Üvey insan – Bölüm 1

Gülser hanım on yıldır çalıştığı bankadaki arkadaşının beşinci kez hamile kaldığını duyunca çok içlenmişti. On bir yıldır uğraşmalarına rağmen bir türlü evlat sahibi olamıyorlardı. Hamile haberi yetmezmiş gibi Meliha hanım bir de çocuğu aldırmaktan bahsediyordu.

“Ne yapalım Gülser, evde dört çocuk daha var zaten. Bir de bunun doğurursam iyice sefil oluruz. Acilen bir doktor bulmam lazım.”

“Tamam da Meliha çocuk dört ayı geçmiş diyorsun, yazık günah değil mi? Bak ele gelmiş çocuk bu!”

“Gülser vallahi geçinemiyoruz. Evdekilerin rızkını mı keseyim bunu da doğurup. O kadar dikkat ediyoruz nasıl oluyorsa oluyor işte yine de. Allah isteyene değil de habire bize veriyor niyeyse. Tövbe tövbe bak günaha da sokuyorsun beni!”

Bir türlü evlat sahibi olamayan Gülser hanım uzatmadı bu sözlerin üzerine. Sahiden de onca duaya çabaya onlara değil de, şu istemeyen, ihtiyacı olmayan insanlar gebe kalıyordu yine de.

“Faruk’a sorayım, var mı bildiği doktor” deyip geçti yerine.

Gülser hanımın eşi Faruk bey hastanede çalışıyordu. Meliha hanımın ısrarla Gülser hanımı sıkıştırmasının nedeni buydu. Özel doktorlar zaten çok pahalıydı bu da isterdi muhtemelen bir şeyler ama hiç değilse dışarıda ödeyeceğinden az olurdu.

Akşam yemeğinde kocasına bahsetti Gülser hanım, Faruk bey sesini çıkarmadı bir süre. İkisi de sessizce yeyip kaldırdılar sofrayı. Evde bir çocuğun eksikliği daha çok hissettiriyordu kendini böyle zamanlarda. Yıllardır karı koca her akşam birbirne bakıyordu sadece. Zamanla sohbetleri de bitmiş, televizyona bakıp, uyuyorlardı sonra.

Yatağa girip birbirlerine sırtlarını döndüler ve derin düşüncelere daldılar her çocuk konusu geçen akşamın ardından olduğu gibi.

“Gülser biz istesek vermezler mi?” dedi Faruk beyin karanlıktan sesi.

“Bebeği mi diyorsun?” diye döndü hemen Gülser hanım kocasından yana. Belli ki onunda aklından geçmişti aynı düşünceler.

“Evet” dedi Faruk beyin düşünceli sesi.

Yeniden bir sessizlik oldu aralarında. Sabaha kadar bölünmedi o sessizlik.

Kapıdan çıkarlarken Faruk bey baktı karısının yüzüne. O da ona baktı. Bir şey konuşmadılar ama Gülser hanım kocasının “Soracak mısın?” diye sorduğunu, Faruk bey de karısının “Evet soracağım” dediğini anladı.

“Gülser abla emin misin?” dedi Meliha fısıldayarak. Nedense yasa dışı bir şey teklif edilmiş gibi fısıldımaya başlamıştı birden.

“Eminim ya! Böyle şeyin oyunu olur mu Meliha. Çok birikmişimiz yok ama bize de lazım olur malum çocuk gelecek. Biraz da eline nakit para veririm eğer yanlış anlamassan.”

“Yok abla meteliğe kurşun atıyoruz işte o yüzden bu sabiyi doğuramıyorum ya zaten! Yoksa insan evladından vazgeçer mi, rahme düşmüş bir kere.”

Yutkundu Gülser hanım “rahime düşmüş” ifadesi yaktı canını. İnsanların onu anlamalarını beklemiyordu elbette. Bazı kelimelerin nasıl yıllar içinde hançere dönüşüp yaralarını kanattığını da. Gözlerine kadar gelen damlacıkları boğmakta zorlanıyordu böyle zamanlarda sadece. Onun rahmine düşmesi nasip olmamıştı bir evladın. Olur da Meliha’nın çocuğunu alırlarsa yüreğine düşecekti ama. Şimdiden düşmüştü hatta.

“Kocana da danış o zaman ben senden haber bekliyorum” dedi Gülser hanım.

“Doğru Mete’ye sormadan olmaz! Yarın hemen  söylerim sana cevabımızı”

“Tamam”

O akşam yemekte günün kısacık özetinden sonra yine hiç konuşmadı Faruk bey ile Gülser hanım. Sabah her zamankinden zor oldu o gece, bitmek bilmedi. Gelecekte biri hayatının en uzun gecesini sorsaydı Gülser hanıma, hiç tereddüt etmeden o geceyi söylerdi.

Meliha ve Mete kabul etmişlerdi çocuğu onlara vermeyi. Hayatın bayrama döndüğü anlardan biriydi o an. Faruk bey ve Gülser hanım o günden Melek doğana kadar geçen her günü başlarına gelebilecek her tür durumu düşünüp değerlendirerek geçirdiker. Melek hastanede doğar doğmaz alacaklardı. Kırk günü geçsin diye bekleyip taşınacaklardı bu şehirden. Her şeyi ayarlamışlardı. Kimsenin onların evlat edindiklerini bilmesini istemiyorlardı yaşadıkları yerde. Çocukta onları gerçek anne babası bilerek büyüsün istiyorlardı yanlarında. Zaten yasal işlemleri yapacaklardı gitmeden. Melek’i doğrudan kendi nüfuslarına geçireceklerdi.

Faruk bey ile beraber doğumdan üç ay önce yaşamayı seçtikleri şehire gidip, evlerini tuttular. Melek’in odasına yeni mobilyalar alıp döşediler hemen. Bir grup eşyalarını da önden getirdiler yeni evlerine. Faruk bey hastanedeki tanıdıkları aracılığı ile orada yeni bir iş ayarladı kendisine Gülser hanım bir yıl çalışmaya ara verecekti. Melek bir yaşına gelince bakacaklardı duruma yeniden.

İkisinin de aillesi bu evlat edinişe ve şehri terketme konusuna çok bozulmuşlardı. Onlara danışmadan ikisi böyle büyük kararlar vermişler ve uygulamaya sokmuşlardı. El çocuğunun onlara yâr olacağını ne biliyorlardı sanki. İnsanların öz evlatları yâr olmuyordu ki bu devirde. Yine de kendi bilecekleri işti elbette. Faruk beyin annesi “Ben böyle bir torunu kabul edemem” dedi ilk anda, “Kimin nesi belli değil”

“Bebek anne o! Melek !” dedi Faruk bey sinirlenip.

“Ben başkasının çocuğuna bakamam” dedi Gülser hanımın da annesi.

Karı koca zaten yaralı yüreklerine yeni yaralar eklediler, dönmediler yollarından. Zaten Meliha çocuğu aldırmamış onlara vermek için hazırdı. Bu saatten sonra dönmeleri mümkün değildi artık.

Her şeyleri hazır beklediler son bir ayı. Yeni doğan bebeğin annesinden ayrılıp nasıl besleneceğine kadar konuştular doktorlarla. Gülser hanım son üç ay sürekli bebek bakımı ile ilgili videolar izledi, kitaplar okudu. Karı koca ailelerinden destek alamadan büyütmek zorunda kalacaklardı bu bebeği. Yine de bebek onları çok heyecanlandırıyordu. Ailelerine bile sırtlarını dönmeye hazırdılar Melek için. Öyle de yaptılar.

Melek doğar doğmaz kırk gün beklediler. Meliha sütünü her gün sağdı gönderdi Gülser hanımların evine.

“Emzirirsem vermem abla, böyle yapalım içime sinmedi!” diye haber yolladı.

Anne sütünden mahrum kalmadı o kırk gün Melek. Sonra doktorun söylediği gibi dikkatle ve özenle baktılar bebeğe karı koca. Yasal işlemlerin de tamamlanmasının ardından kızlarını alıp terkettiler şehri bir daha gelmemek üzere.

Melek ilkokulu bitrdiğinde, ikisi de yıllarca evlat sahibi olmamanın verdiği yük, ardından ailelerin sırtlarını dönmesinden kaynaklanan yük, ardından bir çocuğun sorumluluğu yıprandılar. Faruk beyin bir evlat sahibi olmaktaki heyecanı ve hevesi iyice söndü. Gülser hanım bir başına kızına elinden gelen özeni göstermeye gayret etse de, arada sırada elinde olmadan “İyi mi ettik?” diye düşünmeye başladı.

Bir evlat sahibi olmayı çok istemişti pişman değildi, gerekirse kocasından da vazgeçer kızından vazgeçmezdi. Hep böyle söyledi kendi kendine.

Onlar taşındıktan sonra bir kaç kez arıyan kız kardeşi “Aman kızı kocanla çok başbaşa bırakma, duyuyoruz öz babalar bile neler yapıyor evlatlarına” deyince hayatından silip atmıştı onu. Atmıştı ama bir süre ne zaman Faruk bey Melek’i kucağına alsa gelmişti aklına.

Gülser hanımın yıllar içince yıpranan sinirlerine son darbe de kocasından geldi.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s