Kırmızı saçlı kız- Bölüm 1

Demir o sabah uyandığında yine o rüyayı düşünüyordu. Neredeyse her akşam gördüğü rüyada kıvırcık kırmızı saçlı bir kızı arkadan görüyor. Kız kahkaha atarak “Beni özlemedin mi daha?” diyerek yürüyüp gidiyordu. Demir onun yüzünü görmek için adımlarını hızlandırdığında uyanıyordu.

Annesi Nuray hanım odasının kapısını tıklatarak “Demir haydi oğlum kalk, baban bu gün benimle fabrikaya gelsin diyor!” diye seslendi o rüyasını düşünürken.

Annesinin söylediklerini duyunca başını yorganın altına sakladı hemen, “Ne fabrikası anne ya! Otuz beş milyon kez söyledim! Gitmem ben o fabrikaya! İ-s-t-e-m-i-y-o-r-u-m!” diye bağırdı annesine.

“Bırak Allahaşkına hanım şunu ya! Serseri, fena olacak sonu haberi yok. Gidiyorum ben!” diyen babasının sesi duyuldu içeriden. Nuray hanım oğlunun kapısını bırakıp gitti kocasının yanına.

“Yarın gelir mutlaka Rüstem bey! Geç yattı dün!” dedi yumuşak bir sesle.

“Kendini kandırma onun geleceği falan yok. Herkes iş için çırpınırken, buna gel babanın fanrikasına iş öğren, başına geç diyoruz. Bu ben kadın gibi yemek yapacağım diyor.”

“Ünlü ahçıların çoğu erkek bir kere!” diye bağırdı Demir içeriden.

Babasının onun tercihlerine saygı duymayıp, ısrarla fabrika demesine sinir olurdu. Rüstem beyin kamyon ve traktör lastiği üreten büyük bir fabrikası vardı. İşleri de her zaman çok iyi olmuştu. Adamcağız bir oğlu olunca ileride işin başına geçer diye sevinip, oğlan büyüyene kadar hep bunun hayali ile yaşamıştı ama Demir üniversiteyi yarım bırakıp ben ahçı olacağım diye bir mutfak okuluna yazılınca tepesi atmıştı. Ne Nuray hanımın yalvarmaları, ne Rüstem beyin kükremeleri onu yolundan çevirememişti. Çocukluğundan beri bir dediği iki edilmemişti. Cebi her zaman para doluydu. Gezme tozma denildiğinde bir numara olmuştu her zaman. Beraber olduğu kızları mankenlerden seçmeyi severdi ama sorumluluk deyince ortalarda olmazdı genellikle. Çünkü çocukluğundan beri dinlediği ve gördüğü fabrikayı sevmiyordu. Babası onu fabrikaya zorladıkça o kendini dışarı atmıştı. Sonunda yemek yapmayı ne kadar sevdiğini farkedince, hemen gidip bir mutfak okuluna yazıldı. Babasının tüm tepkilerine rağmen de okuluna hayatı boyu hiç yapmadığı kadar sarıldı ve birincilikle mezun oldu.

Ancak bu birincilikte Rüstem beyi ikna etmemişti. Neredeyse tüm şehire sözünü geçirecek kadar güçlü bir iş adamıydı ama bacak kadar oğlana lafını geçiremiyordu. Oğlan birincilikle mezun olup babasından takdir beklerken, o tutup bütün harçlığını kesti ve kredi kartlarını iptal etti.

“Haydi git şimdi kadın gibi yemek yap o zaman! Sana beş kuruş  yok bundan sonra. Beleşçi hayta!” diye azarladı üzerine bir de onu.

Aslında amacı onu bu yaptığından vazgeçirmekti ama tıpkı babası gibi inatçı olan Demir bu tepki üzerine iyice inatlaşarak  başka plan yaptı.

“Tamam” dedi annesine, “Fabrikaya giderim ama benim istediğim kızla evlenmeme izin vereceksiniz!”

Nuray hanım oğlunun onca ısrarına rağmen ilk kez evlenmek istediğini duyunca sevinçten havalara uçtu.

“Tamam oğlum, sen kızı al gel. Ben de babanla konuşayım” dedi hemen.

Nuray hanım ve Rüstem bey muhafazakar insanlardı. Her kızı gelin olarak ailelerine kabul etmek istemeyceklerini biliyordu Demir. Bu yüzden o sırada birlikte gezdiği manken arkadaşlarından birine “Seni ailemle tanıştıracağım bu gün, mümkün olduğunca süslen, püslen gel! Bizimkiler güzelliğe önem verir!” dedi.

Kız Demir gibi sürekli gezip eğlenen bir fabrikatör oğlunun mazbut bir ailesi olacağını hesaba katamadığından, alabildiğince gösterişli ve açık bir kıyafet seçti kendine o akşam için. Saçına ve makyajına ise iyice özendi.

Demir akşam kızla birlikte salona girdiğinde Rüstem bey ve Nuray hanımın yüzü öylesine değişmişti ki, gülmemek için kendisini zor tutarak.

“İşte size bahsettiğim arkadaşım Gülşen!” dedi nazik bir gülümseme ile.

Gülşen çıkarmadığı ayakkabılarının topuklarını tıkırdatarak gidip Nuray hanımı ve Rüstem beyi yanaklarından öptü. Bütün gece devam eden  rahat tavırları, onların yanında çakinmeden Demir ile samimi davranışları yüzünden karı kocanın yüzü şekilden şekile girse de, evlerine gelen misafir olduğundan bir şey söylemediler.

Demir ise onların haline bakıp, akşamın keyfini çıkarıyordu. Babası bu akşamdan sonra kesin onu yenemeyeceğini anlayıp vazgeçer diye düşünüyordu.

Oysa tam tersi oldu. Gülşen evin önünden taksiye biner binmez, Rüstem beyin sesi bütün evi kapladı.

“Derhal defolup gidiyorsun bu evden! Git kiminle evlennmek istiyorsan evlen! Ne iş yapmak istiyorsan yap! Bir daha benim gözüme gözükme!”

Nuray hanım kocasının öfkesinden öyle korktu ki o odasına çekilene kadar ağzını açıp bir şey diyemedi.

“Ah oğlum ne yaptın sen? Neydi o kız öyle! Allah sahibine bağışlasın bir şey demiyorum o da bir evlat muhtemelen ama babanın böyle şeylerden haz etmediğini bile bile! Tövbe estağfurullah!”

Demir’de babasını yenmeyi beklerken evden kovulunca affalamıştı. Planladığının tam tersi bir sonuç olmuştu ama inadından taviz verecek değildi. Annesini sarılıp teselli etti.

“Sen merak etme ben babama kendi ayaklarımın üzerinde de durabileceğimi, istediğimle evlenip, istediğim işi yapabileceğimi göstereceğim!” dedi hırsla sonra.

Nuray hanım ne kocasına, ne oğluna söz geçiremiyordu artık. İkisinin arasında zavallı kadın heba olmuştu resmen.

Daha önce konuştıklarında bir arkadaşı ona sahil kenarında  küçük bir pansiyonda ahçılık işi bulabileceğini söylemişti Demir’e. Birden bire büyük yerlerde şef olacak hali yoktu elbette bir yerlerde pişmesi gerekiyordu. Okulu birincilik ile bitirmiş olmasına karşılık bu olayın üzerine sırf babasına inat işi kabul etti ve annesi ile vedalaşıp ayrıldı evden. Artık geri dönüş yoktu. Babasına ona ihtiyacı olmadan yaşayabileceğini gösterecekti. İstediği işi yapacaktı o.

Nuray hanım göz yaşları içinde uğurladı oğlunu, “Sana biraz harçlık vermek isterdim ama baban yapacağımı bildiği için bana da vermiyor oğlum!” dedi ona sarılarak, “Ama istersen bileziği verebilirim ha? Zor zamanında bozdurursun!”

“Yok anacığım sağol hallederim ben!” diyerek sarıldı  annesine.

Halbuki otobüs bileti alacak parası bile yoktu. Önce bir arkadaşında kalıp bir iş bulurum diye düşünmüştü. Şöyle bir hafta çalışsa bir yerlerde bilet parası çıkardı. Sonra da biner giderim diyordu ama evinde kalmak için gittiği yakın arkadaşı, “Oğlum babam seninkinin yanında çalışıyor, deli misin? Seni eve aldığımı Rüstem amca duyarsa, olan benim pedere olur. Kusura bakma dostum.” diyerek onu geri çevirince sokakta kalıverdi.

Manken arkadaşlarından birini arayabilirdi ama yapmak istemedi. Koskoca fabrikatörün oğlunu evden attığının duyulmasını istemiyordu şimdi.

Mahalle arası izbe bir lokanta da bulaşıkçılık işi buldu. Restoranın alt katında tek göz  bir odada kalabilecekti çalıştığı süre boyunca. Sandığından daha uzun bir süre otobüs bileti parası için orada çalışmak zorunda kaldıktan sonra nihayet biletini aldı ve yola çıktı.

(devam edecek)

 

,

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s