatifliğin içinde ruhu kararacağı için bunalıma girerdi. Melih güçlü biriydi. Hepsine dayanabiliyor, olayları onun gibi içine almıyordu. Başka türlü de tüm zorluklara rağmen böyle başarılı olamazdı zaten. Her şeye rağmen hedefine olan konsantrasyonunu hiç bozmuyordu. Evliliklerinin başından beri Sedef biraz yalnızdı belki ama bu onların normal bir süreçle hayatlarını birleştirmemiş olmalarından kaynaklanıyordu. Sedef’in hayatındaki saçmalıklar olmasa belki de okul bitene kadar beklerlerdi, hatta belki gelirlerini oturtana kadar. Yine de yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişken bunları düşünmek istemediğini fark etti, düşünceleri zihninde kovaladı ve yeniden puseti iten Melih’i köpeklerini ve kızlarını hayal ederek neşeyle parkın diğer çıkışına doğru yürüdü. Kocasının hayali ile içeceği bir kahve ona daha da iyi gelecekti. Çıkarken kahve parasını yanına almış mı diye elini cebine attı, evet işte oradaydı

“Haydi bakalım o zaman!” diyerek olduğu yerde bir çocuğun yürüyüşü gibi sekti ve yoluna devam etti. İçinden yanındaki kocasının hayali ile de hayali bir sohbet tutturdu. Kızlarının hayatı ile ilgili bir sohbetti bu, belki ileride bir kardeşi de olurdu ayrıca.

(devam edecek)

Yorum bırakın