Yazılarım

Beklenmedik yarınlara doğru (Bölüm 3)

Nurdal Hanım, oğlunun tüm karşı çıkışların rağmen anahtarı Zuhal’den geri almıyordu.

“Bir gün başına iş alacaksın, ne idüğü belirsiz insanların bu eve bu kadar rahat girip çıkmaları sana doğru geliyor mu?” demişti daha kızın eve geleceğini ilk duyduğunda.

Nurdal Hanım içinde bir yerlerde ona güveniyordu ama, bunu oğluna anlatmasının imkansız olduğunu biliyordu. Aslında kötü biri değildi oğlu da, mahalleye yardım yapmaya gittiklerinde gözlerindeki o ifadeyi görüyordu çoğu kez ama, yine de yokluk nedir görmemişti. Eşinden miras kalanlar ikisine de daha uzun yıllar yeterdi. Kocası hayatta olsaydı oğlunu çeker ikna edici bir konuşma yapardı elbette ama, Nurdal Hanım onun içindeki güzelliği bir gün farkedeceğinden emindi. Zuhal zaten alt kattan giriş/çıkış yaptığı için oğlanla hiç karşılaşmıyorlardı. Kahve içmek için yukarı geldiğindeyse, bir şekilde hep onun evde olmadığı saatlere denk gelmişti. Böylece oğlan bir süre sonra evin bir yabancı tarafından kullanıldığını unutmuş gibi davranmaya başladı. Nurdal Hanım’da Zuhal hakkında ona bir tek kelime bile söylemedi.

Eşinin kurduğu vakfın üniversite dışında da faaliyetleri vardı. Bu nedenle zaman zaman şehir dışına gitmesi gerekiyordu. Oğlu ve Zuhal’in o olmadığı bir gün karşılaşıpta, kızın rencide olmasını istemediği için, eğer isterse bir süreliğine diz üstü bilgisayarı kendi evine götürebileceğini, seyahatten döndüğünde kafeye haber bırakacağını söyledi. İstese elbette bilgisyarı ona temelli verebilirdi ama, kıza o kadar alışmıştı ki, bilgisyarı da alınca ayağı tamamen kesilsin istemiyordu, zaten Zuhal’inde bilgisayar bile olsa böyle bir hediyeyi kabul etmeyeceğini öğrenmişti. Daha önce bir çok kez birlikte alışverişe çıkmayı ya da ufak hediyeler vermeyi denemiş ama, kız hepsini ya nazikçe geri çevirmiş, ya da aşağıdaki odaya bırakıp kullanmamıştı. Tek istediği okulu bir an önce bitirip, kendi kanatları ile uçmaktı ve bunu başaracağından Nurdal Hanım’ın hiç şüphesi yoktu.

Bilgisayarı kendi evine götürünce, daha hızlı çalışmaya başladı Zuhal, otel kendi evine daha yakın olduğu için gece çıktığında fazla vakit kaybetmeden çalışmaya başlıyor az da olsa kazandığı bu zaman sıklaşan projeleri tamamlamasına çok yardımcı oluyordu.Sabah okul, gündüz kafe, gece otel, döndükten sonra da ders çalışmanın getirdiği yoğun tempo yüzünden göz altlarında siyah çukurlar oluşmaya başlamıştı. Bir kaç kez kafede dalgınlık yapıp, siparişleri hatalı vermişti, ama neyse ki onun ne kadar çalışkan olduğunu bilen müşteriler hoş görüyle karşılamışlar bir şikayette bulunmamışlardı.

O sabah okula zar zor yetişti, o kadar yorgundu ki çalan saatin sesini duymadığı için, apar topar hazırlanmış, her zaman bindiği otobüsten bir sonrakine binmek zorunda kalmıştı. Veri analizi dersi için projesini teslim etmesi gerekiyordu. Dosyayı gece uyumadan portatif diskine kaydetmiş, dosyanın açılıp açılmadığını tam üç kez kontrol etmişti. Ders başladığında, herkes projesinin olduğu portatif diskleri teslim etmeye geçtiğinde, çantasında bir türlü diski bulamadı. Kaydetme ve kontrol işleminden sonra onu bilgisayarın üzerinde unutmuş olmalıydı. Veri analizi hocaları bu  konuda çok titizdi. Üstelik yarışma ile gelen öğrencilerin haklarını koruyabilmeleri için ödevlerini geç teslim etme gibi bir şansları da yoktu. Harun onun telaşlı hareketlerini farkedince eğilip sessizce “Bir sorun mu var?” diye sordu. Bu dersi birlikte alıyorlardı.

“Diski bulamıyorum onu bilgisyarın üzerinde unutmuş olmalıyım!” dedi telaşla.

“İstersen gidip alabilirizi arabayla geldim.” dedi nazikçe Harun. “Hadi git şimdi Serdar Bey’le konuş, diski getirip bir saat içinde teslim edeceğimizi söyle, bilirsin seni sever.”

Başka çaresi de yok gibiydi, Haruna başıyla onay verip, Serdar Bey’in yanına gitti ve durumu anlattı, Serdar Bet gözüyle Harun’a bakıp onunda onayı olduğunu anlayınca “Gidin hadi! Bir saate çıkmış olacağım, eğer geç kalırsanız, yarın teslim kabul etmem ona göre!” dedi uyarıcı bir ses tonuyla.

İkisi birden hızlıca toparlanıp sınıftan çıktılar, aslında Harun’u yaşadığı mahalleye götürmeyi hiç istemiyordu ama şimdi başka çaresi yoktu. O iyi bir insandı, böyle şeylere kafasını takmazdı Mehmet gibi, zaten maddi durumunun iyi olmadığını biliyordu ama, nedense yine de içinde bir yerlerde bir eziklik hissediyordu.

Zuhal’in tarifi ile eve geldiklerinde Harun’da onunla birlikte arabadan indi, birlikte daireye çıktılar. Ona “Sen bekle!” diyecekti aslında ama, Harun o kadar hızlı hareket etmişti ve vakitleri öyle dardı ki, bir şey söylemeye fırsat bulamadı. O bilgisayarın üzerinden diski alırken, Harun’da etrafı incelemeye başladı.

“Burası ne kadar sade ve güzel” dedi gülümseyerek.

Zuhal bir gülümsemeyle cevap verdi sadece, “Lütfen yanlış anlama, bir art niyetle söylemedim, gerçekten senin sıcak sadeliğin yansımış bu eve, huzur hissettim girince.”

Sözlerinin samimi olduğundan şüphesi yoktu Zuhal’in, gün geçtikte ona hissettiği duygular kuvvetleniyordu gerçekten.

“Teşekkür ederim” dedi nazikçe.

Serdar Bey’i odasında yakalayıp, diski teslim ettikten sonra, Zuhal’in kafeye gitmesi gerekiyordu. Harun onu kafeye de bıraktı ve ayrılırken “Biliyor musun hep böyle küçük ve huzurlu bir evde yaşamayı hayal ettim.” dedi. .

Harun’un anne ve babası bir trafik kazasında ölmüşlerdi. Her iki dedesinden kalan miras kız kardeşi ve onun için fazlaydı bile ama, aynı mirasa ortak olan kuzenleri paylaşım konusunda sürekli sorun çıkarıyor, ikisinin de harcamalarını sürekli eleştiriyordu. Amcasının vefatının ardından, yengesinini de yalnız bırakmak istemedikleri ve ev de kız kardeşi ve ikisine büyük geldiği için birlikte yaşamayı teklif etmişlerdi. Kız kardeşi yengesi ile çok iyi anlaşıyor olsa da, evdeki düzenin kuzeni yüzünden bozulmasından Harun pek memnun değildi. Sürekli eleştiri yağmuruna tutuluyor bu yüzden de evden uzak kalmak istiyordu. Hikayenin Zuhal’e paylaştığı kadarı buydu, bu yüzden bu son cümleyle ne demek istediğini çok iyi anlamıştı Zuhal. Onun tek başınalığına özeniyordu aslında daha çok ama, bu tek başınalığın maddi güç olmadan ne kadar zor olabildiğine dair bir fikri yoktu kesinlikle. Yine de onun bu sözleri söylerken yüzünde oluşan çocuk ifadesi içine işlemişti.

“Ne zaman istersen gelebilirsin.” deyiverdi kalbindeki bu yumuşamayla.

Harun’un sık sık gelip onda kalmaları böylece başladı, Nurdal Hanım seyahetten döndükten sonra, uygun görürse arada bir evde çalışmak istediğini söylemişti ona, böylece hafta da bir gün evinde kalıyor, o günlerde de Harun ona eşlik ediyordu. Zaten oteldeki işi geç saatte bittiği için harun’la geldiklerini kimse görmüyordu. Birlikte projelerini yapıp, sohbet ediyorlar, sonrada annesinden kalan iki kişilik yatakta kıvrılıp uyuyorlardı. Evde çoğunlukla çay yağmak için bile tüp olmadığından, Harun gelirken ikisi içinde yiyecek ve içecek bir şeyler getiriyordu. Aslında buna bir kaç kez itiraz etmişti ama, başka türlü de ikisi birden aç kalmış olacaklardı.

Okulların kapanmasına çok az bir süre kalmıştı, proje ve ödev teslimleri son sürat devam edereken, Harun onlarda kaldığı bir gece “Artık senden hiç ayrılmak istemiyorum.” dedi gözlerinin içine bakarak.

“Ben de” diye geldi dilinin ucuna kadar ama, Harun ve o bu okul sayesinde tanışıp birlikte çok mutlu olsalarda, gerçekte birbirlerine hiç uygun olmayan iki ayrı hayattan geliyorlardı.

“Ne düşündüğünü biliyorum.” dedi ellerini tutarak. “Ama benim danışmam gereken bir annem ve babam yok, seninde öyle, dolayısıyla bizim yolumuzu kesecek kimse yok aslında birlikte olmamız için” dedi.

Bu düşünce gülümsetti Zuhal’i, gerçekten de öyleydi aslında düşününce.

“Benimle evlenir misin?”

“Ne?”

“Evet bak ikimizde mezun olacağız yakında, artık beklemek için bir nedenimiz yok, evlenebiliriz.”

Cebinden çıkardığı küçük kutuyu uzattı Zuhal’e, gecenin bir yarısı ikisinin de gözlerinden uyku akarken bu yaşanılanlar rüya gibi geliyordu Zuhal’e. Evet Harun’dan çok hoşlanıyordu içten içe, ama hiç böyle bir şey düşünmemişti.

“İstersen burada yaşamaya devam edebiliriz hatta!” dedi gülümseyerek Harun, kutudan çıkardığı sade yüzüğü geçiriverdi Zuhal’in parmağına.

Bir süre sessizce elindeki yüzüğü seyretti Zuhal, “Neden olmasın?” dedi sonra gülümseyerek.

“O halde okul biter bitmez evleniriz, ben de o zamana kadar burada seninle kalırım, ne de olsa biz artık nişanlıyız” dedi Harun sevinçle.

Ertesi gün Harun bu güzel haberi okulun yarısına duyurmuştu bile, neredeyse öğretmenlerden bile tebrik edenler olmuştu Zuhal’i. Öyle hızlı gelişmişti ki bu durum, bir yandan ne diyeceğini bilemiyor, bir yandan göğüs kafesini patlatacak bir mutluluk hissediyordu.

“Tebrik ederim, kekliği çantaya sokmuşsun” dedi Mehmet yanından geçerken, okula geldiği ilk günden beri onunla uğraşmasına alışkın olduğu Mehmet’in söylediklerine aldırmadı bile. Daha ilk haftasında, sadece okulda tam yiyebildiği öğününü çarpıp yere düşürmüştü kasten. Ailesinden birinin yönetim kurulunda olduğu söylendiği için öğretmenlerin çoğu dahil kimse ona bulaşmak istemiyordu, Zuhal’de istemiyordu, şurada son sınavlara hiç bir şey kalmamıştı.

Harun, Zuhal’in yanına taşınacağını evdekilere söylediğinde, bu kadar büyük bir tepki ile kaşılaşacağını ummuyordu. Kız kardeşi bile annesi ve babasının kemiklerini sızlatacağını ima ederek bağırmıştı ona, Zuhal gibi kenar mahallede yaşayan bir kızı nasıl olur da, bu aileye gelin görmeye layık bulurdu. Yengesi, kız kardeşi ve tabi ki hırçın kuzeni o kadar üzerine geldiler ki sonunda, hiç bir şey almadan kapıyı vurup çıktı evden. Uzunca bir süre de onları ne aradı ne sordu.

Okulda anne ve babası sağken iyi aile dostları olan bir ailenin kızı da vardı ki, kuzeni ve kız kardeşi ile aralarından su sızmıyordu. Ailenin onların kızı ile aralarında bir şey olması umudunu taşıdığını biliyordu, tabi Serpil’inde ama, Serpil gerçekten Harun’un sevebileceği gibi bir insan değildi. O daha çok Mehmet ile mutlu olabilirdi, çünkü yaratışılarında ortak pek çok şey vardı. Zuhal ile kendi aralarında nişanlandıkları haberi yayıldıktan sonra Serpil imalı bir şekilde onu tebrik etmiş, eğer kabul ederse, mirastan mahrum kalmamak ve ailesiyle arasını düzeltmek için ona bir teklifi olduğunu söylemişti. Mirastan mahrum kalmak Harun’un umurunda bile değildi, o Zuhal ile o küçük evde pekala da yaşayabilirdi ki zaten öyle yapıyorlardı. Diplomalarını aldıktan sonra ikisi de bir iş bulur çalışırlar, o zaman kimsenin parasına ihtiyaçları kalmazdı.

Evden ayrılıp da cebindeki para tükenmeye başladığında, işlerin pekte umduğu gibi olmayacağını anlamaya başlamıştı Harun. Zuhal kendi başına bile geçinebilmek için iki işte birden çalışıyordu, kendi parası olmassa kızcağızın ikisine birden bakacak hali yoktu. Hoş o seve seve kabul ederdi bunu da biliyordu ama, bir an önce ya iş bulması, ya da gerçekten ailesini Zuhal ile evlenmesine ikna etmesi gerekiyordu. Bundan Zuhal’e bahsetmeyeye karar vererek bir iki iş araştırmaya başladı.

Kılığı kıyafeti haddinden fazla düzgün ve şehirde tanınmış bir ailenin oğlu olduğu bilinmesi nedeniyle iş için gittiği yerler ona gülümsüyordu sadece, tanımayanlar ise tecrübesiz eleman çalıştırmak istemediklerini söylüyorlardı. Bir hafta Zuhal kafeye gittikten sonra, iş aramaya devam etti. Sonunda bir pizzacıda paket teslim etmek üzere işe alındı. Ücretini haftalık alacaktı ama, bu ücret o kadar cüziydi ki, her akşam ikisi için aldığı yiyecekleri sadece üç gün karşılayabilirdi. Dedelerinden anne ve babasına ve onlardan da kendisine kalan miras onun hakkıydı, yarın bir gün çocukları olduğunda ne yapacaklardı, onları bu mirastan mahrum mu bırakacaktı. Kendileri bir şekilde idare edip kazanabilirlerdi ama sonuçta o para da çocuklarının da hakkı olacaktı.

Ailesi ile yeniden yüzleşmeden önce ki zaten Zuhal konusunda ikna olacaklarını hiç sanmıyordu, Serpil’in teklifini değerlendirmeye karar verdi. Zuhal’e bir şey anlatmayacaktı şimdilik, zaten ailesinin kendisi ile olduğu için onu redetmeye kalktığını duysa çok üzülürdü, o yüzden bu işi ona duyurmadan halletmesi gerekiyordu.

Serpil planı duymak istediğini söylediğinde, kocaman bir kahkaha atttı önce, “Geleceğini biliyordum tatlı çocuk, bak istersen Zuhal’i hemen bırakıp benimle nişanlanabilirsin, biliyorsun bizimkiler yıllardır senden bu performansı bekliyorlar, hem böylece mirasın da katlanır ne dersin?” dedi pis pis gülümseyerek.

“Teklifi duymak istiyorum.” dedi Harun.

“Teklifim şu, senin de benim de ailelerimizin bizim birlikte olmamıza bir itirazı olmaz biliyorsun, ayrıca benim de olmaz. Bu yüzden sen de, ben de onlara bir süre denemek istediğimizi söyleceğiz, ama bu süre zarfında sen bana Zuhal’e davrandığın gibi davranacaksın, onu öptüğün gibi öpeceksin beni. Sonra ben onlara seninle yapamadığımızı söyleyeceğim, Zuhal’i çok sevdiğimi onun ne kadar iyi bir kız olduğunu filan anlatacağım, doğru olanın onunla evlenmen olduğuna onları ikna edeceğim.”

“Ne saçma bir plan bu, Zuhal’e ne söyleyeceğim.”

“Hiç bir şey söylemene gerek yok o zaten çalışıyor, seninle beni nereden görecek, senin ya da benim evimde buluşuruz. Ailelerimizde birlikte olduğumuza ikna olur, okulda kimseye de bundan bahsetmeyiz.”

“Sana neden güveneyim peki?”

“Çünkü başka çaren yok tatlım.”

“Ne kadar sürecek bu oyun peki?”

“Bir kaç hafta, bilemedin bir ay, olmuyor demenin inandırıcı olması için de biraz zaman lazım öyle deği mi?”

“Geceleri Zuhal’in yanına gideceğim ama!”

“Nereye istersen gidebilirsin.”

“Peki ya onları ikna edemessen.”

“Kuzenin ve benim ne kadar yakın olduğumu bilirsin, ikimizde birbirimiz hakkında kimsenin bilmediği pek çok şeyi biliyoruz, sen bana güven onun ikna olması demek ailenin ikna olması demek.”

Serpil’in ne kadar güvenilmez ve acımasız bir kız olduğunu bilse bile, anlattıkları sadece bir ay katlanması gereken bir süreçti, Zuhal’in kulağına gitmeden kotarabilirse gerçekten o zaman tüm gelecekleri garanti altında olacaktı. Eğer Serpil onu  yarı yolda bırakırsa, bu çirkin teklifi en azından onun ailesine anlatabilirdi, babasının çevrede böyle bir dedikodunun yayılmasını istemeyecek kadar tutucu bir adam olduğunu biliyordu.

“Tamam, ama sadece bir ay, eğer sonunda ailemi ikna edemessen ya da sözlerini tutmazsan Murat Amca ile konuşurum haberin olsun.”

“Anlaştık, yarın okuldan sonra görüşürüz o halde.” dedi Serpil yanağından bir makas alıp uzaklaştı yanından.

Sevdiği kadın için bile parasız kalmayı göze alamadığı için kendine çok kızgındı Harun ama, bunu çocukları için yaptığına bir şekilde kendini ikna etmeyi başarıp oyunun içine girdi ertesi gün.  Bu bir ay boyunca geceleri hariç Serpil ne  isterse yapacaktı.

Daha ilk haftanın sonunda Serpil arkadaşları ile bir tekne gezisine çıkacaklarını ve onunda gelmesi gerektiğini söyledi, okuldan arkadaşları değildi bu yüzden endişelenmesine gerek yoktu ancak bütün hafta teknede olacaklarından Zuhal’in yanına dönemeyecekti. Teknedekiler babasının iş arkadaşlarının çocukları olduğu için bu onlara inandırıcı olmak içinde iyi bir deneyim olacaktı.

Zaten planın bir haftası dolmuştu, kalan üç hafta içinde bunun tekrarlanmayacağına söz alarak kabul etti Serpil’in teklifini, Zuhal’e haftasonu ailesi ile şehir dışına gideceğini söyledi, nasılsa kızcağız onlarla arasının iyi olmadığını biliyordu. Harun ondan kalmaya başladığından beri Nurdal Hanım’ı çok az ziyarete gidebildiği için o da bu arada Nurdal Hanım ile vakit geçirebilirdi. Yönetim kurulundan birinin aracılığı ile okula girdiğinden kimseye bahsetmeyeceği konusunda söz verdiği için, çalışmak için gittiği evin sahibinin Nurdal Hanım olduğunu Harun’a söylememişti, çok eskiden bu mahallede yaşamış yardımsever bir kadın olduğunu söylemişti sadece, bu da yalan değildi zaten.

Nurdal Hanım Zuhal’i yeniden gördüğüne sevinmişti, uzun süredir seyrek görüşüyor olmalarını son sınavların yaklaşmasına bağladığı için kızın üzerine gitmiyordu. Zuhal’de ona Harun’dan bahsetmek konusunda tereddüt ediyordu aslında ama, parmağındaki yüzüğü farkedince, ona kendisinde kaldığı dışındaki her şeyi anlattı.

“Senin adına çok sevindim. Harun’un ailesini tanırdım çok iyi insanlardı gerçekten, Harun ile zaman geçirmedim ama okuldakilerden duyduğum kadarıyla o da pırlanta gibi bir çocuk, inşallah çok mutlu olursunuz” dedi sevinçle.

Zuhal, Nurdal Hanım’ın onu kendisine benzettiğini biliyordu içten içe, şimdi aynı onun gibi kendi sınıfından olmayan biriyle evlenecekti, mutluluk dileklerinin ardındaki tedirginliği sezmiş olsa bile, bu dileklerin yürekten söylendiklerini bildiğinden gülümsedi sadece.

“Seni ailesi ile tanıştırdı mı peki?” diye sordu Nurdal Hanım.

“Hayır henüz değil” dedi Zuhal, aslında bu hiç aklına gelmemişti.

“O halde yakında tanıştırır sanırım, yüzüğü parmağına taktığına göre.”

“Evet sanırım, henüz bu konuda bir şey konuşmadık, yengesi, kuzeni ve kız kardeşi var diye biliyorum sadece.”

“Evet ben de öyle biliyorum, hakkınızda hayırlısı olsun inşallah.”

“İnşallah efendim.”

(devam edecek)


 

IMG-2944

“Başkentin bahar kokulu sokaklarından, yüreğimin sesini duyabilen ve yazılarımı okuyarak yüreğimi büyüten herkese teşekkür ederim.”

Gülseren Kılınç

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s