Sevgi fedakarlıktır – Bölüm 1

Samsun’un yemyeşil kasabalarından birinde büyümüştü Toprak. Halası Muzaffer hanım büyütmüştü onu.

Ömrünün büyük bir kısmı sarhoş bir kocanın dayağı ile tükenmişti Muzaffer hanımın. Ailesine tüm yakarmalarına rağmen annesi uzun süre “gelinlikle girip, kefenle çıkmak”la ilgili sözlerle direnç gösterse de kızının yaşadıklarına dayamayan  babası koca evinden çekip almıştı onu yanlarına.  Dayak yüzünden iki çocuk düşüren kadıncağızın yaşama yeniden tutunması için çok uzun bir süre gerekmişti.

Yıllar sonra anne ve babasını da kaybedip tek başına yaşamaya başladığı sırada erkek kardeşini ve karısını bir trafik kazasında kaybetmiş ve onların beş yaşındaki kızları Toprak’ı tek başına büyütmek zorunda kalmıştı bu defa.

İçinde biriktirdiği tüm sevgiyi vermişti Toprak’a. Onun kendisi gibi acı dolu bir hayat yaşamaması için anne babası ve erkek kardeşinden kalan her şeyi onun iyi bir eğitim alması ve yetişmesi için seferber etmişti. Lise sona kadar Samsun’da büyüyen Toprak İstanbul’da bir üniversite kazanınca, hiç tereddüt etmeden bir yurt ayarlamış, “Oku, altın bileziğini koluna tak kızım! Kimse için ama hiç kimse için kendi hayatından taviz verme! Unutma sen varsan, sen güçlüysen, ekonomik özgürlüğün varsa hayatının ipleri daima senin elinde olur! ” diye sıkı sıkı tembih etmişti kıza.

Çocukluğundan beri Samsun’dan ve halasının yanından hiç ayrılmayan Toprak üniversitenin ilk yılında biraz bocalamış sonra edindiği arkadaş grubuyla beraber yeni bir hayata başlamıştı. Yurttaki oda arkadaşının adı Zeynep’ti. Zeynep iyi ve zengin bir aileden geliyordu. Universiteye gelene kadar okuduğu okullardan hep derece ile mezun olmuştu. Toprak onun başarılı eğitim hayatını dinleyince kendi vasat öğrencilik yıllarından bahsetmemeyi tercih etmişti. Tüm zenginliği ve başarısına rağmen yine de çok mütevazı ve iyi bir kızdı Zeynep ve zaman içinde Toprak’ın en yakın dostu olmuştu.

Beş kız, beş oğlandan oluşan arkadaş gruplarındaki hemen herkes çok başarılı ve akıllı çocuklar olduğundan Toprak’ta ağır derslerde onlardan aşağı kalmamak için elinden geleni yapıyordu. Hemen her gün halasını arayıp olanı biteni detaylarıyla halasına anlatıyordu Toprak. Muzaffer hanım yeğenini çok özlese de hiç bir zaman söylemiyor.

“Aferin benim can kızım, Allah’ta kimseye muhtaç ettirmesin seni! Çalışan kişi daima başarır!” diye motive etmeye devam ediyordu onu.

İkinci sınıfın yaz tatiline girerken yeğeninden sürekli Zeynep, Sema, İnci, Handan,  Vedat, Ahmet, Mustafa, Tarık ve Kemal’in isimlerini duyan Muzaffer hanım “Neden arkadaşlarını Samsun’a davet etmiyorsun Toprak’cığım. Ben de onları görmüş tanımış olurum.” demişti. Toprak’ın ne kadar aklı başında bir kız olduğunu bilse de yine de kimlerle görüştüğünü gözleriyle görmek istiyordu. Büyük şehirde tek başına bir çocuktu o nihayet. Gençlerin başına ne gelirse daima arkadaş çevreleri yüzündne geliyordu. Anne-babasından kalma ev, üç katlı müstakil bir evdi. Hepsini rahat rahat ağırlayabileceği kadar oda mevcuttu. Elbette çoğu şehirli ve maddi durumu iyi olan bu çocukların alıştığı konfora sahip değildi ama kasaba hayatının tüm güzelliğini tadabilecekleri sıcacık bir yuvaydı hepsi için.

“Halacığım emin misin kalabalığız ama biz?” desede yeğenini ikna edip bütün çocukları davet etmişti Muzaffer hanım.

Grup iki eksikle bir hafta Samsun’da geçirmek üzere yola çıkmıştı okulun kapandığı gün. Yazın kalan bölümünde hepsi aileleriyle yazlık yerlere gideceklerinden okul kapanır kapanmaz gitmeyi tercih etmişlerdi.

Muzaffer hanım onlar gelmeden hazırlıklara başlamıştı. Hepsi için harika yemekler, bazlamalar ve yufkalar hazırlamıştı. Uzunca bir yoldan gelen gençler gelir gelmez oturmuşlardı aşağıdaki geniş verandaya kurduğu yer sofrasına.

“Kusura bakmayın çocuklar hepinizi oturtacağım kadar büyük masam olmayınca ben de eski usul yapayım dedim. İnşallah rahatsız olmadınız?”

Hayatlarında yer sofrasında yemek yemeyen gençler dizlerini nasıl yerleştireceklerini bir türlü bilemeselerde bu keyifli sofradan çok zevk almışlardı.

“Harika olmuş Muzaffer teyze ellerinize sağlık, bayıldık!” dediler hep bir ağızdan.

Tüm bu varlıklı çocukların büyüdüğü evde onların hayatında dahil olmaları çok mutu etmişti Toprak’ı. Hele ki Ahmet’in de teklifini reddetmeyip gelmesi iyice heyecanlandırmıştı onu.

İkinci sınıfın başında nakil ile gelmişti Ahmet bölümlerine. O kadar etkileyici bir çocuktu ki daha görür görmez kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu Toprak’ın. Hemen Zeynep’e anlatmıştı heyecanla duygularını ve bir süre sonra Ahmet’de onların arkadaş gruplarının bir parçası olmuştu. Grupta birbirinden hoşlandığı belli olan bir kaç kişi olsa da henüz açılan olmamıştı.

Bir hafta boyunca Muzaffer hanımın harika yer sofraları, kocaman evin katlarındaki yer yataklarını, Muzaffer hanımın arabası ile onları gezdirdiği yerleri o kadar beğendiler ki, döner dönmez ailelerine anlattılar yaşadıklarını. Yeğenini bu kadar özenle yetiştiren ve çocuklarını, yeğeninden ayırt  etmeden misafir eden bu kadını takdir etti hepsinin ailesi. Özellikle Zeynep’in annesi Gülşen hanım iki yıldır kızından dinleyip durduğu Toprak’ın halasını çok merak etmiş. Teşekkür etmek için özellikle telefon açmıştı.

Muzaffer hanım Zeynep ile birlikte Gülşen hanımı da ayrıca davet etmiş, tatil sona ermeden Zeynep  annesi ile bir kez daha Samsun’a gelmişti Toprak’ların evine.

“İstanbul’da öğrenci okutmak sizi zorlamıyor mu?” demişti Gülşen hanım bu fedakar kadıncağıza hayranlıkla bakarak.

“Zorlasa da benim yaşadıklarımı yaşamamsı için gerekirse her şeyi satarım yine de okuturum Toprak’ı inanın.” diye cevap vermişti Muzaffer hanım.

“Bakın eğer yanlış anlamazsanız bir şey söylemek istiyorum. Ben bundan önce de bir çok öğrenci okuttum. Son öğrencim bu sene mezun oldu ve şimdi yeni bir öğrenci arayışındayım. İzin verirseniz Toprak’ın mezun olana kadar bütün masraflarını ben karşılamak isterim.”

“Aman Gülşen hanım hiç olur mu öyle şey?”

“Olmaz olur mu Muzaffer hanım. Bunu bir eğitim bursu olarak değerlendirin lütfen. Zeynep ve Toprak’ın da  bilmelerine gerek yok. Onlar yine masrafları sizin karşıladığınızı düşünebilirler. Ben düzenli olarak sizin hesabınıza yatırırım parayı ne dersiniz?”

“Ne söyleceğimi bilemiyorum inanın” demişti Muzaffer hanım, çok şaşırmıştı bu teklife.

“Bakın Zeynep çok sağlık sorunları ile büyüdü, bu da onun sinirlerini çok yıprattı. Uzun süre ilaç kullandı sakin kalabilmek için. Az rastlanan bir hastalığı olduğu için de tedavisi yıllarca sürdü. Toprak ile tanıştığından beri ise neredeyse hiç kriz geçirmedi. Toprak adeta onun ilacı gibi. Onu o kadar çok seviyor ve güveniyor ki. Kızımın üniversite hayatını kurtardı yeğeniniz. Yoksa o krizlerle derslerinde başarılı olması mümkün olamazdı. Ben de ona borcumu böyle ödemek istiyorum.”

Zeynep’in rahatsızlıklarını daha önce Toprak’tan dinleyen Muzaffer hanım kızın durumuna çok üzülmüştü. Daha tedavinin sona ermediğini ve az rastlanır bu kemik hastalığı yüzünden bir kaç ameliyat daha geçirmesi gerektiğini söylemişti Toprak. Çocuğun yaşamını daima olumsuz yönde etkileyen bu hastalık yüzünden sinir hastası olmuştu. Çok gerildiğinde vücudu kasılıyor ve kız kilitleniyordu. Toprak hiç denk gelmemişti bu krizlere ama Zeynep ara ara gözleri dolarak anlatıyordu başına gelenleri.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s