Mustafa iyice deliye dönmüştü. Ailesine ne diyecekti şimdi. Aslında Meltem haklıydı, gelinlikçe de yakalanmış olsalar Sibel orada belli ederdi gördüğünü, oysa gayet mutlu uğurlamıştı nişanlısını. Meltem de söylemediyse o zaman konu o değildi. Neydi o zaman? Gayet iyi ayrılmışlardı. Gergindi Mustafa ayrılırken Meltem yüzünden ama acaba ona surat ettiğini mi sanmıştı Sibel? Yok canım hiç öyle bir kız değildi, ayrıca ona kızsa bile bu yüzük atmak, her şeyi bitirmek için neden olacak bir konu değildi. Ertesi güne kadar iç içini yedi durdu.
Sibel arkadaşına ulaştığında, kapıyı gündüz eve yardıma gelen kadın açtı. Özlem’in durumu ciddileşince apartman görevlisinin karısı her gün bir iki saat gelip günlük işleri yapıyordu. Hamile kalıp evlenince, ailesi ile arası biraz açılmıştı ama bebek gelince onlarında dayanamayıp geleceklerinden emindi. Kocasının ailesi de başka şehirde olunca, bu zor dönemde yanlarında kimse yoktu.
İçeri girip arkadaşının odasına geçer geçmez sıkıca sarıldılar. Sibel iki gündür kendini öyle kasmıştı ki, güvenli bir kucak bulunca hüngür hüngür ağlamaya başladı. O ağlayınca Özlem de ağladı.
“Bu halde bir de ben üzüyorum seni!” dedi burnunu çekerek, sonra olanı biteni baştan yeniden konuştular. Evdeki kadın da iki kızın ağlaştıklarını görünce işlerini hızlıca toparlayıp indi evine.
“Ben buradayım artık sana da bakarım!” dedi Sibel gülümseye çalışarak.
“Keşke böyle olmasaydı da güzel günler de birlikte olsaydık!” dedi iç çekerek Özlem
“Saçmalama” dedi Sibel arkadaşının karnını okşayarak, “Duyacak şimdi üzülecek bebiş!”
“Arzu” olacak teyzesi adı dedi Özlem’de hemen gülümseyerek. Bebekten bahsetmeye başlayınca biraz açılıp rahatladılar.
Seyfi bey, yeğenini otobüse bindirdikten sonra dükkana dönmek yerine uzun uzun dolaşıp sonra eve gitmişti. Bu yürüyüşün onu sakinleştirmesini beklerken, öfkesi daha da büyümüş, kızının yaptıklarını bir türlü içine sindiremiyordu. Eve döndüğünde, daması karısını eve getireli çok olmuştu.
“Nerede kaldın?” dedi Safiye hanım merakla, “Haber de vermedin? Sibel de gelmedi daha arıyorum açmıyor!”
“Sibel gelmeyecek haberim var benim” dedi Seyfi bey ters ters, kızının yaptıkları için karısını da suçluyordu. Erkekler anlamayabilirdi ama o da mı hiç bir şeyi fark etmemişti.
“Hayırdır ne bu halin?” dedi Safiye hanım durup dururken terslenince içerlemişti baya.
Seyfi bey derin bir çektikten sonra telefonunu açıp, Sibel’den kendisine göndermesini rica ettiği videoyu izletti.
“Aman Allahım Meltem değil bu?” dedi kocasına.
“Nasıl değil kör müsün?”
“Meltem yapmaz böyle bir şeyi? Şaka mı bu? Neler yapıyorlar şimdi bilgisayarda?”
“Maalesef gerçek Safiye hanım. Kızımız, zavallı yeğenimin nişanlısı ile kırıştırıyormuş!”
Safiye hanım çaresizce olduğu yere yığılınca panikleyen Seyfi bey kolonyalarla karısının bileklerini ovup kendine gelmesini sağlamaya çalıştı.
“Ne yapacağız şimdi?” dedi kadın çaresizce, “Kerem bunu duyunca kapıya koyar Meltem’i, çocuklar?”
“Sibel’e kimseye söylemeyeceğime söz verdim. Kızcağız mağduriyetine rağmen çocukları düşünmüş. Yoksa çoktan yıkılmıştı o yuva zaten.”
“Tüh! Tüh!”
“Ben öfkemi kontrol edemiyorum Safiye! Yarın kızınla bir yolunu bul konuş! Bildiğimizi söyle! Bir daha tekrar ederse, kızım demem…” dedi gerisini getiremedi.
“Bunu nasıl yapabilir? Başımıza bu da gelecekti?” diye dövünmeye başladı Safiye hanım.
“Akşama kadar o saçma sapan şeyleri izleyeceğinize kızına sahip çıkaydın” diyecek oldu Seyfi bey sonra vazgeçti. Torunlarını düşünmek zorundalardı, Kerem çok iyi bir çocuktu, kurulmak üzere olan bir yuva yıkılmıştı, kızının yaptığı hazmedilir şey değildi ama o yuvayı da kendi elleriyle yıkamazlardı.
Sabaha kadar karı kocayı uyku tutmadı, Seyfi bey öfkesi, Safiye hanım utancı ile başa çıkamıyordu. Ertesi gün dünürüne belli etmeden konuşacaktı kızıyla ama bunu sessizce nasıl yapacaktı, onu da bilmiyordu. Yapacağını yapmıştı zaten, ne diyeceğini de bilemiyordu artık.
Seyfi bey zaten uyuyamadığı için erkenden kalkıp gitti, kahvaltı bile etmedi. Safiye hanım da damadı sabah almaya gelince kendini iyice kötü hissetti, eve varana kadar Kerem’in yüzüne bile bakamadı. Kerem onu bırakıp, işe gitti, dünürünü de kocası getirecekti.
Meltem kapıyı açar açmaz, bakışları değişti Safiye hanımın. Kapıyı arkasından kapatıp, kızının suratına okkalı bir tokat indirdikten sonra tükürdü yüzüne.
“Şu çocuklarına dua et, yoksa babanı katil edecektin” dedi doğrudan.
“Ne oluyo ya?” dedi Meltem acıyla yüzünü tutarken.
“Sen söyle ne oluyo? Hiç utanmadın mı ha? Biz seni böyle mi yetiştirdik” dedi Safiye hanım hırsından ağlayarak.
“Çocukları uyandıracaksın, ne bağırıyorsun, ne bu halin? Ne diyorsun söylesene önce!”
“Dünür gelince ağzını açıp tek laf etmeyeceksin. Kuzenine dua et ki, kocana bir şey söylemeyecek, gelip babana izlettirmiş”
“Neyi izlettirmiş ya? Ne diyorsun?”
“Yediğin haltları, gelinlikçide nişanlısının dudaklarına nasıl yapıştığını kaydetmiş! Puh sana!”
Meltem kısa bir an bocaladı, Mustafa’nın söylediği buydu demek. Uyanık kız onları gizlice kayda mı almıştı. Ne ara şüphelenmişti de yapmıştı?
“Ne var canım, gönül bu yaptık bir hata işte, zaten bitmişti!” dedi Meltem.
“Kızım sen nasıl bir insan oldun böyle! Hiç yüzün de kızarmıyor Dünya iyisi kocan, iki tane melek gibi çocuğun, evin, araban her şeyin var. Belanı mı arıyorsun Allah’tan! Hiç düşünmedin mi sonuçlarını!”
“Ya tamam yaptık bir hata diyorum, ne yapayım yani şimdi!”
Kapı çalınca ikisi de sustu.
“Sesin çıkmasın, daha hesap vereceksin!” dedi Safiye hanım gözlerini silip açtı kapıyı. Akşama kadar göz göze geldikleri anlar hariç konuşmadılar kızıyla ama gözleri konuştu ikisinin de.
Meltem tuvalete gidip, Mustafa’ya yazdı neden terk edildiğini.
“Kaydetmiş bizi demek ki önceden anlamış, babamla anneme de izlettirmiş kaltak!”
Mustafa konunun o olmadığına emin olduğu için tam da Seyfi beyle konuşmaya karar vermiş, o gün uğrayacakken mesajı okuyunca beyninden vurulmuşa döndü. Cevap bile yazmadı Meltem’e. Bu her şeyi açıklıyordu, kendini nasıl affettirecekti şimdi. Nasıl haberi olmuş olabilirdi. Gelinlikçiye sürpriz yapıp gitmişti. Odadan çıkarken telefonunu eline de almamıştı. Gelinlikçinin kameralarından mı görmüştü? gelinlikçi kaydı görüp ona mı izletmişti. Nasıl olmuştu bu böyle? Haftalardır Meltem’den uzak durmuş defalarca bittiğini söylemişti. Zaten bir kerelik bir şeydi, pişman olmuştu. Nasıl haberi olmuştu Sibel’in. kesin yalan söylüyordu Meltem. Kıskançlıktan kendi söylemiş, şimdi de kendini kurtarmak için kayıt almış diyordu.
“Yalancı sen söyledin!” yazdın hırsla duramadı.
Annesi akşam çıkarken, kulağına eğildi kocasına belli etmeden. “Bana iftira atıyor, nişanlısı beni ayartmaya çalışıyordu ben kurtulmaya çalışıyordum” diye fısıldadı.
Safiye hanımın gözlerinden şimşekler çıktı sanki ama tuttu kendini, “Gördüm olanları gözlerimle” diye tısladı.
“Videoyu bana da gönder o zaman” dedi Meltem geri çekildi. Ertesi sabah gene didişecekleri ortadaydı. Annesi ve babası belli ki kocasına söylemeyeceklerdi. Sibel de söylemediğine göre, korkacak bir şey yoktu ki zaten evliliği yıkılsa da artık umurunda değildi. Yeterince sıkılmıştı bu hayattan ne olacaksa olsundu.
Safiye hanım bütün gün rol yaptığı için duygusal olarak yıkılmış gelmişti eve. Seyfi beyde dükkanda duramayıp erken gelmişti.
“Konuştun mu?” dedi karısı içeri girer girmez. Safiye hanım da iki gözü iki çeşme kapıdan çıkarken olanlar dahil anlattı kocasına.
“Kerem’in yüzüne bakamıyorum vallahi ne yapacağız böyle!” deyip göz yaşlarını koyuverdi yine.
Seyfi beyin öfkesi tepesine çıkmıştı yine, Meltem ile kendi konuşsa kendini kontrol edemez bir yerini kırar diye kendinden korkuyordu. Evli olmasa yüzüne de bakmazdı zaten ama torunların hatırına susmak ve toparlanmak zorundaydılar. Ama kızlarına bir ders vermek ya da rest çekmek şarttı, kafalarını toplayamıyorlardı bir türlü.
(devam edecek)