Yeniden – Bölüm 5

8 Mayıs sabahı Aslı’nın toprağa verilişinden sonra Hakan’a başından beri olan biten her şeyi göz  yaşları içinde anlatmıştı Tolgay. 6 Mayıs’ı hastanede ve sakinleştiricilerle uyuşturulmuş geçirdiği sırada hastanenin hemen önünde araba çarpmıştı Aslı’ya. Hemen Tolgay’ın yattığı odanın penceresinin önündeki caddede. Haberi bile olmamıştı olanlardan. Onu  hızlıca acile getirmişler, sonra yoğun bakıma almışlardı. Şiddetli bir iç kanama geçiriyordu.

İşte hepsi bu kadardı. Çocuk kazanmıştı. O haklı çıkmıştı. Tolgay hiç bir şey  yapamamıştı. Hakan gözleri kocaman açılmış dinlemişti Tolgay’ı.

“Şaka olduğunu  söyle bana bu anlattıklarının lütfen” dedi zorla çıkmıştı sesi.

“Keşke öyle olsaydı” dedi Tolgay.

O gideli altı gün olmuştu. O günden beri neredeyse ilk defa bu kadar uzun konuşmuştu Tolgay biriyle.

“Rüyayı tekrar gördün mü peki?” dedi Hakan korkarak.

“Hayır hastaneye yattıktan sonra onu bir daha hiç görmedim. Hatta gözlerimi açtığımda bunun artık sona erdiğini düşünmüştüm bu yüzden. Ta ki doktorlar bana karımı kaybettiğimi söyleyip koluma yeniden o iğneyi sokana kadar”

Hakan ne söyleyeceğini bilemiyordu arkadaşının karşısında.

“Filmlerde bile olmaz böylesi herhalde” dedi arkasına yaslanıp gözlerini kapattı. Başına korkunç bir ağrı saplanmıştı.

“Ben onu kurtaramadım” dedi Tolgay hıçkırarak “Onun öleceğini biliyordum ve hiç bir şey yapamadım!”

“Bu senin suçun değil ki? Sen o rüyaların gerçek olacağını nereden bilecektin ki zaten gerçeklermiş gibi yaşamışsın haftalarca bizim haberimiz olmamış! Gerçekten inanamıyorum Tolgay! Keşke anlatsaydın” dedi yine çaresizce.

“Anlatsaydım bana inanır mıdınız? Onun öleceğine inanaır mıydınız?”

“Büyük ihtimalle hayır!” dedi Hakan, “Haklısın kardeşim büyük ihtimalle inanmazdık!”

“Nasıl yaşayacağım ben bundan sonra, onsuz nasıl yaşayacağım! Bu vicdan azabıyla nasıl?”

“Bak Tolgay yaşadığın şey her ne ise gerçekten tuhaf ve sonucu da çok acı. Kendimi senin yerine koymaya çalışıyorum ama yapamıyorum adamım! Biraz toparlan bir şeyler düşünelim. Bu yaşadığını birilerine anlatalım. Ne bileyim belki bu da bir kabustur. Belki uyanıp normal yaşamımıza döneriz ikimizde! Ben de delirdim galiba sonunda!”

Cevap vermedi Tolgay. Bu anın bir kabus olmasını ve Aslı’nın gerçekten yaşamaya devam ediyor olmasını çok isterdi gerçekten.

Aradan iki ay geçtikten sonra Hakan gruptakilerle yeniden ziyarete gelmişti Tolgay’ı. İki ay  boyunca onu kendi haline bırakmışlar, arada sırayla uğramışlar ama üzerine gitmemişlerdi. Bir gün önce Mustafa’nın tuhaf bir haberle gelmesiyle kendi aralarında uzun uzun konuşmuşlar ve sonunda bundan Tolgay’a bahsetmeye karar vermişlerdi.

“Çok saçma gelecek  belki ama yani senin yaşadıkların da öyle tuhaf ki duymak istersin diye düşündük” dedi Hakan söze girerek. Tolgay iki ay içinde altı kilo vermiş, gözlerinin altı morarmıştı. Kabuslar görmese bile artık hiç uyuyamıyordu. Kendini o kadar dağıtmamış olsaydı Aslı’nın yanında olup onu o kazadan kurtarabileceği saplantısına takılmıştı. Daha da doğrusu o öyle dağıtmamış olsaydı Aslı o hastanenin önünde o kazayı geçirmeyecekti. Hepsi onun  suçuydu aslında.

Gittiği psikolog uzun uzun onunla konuşmasına rağmen henüz bu saplantıyı yenebilmiş değillerdi. Bu defa sakinleştiricleri de red ediyordu. O ilaçlar yüzünden Aslı’yı kaybetmişti. Kendinde ve uyanık olmak istiyordu artık. Belki de bu onun cezasıydı.

Tolgay Hakan onu dinlemesi için gözlerinin içine bakarken hâlâ bunları düşünüyordu.

“Tolgay beni duydun mu dostum!” diye yineledi Hakan.

Başını salladı Tolgay.

“Mustafa bir kadından bahsedildiğini duymuş” dedi onaylatmak için Mustafa’ya bakarak. Mustafa başıyla onaylayınca anlatmaya devam etti Hakan, “Bir kadın varmış Tolgay. Bu kadın ölen insanlarla konuşabiliyormuş.”

Dünyayla bağını koparmış gibi oturup duran Tolgay doğruldu birden ve Hakan’ın yüzüne bakmaya başladı dikkatle.

“Ne dedin sen?”

“Kadın ölen insanlarla konuşuyormuş dedim”

“Yani beni Aslı ile konuşturabilir mi?”

“Bilmiyorum. Dedim ya saçma belki ama Mustafa’ya anlatan arkadaşı o kadar inanmış ki kadına. Biz de düşündük ki..”

“Tamam haydi beni ona götürün o zaman!”

Tolgay’ın birden toparlanıp ayağa kalkması Mustafa’yı tedirhin etmişti bu defa. Kadın dolandırıcı olabilirdi ki büyük ihtimalle öyleydi. Tolgay umutlanır da bir kez daha hayal kırıklığına uğrarsa bunu kaldıramazdı. Zaten hepsi onun  intihar eyilimi olduğunu düşünüyorlardı.

“Bak dostum!” dedi ayağa kalkan Tolgay’ın omuzuna elini koyarak, “Bu kadın bir sahtekar olabilir tamam mı? Sadece paranı alabilir, bunu anladın değil mi?”

“Evet anladım” dedi Tolgay “Haydi gidelim!”

Söylemenin bir zararı olmadığı kararına varan grup, onun bu kadar çabuk gitmek istemesi ile tedirgin olmuştu. Hakan “Bizde adresi yok Tolgay, senin gitmek isteyeceğini düşünemedik hemen. Bir kaç gün izin verirsen buluruz olur mu?”

Tolgay’ın üzerine gelen bütün enerji birden çekilmiş gibi oturdu koltuğa yeniden.

“Tamam” dedi sadece.

Hepsi birbirine bakıp ayrıldılar onun yanından.

“Acaba bulamadık mı desek?” dedi Mustafa binadan çıkarken, “Ya kadın Tolgay’ı kandırıp iyice bunalıma sürüklerse. Önce biz mi gitseydik çocuklar?”

“Bilmiyorum ama Tolgay bu kadar çabuk ikna olduğuna göre, ihtiyacı var demek ki. Sadece onu baştan doğru olmayacağına ikna edip ondan sonra kadının yanına sokarız. Bizden biri de onunla girerse herhalde bir şey olmaz!”

“Bilmiyorum gerçekten. Ben o arakdaşı bulayım da kadının adresini ve telefonunu versin bari. Randevusuz gidilmiyormuş” dedi Mustafa.

Manolya hanım medyum olduğunu söyleyerek insanlara randevu veriyor, öbür dünyaya göç edenlerle konuştuğunu idda ediyordu.

“İsmi de Manolya’mıymış amma romantik” dedi Hakan kadının süslü püslü kartını görünce.

“Gerçek adı bu değildir herhalde” dedi Mustafa, “Tolgay’ı götürecek miyiz?”

“Bence deneyelim.”

Ertesi gün sadece Hakan ve Mustafa gittiller Tolgay’a diğerleri böyle bir deneyim yaşamak istemediklerini ve bu sorumluluğu almak istemediklerini söylemişlerdi. Hatta Tarık düpedüz korktuğunu itiraf etmişti. Çok saçma bir şeydi bu. Medyumların tamamı sahtekardı.

Mustafa’da kadının evinin kapısına gelince iyice tedirgin olmuştu. Kapıda asılı kuş tüylerinden yapılmış kocaman süsleme ürkütücüydü. Bu nedenle randevu saatleri geldiğinde o dışarıda bekledi ve kadının yanına Tolgay ile Hakan girdi sadece.

Çıktıklarında ikisinin de suratu allak bullaktı. Mustafa onların bembeyaz olmuş yüzlerine bakıp iyice tedirgin oldu.

“İçeride hortlak falan mı gördünüz?” diye çıktı bir anda ağzıdan Sonra buraya Aslı ile konuşma  umuduyla geldiklerini hatırlayıp hortlak dediği için utandı ve yutkundu.

“O başka bir bedendeymiş” dedi Tolgay, “Beni bekliyormuş.”

“Nasıl yani anlamadım, yeniden doğmak gibi mi?”

“Hayır değil” dedi Hakan Mustafa’ya kaş göz ederek, “Ben sana sonra anlatırım” diye fısıldadı sonra.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s