Evdeki düşman – Bölüm 9

Mustafa ilk başlarda henüz ailesine açıklayamadığı ve bir türlü içine sindiremediği gerçeği bu şekilde taşıyamayacağına karar verince, kendini affettirmek için yeniden Sibel’in peşine düştü. Meltem onun arkadaşından başka gidecek yeri olmadığını zaten tahmin etmiş, Mustafa’ya da bundan bahsetmişti. Birlikte oldukları dönem boyunca Özlem ile yüz yüze gelmemiş olsa da, Mustafa da onunla aynı fikirdeydi. Sibel’in arkadaşından başka gidecek yeri yoktu. Özlem’in nerede yaşadığını zaten biliyordu, sosyal medya hesaplarından da onu bulması zor olmadı. Meltem’i video ile tehdit ederek Sibel’in amcasının evinde bıraktıklarından Özlem’in adresine dair bir iz aramasını talep edince, Meltem hem Mustafa ile iletişimin kopmaması hem de videonun zamansız ortaya çıkmasının sonuçlarından kurtulmak için annesinin evinde bir araştırmaya girişti ancak bir şey bulamadı. Zaten sadece yapmış olmak için denemişti fazlası için değil. Mustafa Özlem’in paylaştıklarından ve konum bilgilerinden yola çıkarak yaşadığı bölgeyi az çok tahmin edince, doğrudan oraya gidip, onu bulmaya karar verdi.

Adını soyadını ve yaşadığı semti bildiği birini bulması umduğundan kolay oldu. Sibel o zamanlar henüz kendi evine çıkmamış arkadaşının yanında kalıyordu. İkisi sürekli konuştuklarından apartman görevlisinin karısı ve Özlem’in eşi dışında eve girip çıkan yoktu. Ailesine bir arkadaşının düğününe katılacağını söyleyip ufak bir otele yerleşti ve iki gün boyunca evi gözetlemeye alsa da, Sibel’i girip çıkarken göremedi. Üçüncü gün gidip kapıyı çalmaya karar verdi. Sibel orada değilse bile en azından arkadaşı ile konuşabilirdi.

Mustafa’nın geldiği sırada apartman görevlisinin karısı da evde olmadığından kapıyı doğrudan Sibel açtı ve karşısında Mustafa’yı görünce neye uğradığını şaşırdı. Tam kapıyı kapatacakken Mustafa’nın yalvarmaları apartmanı tutunca onu dinlemek zorunda kaldı ve Özlem’i kısa bir süreliğine bırakarak aşağı indi. Gelip de arkadaşının evinde apartmana haber olmak istemiyordu. Sürekli Mustafa’nın konuştuğu uzun bir konuşmanın ardından, artık her şeyin bittiğini tekrarlayarak dönüp geri girdi. Mustafa bir süre daha apartmanın önünde çaresiz bekledikten sonra mecburen otele oradan da evine geri döndü ama vazgeçmiş değildi. Ancak artık ailesine nikahın olmayacağını söylemek zorundaydı. Anne ve babası Sibel’in yüzüğü attığını öğrenince neye uğradıklarını şaşırdılar. Davetiyeler basıma verilmiş, nikaha çok az bir zaman kalmıştı. etraflarında çoğu insan nikah davetiyeleri dağıtılmamış olsa da düğünden haberdardılar. Elbette doğrudan kendi hatası yüzünden olduğunu açıklayamadığı için bir yanlış anlaşılma üzerine geveledi durdu, eninde sonunda onu ikna edecekti ama nikah ertelenmek zorundaydı. Mustafa’nın anne ve babası bu tutarsız açıklamaya ikna olmasalar da kabul etmekten başka bir şey yapamadılar. Davetiyeler basıma girmişti ama sonra yeniden basılabilirdi. Mustafa olayların daha da vahim boyutlara varıp büyümemesi için ailesini dünürlerini aramamaları konusunda da ikna etti.

Bir hafta sonra yeniden Sibel ile konuşmaya gitti, bu defa otel ayarlamamıştı, zaten bir saatlik yoldu gideceği yer ve geri çevrilirse boşu boşuna oralarda kalmasına gerek yoktu. Mustafa’nın gelişinden sonra Sibel tedirgin olsa da arkadaşını o halde bırakıp gidemeyeceği için, hayatına devam etti. Sonuçta istediği kadar yalvarsa da, sonuç değişmeyecekti. Bu kez Mustafa’nın şansına Sibel’i evin ihtiyaçlarını almak için markete giderken yakaladı. Yol boyunca ve market boyunca peşinden ayrılmadı, torbaları taşımak istedi. Meltem’i suçladı. Kendi hatasını kabul ediyordu zaten ama bir anlık bir zaaftı. Meltem öyle iyi bir manipülasyoncuydu ki, kendi bile ne yaptığını anlamadan olan olmuştu. Sibel onun anlattıklarının çoğunu dinlemedi bile, alışverişi yaptı ve bir daha gelmemesi konusunda ikaz ederek yeniden eve döndü. Özlem’in bu riski durumunda onu daha da üzmemek için bir şey anlatmadı.

Mustafa’nın üçüncü gelişi, Erdem’in arkadaşı Hakan’ın, Sibel’le emlakçıyı tanıştırmak için uğradığı güne denk geldi. Birlikte emlakçıya gidip bir kaç eve baktıktan sonra onu eve bırakmak için kapının önüne park ettiğinde Mustafa oradaydı. Sibel’i bir başka adamın arabasından inerken görünce kıskançlık ve hazımsızlık tüm benliğini sarınca, doğrudan yanlarına gidip, Sibel’i hemen başkasını bulmakla suçlamaya ve aşağılamaya başladı. Hakan zaten Sibel’in yaşadıklarını bildiğinden, soğukkanlılığını hiç kaybetmeyerek, “Artık o hikaye bitti arkadaşım, bu kız özgür bir kız ve ben de onun erkek arkadaşıyım. Uzak dursan iyi edersin!” deyince Mustafa’nın ipler iyice koptu ve pişman olacağı bir sürü şey sayıp döktükten sonra dönüp gitti.

Sibel, Hakan’ın böyle bir şey yapacağını tahmin etmediği için hızla gelişen olaya şaşkınlıkla şahitlik edebildi sadece. Hakan, Mustafa gittikten sonra özür diledi ama o an için aklına bu fikir gelmişti. Belki de seyrettikleri filmler yüzündendi ama işe yaramıştı. Mustafa en azından bir süre sessiz kalır, öfkesiyle boğuşurdu. Eninde sonunda bu işin olmayacağını o da anlayacaktı. Sibel ona kızgın değildi, hatta film benzetmesini yapınca gülmüştü bile. Onun güvenilir biri olduğunu zaten biliyordu. Arkadaşça ayrıldılar ve eve geri döndü ama bu kez Özlem’e ve akşam gelince de Kerem’e durumu anlattı. Çünkü Mustafa’nın kolay geri adım atmayacağı ortadaydı. Bir an önce kendi evine çıkması herkes için en doğru karar olacaktı ama Erdem tam tersini düşünüyordu, tek başına bir eve çıkar, Mustafa onu orada da bulursa, baş etmesi daha zor olurdu. En azından onun geri çekilmeye karar verişine kadar onların evinde kalması ve sonra evine geçmesi daha doğru olurdu. Televizyon haberleri bu tür olaylarla doluydu. Mustafa’nın kötü bir şey yapacağını sanmıyorlardı ama yine de tedbirli olmak da fayda vardı En azından Sibel’i korkutup ikna etmeyi deneyebilirdi. Hakan gibi olgun, aklı başında birinin bile aklına ilk televizyonlarda gördüğü çözüm geldiyse, Mustafa’nın gelmemesi için bir neden yoktu.

“Nedir bu televizyondan çektiğim?” diye mırıldandı Sibel ama Özlem ve kocası onun önceki düşündüklerini tam bilmedikleri için ne demek istediğini anlayamadılar konu bir süreliğine kapandı. Bu arada Meltemlerin evinde televizyon her gün açılıp, benzer hikayeler her gün izlenmeye devam ediyordu. Safiye hanım artık o hikayelerin bir parçası kendi evlerinde de yaşandığı için daha da dertlenerek izliyordu.

“Benim başıma gelmez dememek lazım” diye ders çıkartmıştı kendine ama bu hikayelerin kızının bilinç altına çocukluğundan beri işlendiğini ve bunda en büyük payın da kendisinin olduğuna dair bir uyanış yaşamamıştı. Meltem’in bebekleri daha doğdukları günden itibaren bu sesin içinde büyümeye devam ediyorlardı. Televizyondaki bağırış çağırışlar, her gün evde bebeklerin bazen neşe bazen ağlama dolu seslerine eşlik ediyordu. İki orta yaşın üzerinde kadın günlerini geçirmek için sonu gelmeyen bir sohbet konusuna sahiptiler. Evlerdeki sinsi düşmanın hayatlarına nasıl sızdığının farkında bile değillerdi. Televizyonda izlenenlere uzak çevrelerden duydukları olaylarda ekleniyordu zaman zaman. Mahallede olan bir olay, uzak ahbapların ailelerinde yaşananlar. Bu tür haberler o kadar kolay kulaktan kulağa yayılıyordu ki, bazen televizyona ihtiyaç bile kalmıyordu haberdar olmak için.

Torunları olan dostlarla telefonda olan konuşmalarda da herkes torunlarından bahsediyordu birbirine. Nasıl büyüyorlar, nasıl tatlılıklar yapıyorlar anlatılıyordu. Geçenlerde bir ahbabın torunu evdeki bakıcı akşama kadar ünlü bir ses sanatçısının yaptığı programı izlediği için televizyonda onu görünce el çırpmaya başlamıştı. Henüz iki yaşında olan çocuk, televizyonda her gün gördüğü kadına tanıdıklık geliştirmiş olmalıydı ki, bakıcısı gidip annesi babası televizyon izlerken aynı sanatçıya denk gelirlerse televizyona koşup el çırpıyor ve tanıdığını belli ediyordu. Anlatan da dinleyen de gülüyordu çocuğun tatlılığına. Öte yandan televizyonlardaki şiddet içeren dizilerden, telefonlardaki, oyun konsollarındaki oyunlardan çok kötü etkileniyordu çocuklar daha büyük yaşlarda, o yüzden torunlarını bunlardan uzak tutmak lazımdı. Kerem ve Meltem’e de tembihleniyordu hepsi, “Aman çocukları uzak tutun!”

(devam edecek)

Yorum bırakın