Hakan’ın tahmin ettiği gibi Mustafa’nın uzunca bir süre hiç sesi çıkmadı. Ailesi konu ile ilgili soru sorduğunda da tersliyordu artık. Kimse konuyu tam anlamamış olmakla beraber, bunca zaman geçmesine rağmen düzelme olmayınca, bu işin nihayete eremeyeceğini tahmin ediyorlardı. Boşu boşuna istemeler, takılar, nişanlar yapılmış, davetiyeler basılmış, oturacakları ev alınmış, eşyaların bir kısmı özellikle beyaz eşyalar ve çeyiz olarak önceden alınanlar eve girmişti bile. Her şeyde bir hayır vardı elbet ama üzgünlerdi. Nazar değmişti belki de, her şey bu kadar yolunda giderken, birden bire bunun yaşanmasına başka ne denilirdi? Gözü olanın gözü çıksındı. Meraklılara nikahın neden olmadığını açıklamak zorunda kalıyorlardı sürekli, Mustafa’nın da iptal olmadı ertelendi diyerek sürekli terslenmesinden yorulmuşlardı. Babası en sonunda “Bırak artık kızın peşini, artık ne olduysa aranızda belli ki geri dönmeyecek!” deyip kestirip attı sonunda ama annesi oğlundan değil de kızdan kaynaklanmış bir şey olabileceği üzerinde de duruyordu. Babasına göre öyle olsa, Mustafa niye koşsundu peşinden, kesin bir iş karıştırmıştı ki kız bunun yüzüne bakmıyordu. Kimse kendi evladına kötüyü yakıştırmıyordu elbette, ayrıca oğlunun geldiği hale de çok üzülüyordu annesi. Mustafa’nın gergin tepkileri yüzünden de kulağına gider diye dünürlerini arayıp konuşmaya çekiniyordu. Onlar da bir kez olsun ne aramış ne sormuşlardı.
Seyfi bey yeğeninden iyi haberler aldıkça biraz olsun rahatlıyordu. Sibel, Mustafa’nın gelip gittiğinden üzülmesin diye amcasına hiç bahsetmemişti. Mustafa geldiğinde videodan haberi olduğunu söylemişti ama Sibel bunu da amcasından saklamıştı. Bir de videonun ortaya çıkıp çıkaracağı rezilliği düşünerek strese girmesini istemiyordu. Mustafa da zaten kendini ele verecek bir videoyu ortaya çıkarmaya cesaret edemezdi.
Mustafa, Hakan ve Sibel’i gördüğü o günden sonra kendini öfke ve nefretle doldurmuş, onun sandığı gibi bir insan olmadığına kendini az çok ikna etmişti. Ne de olsa Meltem ile aynı ailedendiler, başka ne beklenebilirdi ki? Yine de ailesine bir açıklama yapmadı. Sinirinden onunla görüşmek için can atan bir kaç kızla dışarı çıktı ama aradığını bulamayınca vazgeçti. Sosyal medyaya onlarla çekilmiş bir kaç fotoğraf koyabilirdi ama bu sefer de eş dostta aynı fotoğrafları görüp, ailene yetiştirirdi. Hem zaten Sibel’in sosyal medya kullanmadığını da biliyordu. Bir tane uyduruk hesap açmış ama orada da hiç bir şey paylaşmamıştı. İki yıldır öylesine açılmış, başı boş bir hesaptı, girip bakmıyordu bile.
Terk edime ve üzerine kolayca başka birinin tercih edilmesinin hazımsızlığı da içini kemirip duruyordu. Sibel’a aşıktı gerçekten aşıktı, ona değmezdi ama işte aklından çıkaramıyordu bir türlü. Yaklaşık iki ay sonra yine kendine yenilip Özlem’in yaşadığı yere geri döndü ama daha yolda bunu yaptığına pişman olmuştu bile. Yine de hırsı onun karşısına çıkıp, mutsuz etmesini söylüyordu. Sanki olayların bu noktaya gelmesine neden kendi yaptıkları değilmiş gibi. Evin yakınlarında saatlerce bekledi, bekledikçe de yaptığından iyice pişmanlık duymaya başladı. Tam vazgeçip döneceği sırada, bir kez daha Sibel’i gördü. Bu defa yanında kimse yoktu, bir yerden eve dönüyordu. Biraz bocaladıktan sonra gidip karşısına dikildi. Bu defa yalvarmaya gelmemişti.
Sibel, onun uzun bir süre geri gelmeyince vazgeçtiğine kendini ikna ettiği sırada yeniden kapının önünde görünce, “Ne işin var senin yine burada?” diye çıktı ağzından. Bu sözün altındaki küçültülmüş Mustafa’yı iyice gerdi ama gerçekten ne işi vardı zihni toparlayıp dudaklarına taşıyamadı kelimeleri.
“Konuşalım mı?” dedi beklemediği bir şekilde ve sakin bir sesle.
“Bak Mustafa, konuşacak bir şey kalmadı. Ne olur artık sen de vazgeç. Bu olanlardan sonra sağlıklı bir ilişki kurulması, bir evlilik olması mümkün değil. Hayatım boyu bunu tekrarlar mı acaba diye mi yaşamamı istiyorsun? Güven bir kez kırılır, hataydı veya değildi ama oldu. Seni suçlamıyorum, öfkeli de değilim artık.”
Sibel’in sakinliği Mustafa’nın iyice sinirini bozdu, “Seni kimin sakinleştirdiğini gördük!” dedi bu defa.
Sibel onun bu tavrıyla konuşulmayacağını anladığı için başka bir şey söylemeden eve doğru döndü ve yürümeye başladı. Mustafa ya şimdi yeniden atağa geçip onu ikna etmeye çalışacak ya da vazgeçip geri dönecekti. Geri dönse içindekilerle baş edemeyeceğini biliyordu. Koşup Sibel’i kolundan yakaladı. Bu kez işlerini erken toparlayıp erken gelen Erdem gördü onları, Mustafa’nın karşısına dikilip, Sibel’i çekip arkasına aldı ve bir daha onu evinin etrafında görürse polisi arayacağını söyledi.
“Sen de kim oluyorsun?” ile başlayan Mustafa’nın yüksek sesli sözleri etrafın dikkatini çekip, Erdem’i tanıyan bir kaç kişi yanlarına gelince dayak yemekten korktuğu için biraz daha bağırdıktan sonra çekip gitti.
Sibel bu işin böyle olmayacağına iyice ikna olmuştu. Bir an önce Özlemlerin evinden ayrılmalı ve onları da bu işin içine sürüklememeliydi. Mustafa’da buradan ayrıldıktan sonra onun izini artık bulamazdı, Sibel’i zaten kimse tanımıyordu. Nereye taşındığını, nerede yaşadığını ona söyleyecek kimse yoktu. Erdem polise gitmek konusunda şaka yapmıyordu ama Sibel buna gerek olmadığından emindi. Mustafa’yı tanıdığını sanmıştı evet, yanılmıştı ama eninde sonunda vazgeçeceğini biliyordu. Hakan’ın söylediklerinden sonra bilenmişti muhtemelen ve ondan böyle davranıyordu.
Özlem ve Kerem onun kendi evine bir an önce taşınmasına ikna olmak zorunda kalınca, Sibel bakıp durduğu evlerden bir kaçını kesinleştirmek için yeniden emlakçıları dolandı. Hakan’ın da yardımıyla bir tanesi satın alındı. Ailesinin ona bıraktığı para gerçekten hayatını kurtarıyordu. Bu karmaşanın içinde bir de maddi sıkıntı çekse ki amcası asla izin vermezdi biliyordu ama çok çok zor olurdu. Amcasını bir de bu masrafa sokmak istemediği için alım aşamasında ona haber vermedi.
Evi aldık, eşyaları aldık, yerleştirdik diyene kadar Özlem çoktan doğum yapmıştı bile. Bebekler geldiğinde Sibel henüz eve geçememişti. Doğumun beklenenden erken olması ve hayati riskler içermesi ile birlikte de evine geçmesi ancak Özlem’in ailesinin devreye girip, arkadaşına ve torunlarına sahip çıkmaları ile mümkün oldu.
Mustafa kendini böyle küçük düşürdüğü için çok pişmandı. Artık Sibel’e gerçekten aşık olduğunu ve onsuz bir hayat istemediğinden emindi. Sibel’den hırsını alamayınca, arada bir utanmadan mesaj atıp duran Meltem’i video ile iyice tehdit etmeye başladı. Öfke ve nefretin merkezi yeniden Meltem oldu.
Meltem zaten bunaldığı hayatın içine bir de Mustafa’nın tehditleri eklenince iyice bunalıma girdi. Anlaşılan bu adamdan uzak durmak en iyisi olacaktı. Her yazdığına tehditle cevap gelmeye başlayınca ona mesaj atmayı bıraktı. Ne hali varsa görsündü. Zaten anne ve babası psikolojik eziyet ediyorlardı ona yeterince, bir de bu salakla uğraşamazdı. Meltem’lerin evinde ve ailesinde hayat yüzeyden her şey yolunda ve harika gibi ilerlerken, içlerinde öfke ve hazımsızlığı büyütenlerin sayısı giderek artıyordu.
Aslında Seyfi bey de Mustafa’nın karşısına dikilip bir kaç söz etmeyi çok geçirmişti kafasından ama kendi kızına sahip çıkamayan bir adamın, olayın diğer tarafındakinin karşısına çıkması ne ifade eder ki diye düşündüğünden kısa zamanda bu fikrinden vazgeçmişti. Asıl suçlu kızıydı, bunun olmasına izin vermese, Mustafa ne kadar soysuz olursa olsun, bu duruma düşmezlerdi. Sibel’i de Allah korumuştu belki. Bu adam Meltem’le olmasa yarın bir gün başkası ile yine aynı şeyi yapardı. Zaten anne babasını kaybetmiş talihsiz yeğeni bir de kocasından darbe alınca kim bilir nasıl yıkılırdı.
(devam edecek)