Yeniden – Bölüm 3

Aslı ile o kadar çok zaman geçirmişlerdi ki birlikte çevresinden ya da arkadaşlarından birinin telefon numarasını kaydetme ihtiyacı hiç duymamıştı. Bu yüzden onlardan birini arayıp haber alması da mümkün görünmüyordu.  Bu sabah bu şehirden ayrılacaklar ve İstanbul’a yeniden dönmeden önce daha beş şehire daha uğrayacaklardı. İstanbul’da iki konserin ardından yeniden yola çıkacaklar ve uzunca bir süre de geri gelmeyeceklerdi. Aslı’ya uğrayıp iyi olduğunu kontrol edebilmek sadece iki günü olacaktı o zaman. Yeniden dönüşe kadar onu her gün aramaya karar verdi ve bir sürü mesaj gönderdi onu araması için.

Sabah yeniden yola çıkmışlardı, bütün gece doğru dürüst uyuyamamış olmasına rağmen otobüsün tatlı sarsıntısında içi geçmesin diye çok direndi. Uyuduğu anda yeniden  o çocuğu göreceğini biliyor ve artık bunu yaşamak istemiyordu. Bütün direncine rağmen biraz sonra karşısında yeniden  çocuk belirdi.

“Bunun bir rüya olduğunu sanıyorsun değil mi Tolgay?” dedi çocuk buğulu sesiyle.

“Evet bu bir rüya  ve ben uyanıp bir daha uyuduğumda seni görmek istemiyorum artık”

“Evet ama Aslı ne olacak o zaman? Zamanı doluyor eski sevgilininin! Aslı ölecek Tolgay! O ölecek!”

“Yeter!” diyerek çığlık  atarak uyanınca bütün otobüs onun başına üşüştü. Yine kan ter içinde kalmıştı. Hemen biraz su içirdiler.

“Bir kabus gördün dostum! ” dedi Hakan gülerek.

“Evet öyle!” dedi Tolgay bembeyaz olmuş yüzüyle gülümsemeye çalışarak. Yol bitene kadar uyumamak için sürekli dışarıdaki ağaçları saymaya başladı bu  sefer. Bu daha fazla uykusunu getirince arkadaşının okumadığı kitabını isteyip kitap okumaya başladı.

Yolculuk yine hava karardıktan sonra sona ermişti ama bu defa dinleneye vakitleri olmadan sahneye çıkacaklardı. Konser öncesi eni konu yiyemeyecekleri için otobüste bir iki saat önce birer sandviç yemişlerdi. Bu defa konserden sonra yemek yiyip sonra odalarına geçeceklerdi.

Tolgay’ın sahne stresi her konserde azalıyordu ama yine de rüyalarıın ardı arkası kesilmiyordu bir türlü. İstanbul’a dönene kadar kalan günler boyunca küçük erkek çocuğu ve zamanı gösteren saati hiç eksilmedi zihninden ve rüyalarından. Artık ne zaman gözlerini kapasa doğrudan onu görüyordu. Çocuk sanki göz kapaklarının altında yaşıyordu ve onları kapattığı anda karşısına dikiliyordu. Uykusuzluk yüzünden diğerlerinden daha da zor ve yorucu bir turne dönemi geçirmişti. İstanbul’da kapısının önünde iner inmez aklındaki tek düşünce gidip yatağında derin bir uykuya dalmaktı önce. O otel odalarından sonra odasında güvende hissedeceği için rüyaları görmeyeceğini düşünüyordu. Yine de uyandıktan sonra Aslı’nın peşine düşecekti.

Kapıdan girip çantasını fırlattı, Aslı’nın dizdiği fotoğraflar, yazdığı not ve fırlatıp attığı kırmızı atkı aynı yerde duruyordu. Atkıyı alıp burnuna  götürdü ve kokladı. Hiç bir şey  kokmuyordu. Yinede yatak odasına onu da götürdü ve kendini yatağa bıraktı, atkıyı da yüzüne değecek şekilde yastığının üzerine yerleştirdi. Böyle kendini daha iyi hissedeceğini düşünmüştü nedense.

“Nerede uyuduğun kaderi değiştirmiyor Tolgay” dedi erkek çocuğunun tanıdık sesi, “Sen nereye gidersen git, ne  yaparsan yap, nerede uyursan uyu. O ölecek. Zamanı daralıyor. Sana söyledim 6 Mayıs. Hepsi o kadar.”

“Hayır o ölmeyecek seni budala!” diyerek fırladı yataktan. Bir an önce gidip Aslı’yı bulacaktı. Bu rüyanın onun uykularını çalmasına daha fazla izin vermek istemiyordu. Üstündekilerle uyumuştu zaten. Hiç birini değiştirmeden Aslı’nın evine gitmek için kapıyı çarpıp çıktı.

Bu arada onu yeniden aramayı denemişti ama telefona cevap veren olmamıştı. Asl ne aramalarına dönüyor ne de mesajlara cevap veriyordu.

On beş dakika sonra çokta uzak olmayan Aslı’nın kapısının önündeydi. Hemen zile bastı beklemeye başladı. Kapı açılmayınca bir daha bastı. Sonra bir daha, bir daha.

Israrla zile basanın kim olduğunu merak eden karşı komşusu kapıyı açtı. Daha önce de kapıda gördüğü Tolgay’ı görünce tanıdı ve başıyla selam vererek gülümsedi.

“Aslı iştedir evladım” dedi gözlüklerinin üzerinden.

Kendini kaptırmış zile bastığını farkeden Tolgay çok mahcup olmuştu yaşlı kadını rahatsız ettiği için. Öyle ya bu saatte Aslı’nın evde ne işi vardı.

“Özür dilerim” dedi kadına fısıldayarak.

Kadın yeniden gülümseyerek başını salladı ve kapattı kapısını.

Saat henüz beş buçuktu ve Aslı’nın eve gelmesine kırk kırk beş dakika vardı. Şimdi çıkıp iş yerine gitse muhtemelen çıkmış olacaktı ve karşılaşamadan o iş yerine, Aslı eve gelmiş olacaktı. En iyisi kapıda durup onun dönmesini beklemekti.

Kendi evinin anahtarı Aslı’da olmasına rağmen, Aslı’nın evinin anahtarını hiç bir zaman almadığını o zaman farketti. Aslı hayatında hep var gibiydi demek. Onun bir gün olmayacağından, onun da bir şeye ihtiyacı olabileceğine dair hiç bir düşüncesi olmamıştı Tolgay’ın o zamana kadar. Kızcağız onun için bir sürü fedakarlık yapıp sevgisini karşılıksız sunarken o hiç bir şey  yapmamıştı, ilgilenmemişti bile hatta.

Konser dokuzdaydı eğer Aslı gecikirse çok fazla bekleyemezdi. Yarım saat geçmişti, merdivende oturmuş onun gelmesini beklerken, sürekli dizlerini sallıyor ve huzursuzca saatine bakıyordu.

Aslı’nın karşı kapısı yeniden açıldı ve az önceki teyze merdivende oturan Tolgay’ı görünce irkildi önce. Sonra onu tanıyınca gülümsedi yeniden ve elindeki çöp torbasını bıraktı kapının önüne ve sessizce girdi yeniden.

“Kim bilir ne düşünüyor şimdi?” dedi Tolgay kendi kendine. Gerçekten umurunda değildi aslında komşu kadının ne düşündüğü. Tek istediği Aslı’yı sağ salim görebilmekti yeniden.

Biraz sonra Aslı yavaş yavaş çıktı merdivenleri, merdivenlerde oturan Tolgay’ı farketmedi. Her zaman  yaptığı gibi daha apartmana girerken eline hazırlamıştı anahtarını. Kapıya taktı ve çevirdi. Tam içeri gireceği sırada Tolgay ayağa kalkınca farketti onu ve küçük bir çığlık attı.

“Aslı iyi misin?” dedi Tolgay hemen heyecanla.

Ne olduğunu anlayamayan Aslı “Senin burada ne işin var?” dedi gözlerini kısarak.

“Anlatacağım ama sen iyi misin önce bana onu söyle?”

“Evet iyiyim. Ne olmasını bekliyordun ki?”

Tolgay kapının aralığında sımsıkı sarıldı kıza ve “Hiç bir şey olmasını beklemiyordum. Oh çok şükür!” dedi fısıldayarak.

Daha bir kaç ay önce onu telefonda terkedip giden bu adamın şimdi kapısında böyle tuhaf davranışlar sergilemesine bir anlam veremeyen Aslı afallamıştı iyice. Aslında çok sevinmişti onu gördüğüne ama öyle tuhaf davranıyordu ki neler olduğunu anlamadan ona sıcak davranıp yenilmemeye karar verdi.

“Haydi toparlan seni almaya geldim” dedi Tolgay neşeyle. Onu iyi gördüğüne o kadar sevinmişti ki bir kuş kadar hafiflemişti içi. Bundan sonra aynı kabusları bir daha görmemek için onu gözünün önünden ayırmamaya karar vermişti. Nereye gitse onu da yanında götürecekti ve iki ay önce yaptığı o saçma hareket yüzünden ondan af  dileyecekti.

“Ne demek seni almaya geldim? Bir şey mi içtin sen? Neler oluyor?”

“Hiç bir şey olmuyor aşkım. Ne olur güven bana. Ben köpek gibi pişmanım Aslı. Seni ne çok sevdiğimi anladım ve artık senden ayrılmak istemiyorum.”

Aslı duyduklarına inanamıyordu bir türlü.

“Peki turnen ne olacak?”

(devam edecek)

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s