Kabak çiçeği – Bölüm 1

“Süreyya haydi geç kalıyoruz! Yine ne ile oyalanıyorsun!” diye seslendi Çağrı bey karısına.

Süreyya kocasının hazır et dediği belgelerden emin olmak için çantasını masanın üzerine boşaltmış, kontrol ederek geri yerleştiriyordu.

“Konsolosluk senin keyfini beklemez be kadın hadisene! Ne o üzerindeki gömlek öyle senin! Kabak çiçeği gibi açılmışsın yine?”

“Ne açılması Çağrı! Görmüyor musun uzun kollu bu!”

“Evet uzun kollu ama maşallah tül perde gibi her şey ortada! Git değiştir, delirtme beni!”

Süreyya evrakları buruşturmadan çantasına yerleştirdikten sonra, yatak odasına gitti içinden söylenerek. Evleneli üç yıl olmuştu Çağrı ile. Almanya’da bir inşaat şirketi vardı Çağrı’nın. Türkiye’ye tatile geldiklerinde görmüş beğenmişti Süreyya’yı. Aynı Alman kadınları gibi mavi gözlü ve sarı saçlıydı Süreyya. Güzel ve alımlıydı. Çağrı bir türlü doğru dürüst Almanca öğrenip beğendiği Alman kadınlarından biriyle evlenemeyince Süreyya’yı takmıştı kafasına.

Çağrı’nın anne ve babası Süreyya’ların sokağında oturuyorlardı. Ara sıra oğullarının yanına Hamburg’a gitseler bile orada çok sıkıldıklarından Türkiye’den vazgeçememişlerdi. Kızları Umut’da da iki torunları vardı burada. Onunla da altlı üstlü oturuyorlardı zaten.

Süreyya, kız kardeşi ve annesi babaları öldüğünden beri birbirlerine sahip çıkmışlar bir arada yaşıyorlardı o zaman. Babası öldükten sonra Süreyya okumamış bir işe girip ailesine bakmaya çalışmıştı. Sonra kız kardeşi üniversiteyi bitirip eli ekmek tutunca annesi Süreyya’yı evlendirme derdine düşüvermişti hemen. O sırada Çağrı’nın ailesi dünür gelince hemen evet deyivermişti Süreyya’ya sormadan.

“Kızım Almanya’da yaşayacaksın! Bak kaç yıldır burada sefil oldun. Doğru dürüst iş bulamadın, ezdiler seni. Oğlan zengin orada şirketi var. Ailesi de bizim mahalleli yabancı değil! Nereden bulacaksın böyle iyi kısmeti bir daha! Bak benimde sağlığım iyi değil artık, senin mürüvetini göreyim hiç değilse!” diyerek Süreyya’yı ikna etmişti.

Onların planlarına göre belki ailesini de oraya aldırırdı Süreyya. Bir işe giriş çalışabilirdi Türkiye gibi değildi orası, daha düzgün işler bulurdu lise mezunu da olsa. Dil de öğrenirdi akıllı kızdı. Sonra kız kardeşine bir iş bulurlardı. Onları bağlayan bir şey yoktu ki.

“Size para yollarım önce, biriktirirsiniz!” demişti Süreyya giderken.

Çağrı’da hep desteklemişti müstakbel karısını, “Ben yollarım Süreyya sen dert etme, ne çalışacak yorulacaksın. Evinin kadını olursun, elini sıcak sudan soğuk suya sokmazsın. Annen ve kardeşin de burada krallar gibi yaşar, annemler onları boş bırakmaz!”

Bir mutluluk, bir heyecan evlenivermişti böylece.

Üç yıldır neredeyse evden çıkamamıştı Hamburg’ta. Çağrı baştan yabancısın dil bilmiyorsun diye korkutmuştu onu. Kursa yazılayım deyince hır çıkarmıştı sonra.

Daha nelerdi? Evinde otursundu bakkal, pazar halledecek kadar Almanca öğretirdi kocası ona. Kursta kimin kim olduğu belli miydi? Yabancı ülkeydi burası. Başına bir iş gelse ne yapardı Çağrı.

“Annemlerin parasını yolluyorsun değil mi?” diye sorardı Süreyya bir tek. Onun huyunu öğrenmişti. Dil de öğrenemediği için evden çıksa kaybolacağındn korktuğu için bir şey demiyordu. Çağrı eve telefon da bağlatmamıştı. Bağlatacağım diyordu ama neden bir türlü olmuyordu. Şirket eve yakın olduğundan ara ara gelip karısını kontrol ediyordu.  Kendisinin cep telefonu vardı ama ondan Türkiye’nin aranamadığını söylemişti. En kısa zamanda ailesi ile konuşabilsin diye bir telefon alacaktı Süreyya’ya da. İşleri çok yoğundu yoksa hallederdi.

Üç yıldır burada yaşıyordu Süreyya. Buna yaşamak denirse  tabi. Annesi ve kız kardeşi ile üç yıldır ne görüşebilmiş ne seslerini duyabilmişti. Çağrı onları aradığını, her ay kız kardeşinin hesabına para yolladığını söylemişti. Çağrı’nın anne babası geldiklerinde selam getiriyorlardı bir de. Bir geldiklerinde onları da alıp geleceklerdi, en azından annesini. Söz vermişlerdi.

Yaşadıkları bölgede Çağrı’nın şirketinde çalışan bir kaç Türk aile vardı. Erkekler akşamları beraber çıksalar da hiç birisi eşlerini yanında götürmüyordu. Kadınların birbirleri ile görüşmeleri de her nasılsa mümkün olmuyordu.

“Boş ver onlar yaramaz!” demişti Çağrı bir kez Süreyya “Beni tanıştırsan bir kaç kişiyle de ben de sıkılmasam”

Sonunda kızcağız bir sokağın içinden br yere çıkmadan, kimselerle konuşmayan içine kapanık sessiz birine dönüşmüştü.

“En azından annem ile kız kardeşim iyiler. Onlar için katlanmam lazım bu yaşama!” diyordu içinden. Nasılsa yanlarına geleceklerdi para birikince. Aslında bu zamana epey birikmesi lazımdı da Çağrı “Apartmanlarına mantolama yapılmaya başlayınca çoğunu oraya vermek zorunda kaldılar, bir de kız kardeşin araba aldı kendine.” demişti.

Berna’nın arabası vardı demek artık. Süreyya çok sevinmişti bunu duyduğuna. E mantolama da iyi bir şeydi Çağrı’nın dediğine göre, o ısınmayan ev sıcacık oluyordu şimdi kışları. Pimapen’de yaptırmışlardı kapıya cama. Almanya’ya geleceklerdi evet ama satarken de para edecekti daire böylece. Baba yadigariydı aslında ama burada yaşayacaklarsa ne gerek vardı bir de orada ev tutmaya.

Eğer Berna oradan evlenmek isterse satmazlardı bir tek. Annesini yanına alırdı Süreyya, Berna’da orada oturmaya devam ederdi. Vakitten bol bir şey olmayıp, konuşacak kimseyi de bulamayınca sürekli hayal kurup, plan yapıyordu o da.

Sonunda bir kaç gün önce kocası ona telefon almak, annesinin oturduğu ev ile ilgili bazı ileri yapmak ve hatta onların burada yaşayacakları evi ayarlamak için vekaletini vermesi gerektiğini söylemişti. Vekalet burada ancak konsoloslukta halledilebiliyordu. Öyle Türkiye’de olduğu gibi her mahallede bir noter yoktu. Varsa da Türkiye’deki işlere yaramıyordu Çağrı öyle söylemişti. Konsolosluktan hemen randevu  almıştı karısı için.

Üç yıl sonra nihayet hayalleri gerçek olacağı için havalara uçmuştu Süreyya. Kocası ne istediyse hazır etmişti. Bir aksilik çıkmasın diye kontrol ederken kızmıştı Çağrı üzerindeki gömleğe. İş hallolssun diye kızsa da uzatmadan değiştirip dönmüştü salona hemen.

Çağrı’nın Türkiye’de halledeceği bazı işleri vardı, gitmişken annesi ve kız kardeşine bakacak, evin işlerini de onların yerine halledecekti. Süreyya’yı götürmeyi de çok isterdi aslında, “Seni de annenlere bırakırım ben işlerimi hallederdim ama pasaportunda bir sorun varmış o yüzden olamadı” dedi yüzünü asarak.

“Olsun annemlerin işleri hallolsun, nasılsa ondan sonra hep beraber olacağız!” demişti Süreyya da kocasına. Üç yıldır beklediği andı bu. Biraz daha sabır gösterebilirdi ana ve kardeş hasreti için. Onların iyiliği içindi zaten hepsi.

Konsolosluğa gidip işlemleri hallettiler. Süreyya nereyi imzala dedilerse imzaladı. heyecandan yüreği dışarı fırlayacak gibiydi. Bir kaç saatsüren işlemin ardından vekaletnameyi aldılar, Çağrı karısını eve bıraktı. Şirketten alacağı bir kaç dosya daha vardı. Sonra eve gelecek, o gece de uçağa binip Türkiye’ye uçacaktı.

Süreyya heyecanla kocasının valizine koyacağı gömlekleri ütülemeye başladı. Belki daha büyük bir eve çıksalar burda da Berna ve annesi onlarla yaşayabilirdi. İki katlı bahçeli çok güzel evler vardı bazı yerlerde. Bir katında annesi bir katında onlar yaşardı. Çağrı işe ya da başka yere gitti mi hiç yanlız kalmazdı artık. Belki de yakınlarda bir daire bulurlardı onlara başlangıçta. Ev ev üzerine olmazdı belki.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s