Yazılarım

Beklenmedik yarınlara doğru (Bölüm 5)

Evet, benim hayat hikayem böyle başlamıştı. Zavallı anneme anneannem sahip çıkmamış olsaydı, daha neler yaşardı kim bilir?

Anneannemin bana anlattığına göre, annem o kadar sarsılmıştı ki, uzun bir süre kendine gelemedi. Yönetim kurulunda olan anneannem sınavlara dışarıdan girebilmesi için ona bir rapor ayarlamıştı. Kalan iki ayı okula devam etmeden geçirip diplomasını aldı. Bütün bu zaman içinde sadece sınavlar için evden çıktı. Mehmet babam okul saatinden sonra onu okula götürdü bu sınavlar için.

Evlilik konusunda ısrarcı olmadılar, annemde bu zaman boyunca beni aldırmayı hiç düşünmedi sanırım. Oysa bu yola gidip, geçmişi tamamen silebilirdi. Sanırım gerçek babamdan yüreğinde vazgeçmesi yıllar sürdü.

Ben karnında dört aylık olduğumda, bir sabah anneanneme Mehmet babamla evleneceğini söylemiş birden bire. Babam, yani Mehmet babam bu dört ayda onu nasıl kazandı anlatmadılar ama, şimdi bile ona nasıl baktığını ve onu nasıl koruyup kolladığını görünce, bunun nasıl olduğunu anlamakta zorlanmıyorum.

Sade bir törenle evlenmişler, Mehmet babam bu evliliğin sadece beni korumak için yapıldığını bildiğinden, uzun boyu o misafir odasına girmemiş bile, doğduğumda, benimle ilgilenmek için geldiği zamanlar hariç tabi. Şimdi birlikte uyuyorlar.

Aslında hiç söylememiş olsalar, ne Mehmet babamın, ne de anneannemin öz olmadıkları aklıma gelmezdi bile. Mehmet babamın bir zaman anneme söylediği gibi, bu sadece devletin kayıtlarında bir babalık olmadı benim için. Başka hiç kimsenin oğlu ve torunu olmak istemeyecek kadar çok seviyorum onları.

Aslında bir açıdan hayatımı onlara borçluyum. Anneannem bana söylenmesine karşı çıkmış olsa da, Mehmet babam “Oğlumla aramda yalanlar olsun istemiyorum” dediği için vazgeçmiş itirazlarından.

Benimle önce anneannem konuştu, annemin herşeyi yeniden anlatmak zorunda kalmasını istememişti. Üç yaşımdayken arada sırada vurgulayıp beni hazırlamışlardı zaten, çünkü psikologlar bu tür şeylerin çocuğa üç yaşında söylenmesi gerektiğini öneriyorlarmış. Tabi ben bu anları hiç hatırlamıyorum, büyürken de bir anlamı olmadı benim için, sevgi dolu bir çocukluk yaşadım. Zaten aile dışında kimsenin haberi yoktu bu olaylardan, herkes Mehmet babamın öz oğlu olduğumu sanıyordu.

Anneannem bana her şeyi anlattığında on altı yaşındaydım. Annem ve babamın bir aşk evliliği yapmamış olmaları beni çok etkilemişti. Oysa onlara baktığımda birbirlerine duydukları saygı ve sevgiyi görebiliyordum. Hep onlar gibi bir evliliğim olacağını hayal ettim, ta ki gerçeği öğrenene kadar. Şimdi en azından başlangıcı böyle olmasa da onlar gibi saygı ve sevgi dolu bir evliliğe sahip olmak istiyorum.

Akşamları kanepe de, birbirlerine sarılıp televizyon izleyişleri, el ele yaptıkları yürüyüşler ve daha pek çok şey onların arasındaki güçlü bağı hep hissetmeme neden olmuştu.

Mehmet babamın aramızda yalan olmamasını istemesi de ayrı bir hayranlık uyandırmıştı ben de, annem için üzülmüştüm sadece, yani geçmişte olanlar için. Hepsi bu, bu hikayenin benim hayatım ya da duygularımda değiştireceği bir şey yoktu. Onları seviyordum ve mutluydum. Kan bağının bununla bir ilgisi yoktu, değerli ve sevgiyi hissetmenin bir anlamı vardı sadece ve ben buna yeterince sahiptim. Özlük veya üveylik bir kelimeydi sadece, içini dolduran ve yaşama anlam katan bizlerdik ve bizi bir arada tutan güçlü yürek bağlarıydı.

Bazen mutsuz bir çocukluk geçirseydim, farklı düşünür müydüm diye soruyorum kendime? Düşünmezdim sanırım çünkü insan çocukluk ve gençlik çağında tüm dünyayı kendi yaşadığı kadar biliyor, aile, anne, baba kavramlarının bir seçenek olabildiğini düşünmek zor bir şey.

Gerçek babamın sonra ne yaptığını merak etmeye başlamam on yedi yaşımda ilk aşık olduğum zamana denk geldi. Öyle yoğun şeyler hissediyordum ki kız arkadaşıma, babamın nasıl olupta annemden vazgeçtiğini anlayamıyordum. Ben onsuz nefes bile alamıyordum neredeyse. Harun babamın sevgisinin gerçek olmadığına veya onun bir sahtekar olduğuna dair hiç bir yorum katmamıştı anneannem anlatırken, benden haberi olmadığını özellikle vurgulamıştı. Belki de bu yüzden içimde hep annemi aslında çok sevdiğine dair bir his gelişmişti.

Bu arada unutmadan söyleyeyim, mahalle ziyaretlerine babam ve ben birlikte gidiyoruz artık. Anneannem her dönüşümüzde bana gördüklerimi anlattırıyor ve gözleri doluyor dinlerken. O gerçekten bir yeryüzü meleği, annem gibi. Annem bizimle mahalleye gelmiyor ama alışverişten, ihtiyaç sahiplerinin bilgilerine kadar her şeyi o yönetiyor. Biz sadece götürüp dağıtıyoruz. Mehmet babam, anlayabilesiniz diye böyle söylüyorum tabi, aslında doğrudan babam o, annemin yaşadığı evi bana gösterdi ama bina yıkılıp yeniden yapıldığı için şimdi farklı. Oysa o evi görmeyi gerçekten çok isterdim. Mahalle hala çok fakir ama çehresinde değişiklikler oluyor tabi, annemin otobüs kartı aldığı o bakkalın yerinde şimdi bir market var, ama trafo hala duruyor ve biz arabayı hala oraya parkediyoruz.

Herneyse, yaklaşık bir yıl aileme söylemeden öz babamın izini sürdüm, sadece okuduğu okulu ve adını biliyordum ama, önce anneannemin sonra da babamın girmiş olduğu yönetim kurulu görevi sayesinde, bir şekilde soyadını ve adresini de öğrendim.

Ona görüşmek için haber gönderdiğimde kim olduğumu bilmiyordu. Benden hiç haberi olmamıştı. Ofisi dışında buluşma önermiş olmamdan önce rahatsızlık duysa da, konunun annemle ilgili olduğunu öğrenince hemen kabul etti.

Bir kafede buluştuk, ona önce sadece Zuhal’in oğlu olduğumu söyledim. Annemin nerede olduğunu sordu önce, sonra da ona neden geldiğimi. Geçmişteki hikayelerinin bir kısmını bildiğim için merak ettiğimi ve tanışmak istediğimi söyledim.

Annemi unutamadığı öyle belliydi ki, benim üstelememe gerek kalmadan anlatmaya başladı. Serpil’in teknesine neden gittiğini, ona oynanan oyunu göremediğini, geziden sonra annemi çok aradığını, mahalledeki eve defalarca gittiğini anlattı. Daha çok kendi kendine konuşur gibi, gözleri uzaklara dalarak.

Aslında sadece bir hata yapmıştı, sonra geri dönmüş ve çok pişmanlık yaşamıştı ve hala da yaşıyordu. Serpil ile evlenmemişti tabi ki, kimseyle evlenmemişti. Annemi kafeden, otelden, mahalleden her yerden sormuştu, nasıl ortadan kaybolduğunu anlayamıyordu.

Ben olduğuma göre artık onu aramasına gerek olmadığını anladığını söyledi ve teşekkür etti bana, bu yolun artık son geldiğini gösterdiğim için. Annemi aramaktan vazgeçecekti, iyi ve mutlu olmasına sevinmişti.

Tüm anlattıklarından sonra ona kızamadım bile, ben senin oğlunum da diyemedim. Bir hata yapmıştı sadece ama çok yanlış bir zamana denk gelmişti bu hata.

Kaç yaşındasın diye sorduğunda, anlamasın diye on beş dedim. Derin bir iç geçirdi, aramızdaki benzerliği farketmiş miydi bilmiyorum.

O günden sonra onu bir daha aramadım, aileme de bundan hiç bahsetmedim.

Ama anladım ki her iki babamda iyi insanlardı ve ben şanslı bir çocuktum. Annem için tam bir şans olduğunu söyleyemem, iyi insanlar da hata yapabilir ve bu hatalar bazen böyle beklenmedik günleri yaşatabilir. Benim ailem bunun en güzel örneği sanırım. Ben ne hatalar yapacağım bilmiyorum, yapmayacağım demiyorum, çünkü henüz çok gencim ve netice de bir insanım.

Her iki tarafta hikayenin sadece kendine ait olan kısmını biliyordu, Harun babam aslında bir gün benim doğacağımı öngörerek bir kumar oynamıştı, kim bilir belki annemin rahmine düştüğümü hissetmişti. Beni ve geleceğimi korumak için hakkı olan mirası almak istedi ve bu beklenmedik bir hataya dönüştü. Aslında istediği yine de oldu, benim iyi bir geleceğim oldu ve güvendeyim, tek hata ile bu gelecekte yer alamadı sadece.

Annem onun aslında varlığımı bilmese de, benim için risk aldığını hiç bilmedi. Bilse bunu onurlu bir davranış sayar mıydı bilmiyorum. Kadınları henüz çözdüğümü söyleyemem ama, bence saymazdı.

Harun babamın bir oğlu olduğunu bilmesi ya da annemin Serpil hikayesinin altındaki düşünceyi öğrenmesi bunca yıl sonra hiç bir şeyi değiştirmeyecek biliyorum. Bunu düşündüm gerçekten, söylersem hepimizin hayatı ya karmakarışık olabilir, ya da tüm acıları bu güne geri çağırmış oluruz.

Benim mutlu bir ailem var, bu hikayenin tek kaybedeni Harun babam sanırım, bir de oğlu olduğumu söyleyip bu hatanın bedelini ağırlaştırmaya hiç gerek yok.

Artık hayat herkes için yolunu çizmişken, bir şeyleri değiştiremeye çalışmak benim işim değil galiba .

Ben kendi hikayemi tamamladım içimde, geçmişte kalan kısmını elbette, bakalım bundan sonra neler yaşayacağım?

İçimdeki hayalperesti dinlediğiniz için teşekkür ederim

Gülseren Kılınç

2 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s